lyne

  • 254
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

monna rosa

sezai karakoç'un neden sıradışı bir imla ile "monna rosa" adını verdiği bilinmeyen şiir. bilkent üniversitesi türk edebiyatı bölümü öğretim üyesi lourent mignon "çağdaş türk şiirinde aşk, aşıklar, mekanlar" adlı kitabında şiirin ismi ile ilgili şu yorumu yapar:

"bazı bölümleri anadolu’da geçen ve tasavvufi boyutu olan bir şiirde sevgilinin yabancı bir isminin olması şaşırtıcıdır. ancak "rosa"nın latince gül demek olduğu unutulmamalıdır. gül, divan edebiyatının başlıca imgelerindendir ve çağdaş türk şiirinde osmanlı medeniyetinin kültürel birikimini temsil eden bir simge olduğu söylenebilir. sezai karakoç bir çok eserinde gül imgesini kullanmıştır. “monna rosa” adlı şiirde gülün latincesini, “rosa”yı kullanması genel olarak karakoç’un ilk eserlerinde bulunan, bir çok eleştirmenin de onu ikinci yeni'nin içinde değerlendirmesine sebep olan kapalı ve soyut öğelerin yoğunluğu çerçevesinde değerlendirilmelidir.
biraz sıradışı imlasına rağmen monna rosa başlığı, leonardo da vinci’nin meşhur jokond portresini hatırlatır. bilindiği gibi resmin diğer adı mona lisa’dır. ancak bu şiirde rönesans dahisinin eserlerine açık veya kapalı hiçbir gönderme yoktur. belki de bu başlık nazım hikmet’in jokond ile si-ya-u adlı eserinde jokond’a sahip çıkmasına bir cevaptır. nazım hikmet’in mona lisa’sı destanın sonunda, çin’deki sömürge vahşetine tanık olduktan sonra tarihsel maddeciliğe dönerken, monna rosa, gizemci özlemin nesnesi oluyor. şiirin başlığını böyle siyasi bir değerlendirmesi, o kadar da abartılı değildir. 1951’de nazım hikmet sovyetler birliği’ne sığınmıştı. soğuk savaşın gerilimli yıllarıydı. türkiye’de de solcularla sağcılar arasında bazen sadece kelimelerle kalmayan şiddetli tartışmalar oluyordu. 1954 yılında sezai karakoç yayın hayatı kısa sürmüş, bir çok yönüyle ilkel, komünizm karşıtı “komünizme hücum” adlı dergide iki yazısını ve bir şiirini yayınlattı. bu eylemi, karakoç’un markisizme karşı tavrını açıkça göstermektedir. böylece monna rosa’nın başlığı sahiden o doğrultuda değerlendirilebilir: türkiye’nin kültürel kaderini o kadar çok etkilemiş olan sağ-sol çatışmasının bir sahnesi de belki louvre müzesindeki bir resmin önünde yaşanmış oldu." (s141-142)

devamını okuyayım »