marsec

  • azimli
  • şamda kayısı (717)
  • 3171
  • 17
  • 1
  • 0
  • 3 gün önce

equilibrium

insanların çoğunlukla "gönderme - klişe" ekseninde kendilerini nereye koyduklarına göre eleştiriler alan bir film. kendi adıma ben beğendim, belki de bunun nedeni benim gönderme seven bir insan evladı olmam ve hakkında yapılan yorumların yarısında geçen bütün eserleri de okuyup gayet seviyor olmamdır, bilemiyorum. zira gönderme ve klişe arasındaki ayrım herkes tarafından aynı şekilde algılanmamakta, belki de yönetmenin / eserin yazarının özellikle göstere göstere yaptığı göndermeler kimisine ilk dakikadan klişe geldiği için böyle yorumlar almakta bu film. yine de ben (de) bu filmi illa ki kült yapmak ya da "berbat" diye nitelendirmek arasında bir nokta olmamasındaki siyah - beyaz ayrımına şaşmaktayım. [gördüğünüz gibi dahi anlamındaki de'yi parantez içine alarak bir takım refere sorunlarından kurtuldum, dahi miyim neyim. neyse...]

hakkında yazılanların tamamını okuduktan sonra birkaç noktaya da ben değineyim izninizle, çünkü yorum farklılıklarına açık kısımların dışında bariz bir şekilde yanlış anlaşılan/anlaşılamayan kısımları mevcut.

--- spoiler ---
--- spoiler ---
"filmin sonunda monitörler kırılınca şehirde patlama oluyor, yuh nasıl iş"
bu yoruma inanıp inanmamak arasında uzun süre düşündüm sevgili sözlük. bu filmi izleyen ve bazılarını tanıdığım kişilerin dvd / vcdlerinin aynı yerinin bozuk olma ihtimali nedir acaba? soruyorum çünkü patlamaların nedeni filmin ikinci yarısında açık açık asilerin liderinin ağzından seyirciyle paylaşılıyor: "baba öldüğünde şehirdeki prozium fabrikalarına bombalı saldırılar düzenleyeceğiz". uzun süredir planlanan ve olması için tetikleyici bekleyen bir eylem bu, john preston da şehri "hipnotize eden" yayını durdurduğunda isyancılar gerekli işareti almış oluyorlar ve bigbadabum gerçekleşiyor, roket bilimi kadar karmaşık değil açıkçası.

"1984'ün aynısı"
evet, 1984 atmosferine çok benzeyen bir atmosfer hakim filme. "baba" karakteri, insanların sürekli izlenmesi vs. tamam ama benim sözlüğümde bir şeyin diğerinin "aynısı" olmasının bazı başka şartları mevcut. "1984'e benziyor", veya "1984'ün ortamına benziyor" ayrı "tıpkısının aynısı, yeniden çevrimi, eşek etinden yapılma hali, coverı, spin-off'u" ayrı. zira bu ikisine aynı diyenler ya equilibrium'un sonunu izlememişler, ya da 1984'ün sonunu okumamışlar. belki de dvdlerinin o kısmı da bozuktur, bilemiyorum.

"baba karakteri hissediyormuş ama filmin sonunda öğreniyoruz"
baba karakterinin "hissedebilmesinin", daha doğrusu bilinçli olarak kendisinin hissetmeyi seçmesinin filmin mantığı açısından herhangi bir problem teşkil etmemesinin yanında, kendisinin "hissedebildiğini" zaten gene daha önce ellerini masada gezdirmesi (preston'ın ilk "uyanış"ı sırasında merdiven trabzanını hissedişini hatırlayın. iki karakterin de alelade elini oraya buraya sürmekten öte isteyerek ve hissederek yaptıkları eylemlerdi bunlar) ve sinirlenip yumruğunu vurmasından çok açık olmasa da anlayabiliyorduk.

"matrix'le aynı"
açıkçası gene 1984 benzeri bir yorum bu, benzer aksiyon sahneleri ve pardesü imgelerinin haricinde ben aman aman bir matrix benzerliği kuramadım. zaten izlerken kendim de "aaa pardesü, matrix lan bu" demedim ama filmi izleyenlerin yüzde bilmemkaç-nokta-kaçının (küsüratlı veriyorum bilinçli olarak) böyle düşündüğünün de farkındayım. derseniz ki "iki filmde de 'sistem' var ve sisteme karşı duruluyor, fak dı sistım o yea", sistemlerin farklılığından, verilen mesajların birbilerinden nasıl ayrıldığından dem vurur ve sizi sinemadaki sistem eleştirisi grubu altında toplanabilecek filmlerin geri kalanından habersiz olduğunuz için kınarım, hepsine "matrix taklidi" mi diyelim şimdi?
--- spoiler ---
--- spoiler ---

devamını okuyayım »
10.05.2007 03:41