makinedeki hayalet

  • 4078
  • 0
  • 0
  • -1
  • geçen ay

tahtacı fatma

* süha arın filmleri sonrası hastalandığını, bunun fiziksel yorgunluklardan daha çok filmlerinin kadraja aldığı toplumsal olgu ve olayların sarsıcı etkisinden kaynaklandığını belirtmektedir. tahtacı fatma bu vecd halinin en saf yansımasıdır. arın'ın filmin zihninde belirmesi ile alakalı hatıraları da bu coşkunluğun yankısını desteklemektedir. 1977'de orhan asena senaryosu olan "yörük elif"in çekimi için yaptıkları keşif esnasında antalya dokuz göller bölgesinde tahtacılarla karşılaşmıştır. tahtacı obası aydın ve kendini geliştirmiş orman emekçilerinden mürekkeptir. tahtacılarla karşılaşmasını başıboş ve avare dolanan bir adamın "ormanın derinliklerinde" batıni bir güce rastlaması biçimindedir; anlatımı bunu çağrıştırmaktadır. gizemli ve yabani ormanın bu masalsı canlıları dalgın adama bilgelik deneyimi yaşatmıştır. ormanın yüreğinde histerik bir aydınlanmaya kavuşmuş ve kendisine yeni bir hayat bağışlanmıştır. baş döndürücü deneyimler seyirciye aracısız aktarılmaktadır. estetik sarsılmalara ve cezbe sürükleyen heybetli bir eser üretilmiştir. finansör bulamayan süha arın borç harçla filmi çekmiş ve iki yılını bu borcu kapatmakla geçirmiştir. bir insanın hayatında belki de bir kez tesadüf edeceği bu imkanı tepmemiştir.

* tahtacı fatma ormanı özlüyor. orada daha özgür olduğunu, nane, kekik kokusu içinde keyfince dolaştığını, çocukluğunu ve ilk gençliğini yoran bütün ağır şartlara rağmen ormanın sesini unutamadığını söylüyor. rutin bir şehir hayatıyla hiçbir benzerliği olmayan renklilikte bir çocukluk. obanın bireyleri heterodoks kültürü taşıyor. fatma'nın çocukluğu buhur içinde kalabalıklaşmış. oyunlar, hikayeler, ışıltılar, semahlar ve ezgilerle dolup taşmış. bu minvalde, çocukken şikayet ettiği konar göçer hayatı şimdi hasretle anması çelişkili görünmüyor. tabiatla hemhal olmuş, ondan tomurcuklanmış bir kültürün enginliği yanında ev hayatı tanrıların cümbüşünü örselemeye benzemektedir.

* yönetmen aydın fikirli, ileri görüşlü, kendini yetiştirmiş tahtacılar karşısında donup kaldığını dile getiriyor. asla hazır bir metin kullanılmamış, bütün konuşmalar doğaçlamaymış. belgeselin kahramanlarının sözcük dağarcığı, kurdukları cümleler, bakış açıları, olguları yorumlama biçimleri gerçekten hayret verici. obanın üyeleri ile ilgili sosyolojik-antropolojik özel bir çalışma yürütülmediği için ben kendi görüşlerimi belirteceğim. alevilerde kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa aktarılan şifahi (sözlü) kültür çok zengindir. deyişler, cenknameler, meseller sadece dini-örfi öğütler vermekle kalmaz örtük ve açık bir şekilde toplumsal olgular (eşitsizlik, adalet, tabakalaşma vd.) hakkında bilgiler nakletmektedir. alevilik senkretik bir inanç yapısına sahiptir. kitabi dinlerin yanı sıra pagan inançları da haznesine katmıştır. hatta kitabi dinleri animistik inançlarla "diri" bir hale getirdiğini söylemek mümkündür. otoriter fıkıh yoktur, derenin şırıltısı, turnanın kanatlanışı, bağlamanın daveti vardır. bu bakımdan alevilikte otodidakt öğrenmeyi teşvik eden bir kültürel motif mevcuttur. diğer neden ise 1970'li yılların sosyalizm akımlarıdır. türkiye'nin kırsal nüfusunu okumakla ve aydınlık düşüncelerle atatürk devrimleri, köy enstitüleri ve sosyalist hareketler buluşturmuştur. alevilerin, hele orman işçisi alevilerin sosyalist düşüncelerden etkilenmesi ve emekçiye dönüşmesi kaçınılmazdı. ne buldularsa okumaları, ulusal ve uluslar arası meseleleri tartışmaları, ormanın içinde bir nevi "kamusal alan" oluşturmaları sosyalizmin hedefleriyle uyumludur. 12 eylül darbesi sonrasında itildiğimiz uçurumdan köylüler de nasibini aldı.

* yönetmenin yılmaz güney ve metin erksan (özellikle kuyu) sinemasından esinlendiğini düşünüyorum. ancak onlardan ayrılan nokta filmin avangart tekniği. o taraf da fransız yeni dalga sinemasını çağrıştırmaktadır.

* "çok aydın fikirliyiz, ama fakir misin, beş tane kitap yutsan cahilsin. var mı pulun, cümle alem kulun. yok mu pulun, cehennemdir yolun". (ahmet kara)

devamını okuyayım »