markut

  • 403
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

sözlük yazarlarının ingilizce seviyeleri

* marko'nun hatıratı

kısım 2 - hav are you ne var you

epeyce uğraştıktan sonra kendimi ,her askerin rüyası olan orduevine aldırmayı becermiş, orkestraya solist olarak seçilmiştim. 313.kısa dönem taifesinden , nasıl olduysa bir değil –iki değil üç poşet birden tüfekten ,postaldan kurtulmuştuk. lacileri çekmiş ,makosenleri giymiş iki dirhem bir çekirdek efendiler gibi orduevi müdüriyetinde hazırola geçmiştik. hakan , tarkan ve bendeniz marko.

odada biz ve birkaç komutan vardı. "hangi bölümlerden mezunsunuz, ne tarz müzik yapıyorsunuz , daha önce nerelerde çaldınız " gibi beylik suallerden sonra ,kısım komutanın bir tanesi
"yabancı dil durumları nasıl çocuklar?" diye sordu.

bassçımız hakan hemen zıpladı . " komtanım ben 3 sene ingiltere'de kaldım. ses matematiği okudum manchester’da "
- aferin,dedi komutan.hakan böylece ilk bedavadan aferini almış oldu. tarkan odaya girdiğimizden beri kıpır kıpırdı zaten, gözler ona doğru döndüğünde büyük bir tutkuyla cevabı yapıştırdı .

" ben de almancadan 4 yıl tömer 'e gittim komutanım. bilmem ne kuruna kadar geldim. kabiliyetimi görenler şaştı kaldı. almanca okuduğum şiirlerle nicelerini gözyaşları içinde bıraktım .öyle oldu böyle oldu v.s v.s ‘’

‘’bravo evlat’’ dedi yarbay.

bu dakikadan sonra benlik bir durum kalmamıştı.iki tane hint-avrupa dili sevdalısı türk askeri odanın havasını çoktan değiştirmişti.

‘’ peki ya sen ? ‘’

marko : ' ben mi ? nasıl desem komtanım , benim ingilizce işte ,eh işte kendime kadar . how are you ,ne var you filan idare ede ede bugünlere geldik ehi ehi '

komutan bir sicilime baktı , bir tipime baktı. " e nasıl bitirdin okulu ? " diye sordu. haklıydı. diplomada almanca işletme yazıyordu.

" o yok ,bu yok .nasıl turizmcisin sen marko oğlum ! "

yine ‘ehi yaparak olayı başka tarafa çektim.yarattığım mahçup kaçamaklı ifade beni kolpacının önde gideni gibi gösteriyordu belki ama aranan kan ziyadesiyle bulunduğu için komutan üzerime daha fazla gitmeye de gerek görmemişti.

" hakan" dedi yarbayımız (allah gani gani rahmet eylesin ) " merkez lojmanlarında ,subay astsubay çocuklarına kurslarımız var hafta sonları. orda günde 2-4 saat yabancı dil programı başlattık .çok güzel de bir ekip oluşturduk. sen hafta sonları orda ders vereceksin.burdaki bar programı ve etkinlikler dışında öğretmenlikle vazifelisin.tamam mı aslanım "

odadaki kısım astsubaylarından mustafa başçavuş da yarbaya dönerek :
" komutanım benim de oğlan almanca'dan kaldı. çok sıkıntılı kerata ,zeki ama çalışmıyor. tarkan da onunla ilgilenir " dedi.

- alâ, diye buyurdu yarbay.

kendimizi sevdirmiştik. askerliğin güzel geçeceği az çok belli olmuştu.millet tankçı bölüğüne , topçu birliğine ,jandarma alayına giderken bizler ‘orduevi orkestrası’na tertip olunmuştuk.daha n'olsundu .

hüşu içinde odadan çıkmış çay içmeye kantine giderken , enteresan tepkiler almaya başladım bizim şahane ikiliden .ben herkesi mutlu mesut sanırken bizim hızlı gitarist tarkan 'sen niye öyle yaptın şimdi hacı ' diye sitemkar bir çıkışta bulundu bana. ‘ bizi piç gibi bıraktın. kurs-murs bi sürü hikaye çıktı başımıza amına koyyim ‘ . hisli çocuktur tarkan , gözleri buğulu bir anadolu yağızıdır. kızgınlığı ne komutanlaraydı, ne de kendine.üstüne kalan ihalenin faturasını bana kesiyordu.

- hayırdır olum, dedim.zorla mı söylettiler .içerde hamiyet yüceses gibi şakıyodun ya lan. kanında alman kanı akıyordu adeta. himmlerlerin ,bismarckların torunu gibiydin.

hakan ise çok kurttur. olan olmuş , giren girmiş. bu vakitten sonra beni de yanına katma peşinde. dava arkadaşı arıyor. "arada bi uğrarsın ha babuş , güzel kızlar olur ortamda .derslere filan girersin bazı bazı "

- yok ,dedim dayı çok sağol. öpüyorum sizi.ikinize de hayırlı vazifeler.

marko aslında ingilizce çevirmendi. hakan'la acemilik döneminde dostluk bağı kurmuşlar ,bir ay boyunca yedikleri içtikleri ayrı gitmemişti.ikisi de büyük iron maiden'cıydı ta ortaokul yıllarından mesela , ikisi de billy wilder sinemasını seviyor , ikisi de jimmy carter’dan nefret ediyordu. ikisinin de sersemletici kelime bilgileri vardı. bu hususta birkaç defa güreşe tutuşmuşlar ,yenişememişlerdi. ortaya çıkan epopeyi civardaki poşetler ağzı açık ayran budalası gibi izlemişlerdi.
marko bunun yanı sıra çok iyi almanca biliyordu.ama bu bilgileri paylaşmanın o ortamda zarar getireceğini ivedilikle analiz edebilmiş ve herkesin can attığı türde bir askerlik vazifesine önü nimetlerle dolu orduevi askerliğine henüz resmen geçiş yapmıştı. (müzisyenliği apayrı yazı konusudur markonun ) hal böyleyken aynı kaderi paylaştığı ekip arkadaşlarının kendi kendilerini budalaca aslan kafesi içine atmasını ayrıca yadırgamıştı .

marko vazifesi boyunca devamlı sahneye çıktı. özel gecelerde söylediği show must go on’larla, blaze of glory'lerle , paint it black’lerle adapazarı orduevi akşamlarına yepyeni bir soluk getirdi

( cedid-i askeriye’den )

* poşet : kısa dönem askerlik yapanlara ,uzun dönem erler tarafından incitme maksatlı takılan lakap.

devamını okuyayım »