martinheidegger

  • 58
  • 2
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

seni seviyorum öyleyse ne isen o olmanı istiyorum

logos'un rasyonel düşünümü, duyguların sergilediği kaotik oyunların karşısında durduğunu sanarken, gerçekte rasyonalite sadece duygu denizinde bir ada gibi yüzmektedir.

bu gerçek önümüzde tüm berraklığı ile dururken, düşünce tarihi ve dinler tarihinin daha da büyük bir bölümü duygulara karşı savaş vermiştir. (bkz: quintus septimius florens tertullianus), de spectaculis*isimli eserinde bu düşüncenin doruk noktasını şu sözler ile ifade etmiştir: "omne enim spectaculum sine concussione spiritus non est", yani ruh şiddetli anlamda sarsılmadıkça gösteri olmaz. zevkin olduğu yerde, ona lezzetini veren tutku da vardır; tutkunun olduğu yerde, ona lezzetini veren kıskanç çekişme; kıskanç çekişmenin olduğu yerde de öfke, acı gibi duygular olacaktır.

rasyonalite yetisi, beyin fizyolojisi özelinde neokorteks ile ilişkilidir. nöroloji'nin sağladığı bilgiler doğrultusunda duyguların limbik sistem, hipotalamus ve amigdala gibi beyin merkezleri üzerinden dopamin, serotonin, noradrenalin, testosteron, östrojen gibi birkaç önemli kilit maddenin hormonal etkileşiminin ifadesidir diyebiliyoruz. bu maddelerin etki şekli çok kutuplu bir gerilim alanına karşılık gelirken insandaki duygudurum dalgalanmaları özelinde de benzer şekilde kaotik bir etkiye sahiptir, nitekim (bkz: galenos) eserinde sanguin, choleric, phlegmatic ve melancholic şeklindeki karakter tiplerini belirlemede yardımcı olan sıvıdan humores diye bahsederken, (bkz: aristoteles) filozofların çoğunlukla melankoliklerden çıktığını söylemiştir.

akıl, düşünler yaratır, anlak gerçekleri bulur; gerçekler c a n s ı z d ı r ve fakat ifade edilebilirler. düşünler onları yaratanın yaşayan benliğine a i t t i r ve sadece h i s s e d i l e b i l i r l e r. anlakın özü e l e ş t i r i, aklın özü y a r a t ı m d ı r. akıl yaratılacak olanı yaratır, anlak ise bunu k o ş u l l a r.

(bkz: parmenides), m.ö 500 yılında bu gerçeği "to gar auto noein estin te kai einai" , yani "çünkü aynıdır düşünmek ile varlık" ile kalıba oturtan ilk filozof olmasına karşın, aynı gerçek (bkz: platon), (bkz: aristoteles) ve (bkz: thomas aquinas) tarafından ifade edilerek günümüze kadar gelmiştir. bir başka deyişle: "veritas est adaequatio rei et intellectus" , yani "gerçek, şeyler [nesne] ve aklın uygunluğudur".

duygular, çoğunlukla ruhsal durumları, yani sadece öznel alana ait olan fenomenleri kapsayan üst kavramdır denilebilir. yani sevgi ve nefret, yalnızca ö z n e l e r a r a s ı bağlamda anlam ifade eden duyguların ana temsilcileridir. bu durumda da sevginizi yalnızca başka bir varlığa y ö n e l t e b i l i r ama nesneler özelinde ondan bahsedemezsiniz. bu fenomenleri agape, philia ve eros anlam ekseninde düşündüğümüzde aradan sıyrılacak ilk şey agape olacaktır. agape, yalnızca y a n s ı m a yoluyla ortaya çıkan bir ilkedir ve bu en nihayetinde hepimizin insan olarak birbirimize benzediğimiz, tüm bu benzerlikler ve farklılıklarımıza karşın aynı duygu temelli olduğumuz bilgisine sahip olmaktan geçer. kısaca şöyle de denilebilir: "aslında hepimiz farklılıklarımızda dahi aynıyız."

aynı zamanda sevgi olmadan ifade edilen bir gerçeğin nadiren gerçek olarak kabul edildiği de bilinen bir şey. gerçek, esas anlamı itibariyle gerçek olabilmesi için, s e v g i ile ortaya çıkmalıdır. her zaman gerçeği söylemeliyiz, ancak her zaman d o ğ r u olan h e r ş e y i söylememeliyiz.

bu da sevgisiz bir gerçeğin o l m a dı ğ ı n ı n göstergesidir. sadece sevgide söylenenlerin d u y u l m a ve a n l a ş ı l m a şansı vardır. sevgiye büründürmeden birbirimize savurduğumuz o kadar çok gerçek var ki, bu da bir insanı gerçekten sevmeden ona gerçeği söyleyemeyeceğimizin kanıtıdır. eğer bu sevgi eksik kalırsa, gerçek dediğimiz şey inat, güç oyunu, gülünç, kısaca ç a r p ı t ı l m ı ş bir hal alır. bunu günümüz postmodern toplumlara uyarlar isek (bkz: jean baudrillard)'ın deyimiyle simulakrlardan söz edebiliriz.

peki sözüm nasıl gerçek halini alır?

1) konuşmamı sağlayan k i ş i y i ve konuşacağım konuda yetki sahibi olduğumu düşündüğüm ş e y i tanıyarak;
2) bulunduğum y e r i tanıyarak;
3) hakkında konuştuğum konuyu bu bu b a ğ l a m a alarak."

(bkz: charles sanders peirce) yukarıdaki ifadeleri doğrular nitelikte akıl, sevgi ve toplum üçlüsünün iç içe geçtiğini vurgulamak için (bkz: the doctrine of chances) isimli eserinde logical sentiment kavramı ile desteklediği şu harikulade sözlere yer vermiştir:

"he who would not sacrifice his own soul to save the whole world, is, as it seems to me, illogical in all his inferences collectively. logic is rooted in the social principle."

“bana öyle geliyor ki, tüm dünyayı kurtarmak için kendi ruhunu feda etmeyenler, tüm çıkarımlarında toptan mantıksızdır çünkü mantık, kökenini toplumsal ilkeden alır."

(bkz: martin heidegger), 1960 yılında freie universität berlin'in fahri doktora verdiği (bkz: ludwig von ficker)'in anma töreninde doğaçlama bir konuşma yapmış ve bu konuşmada (bkz: antoine de st. exupery)'nin (bkz: la citadelle) isimli eserinden şu cümleyi alıntılamıştır: "fonde l'amour des tours qui dominent les sables," yani çöle egemen olan kulelerin sevgisini kurun.

çöl, büyümenin olmadığı yerdir. sadece bu değil, çöl aynı zamanda hiçbir şeyin büyümesine izin vermeyen bir yerdir ... yıkımdan daha ürkütücü bir şey varsa o da çölleşmedir ve belirli, geniş ölçüde düşünülmüş, ancak yine de olumsuz anlaşılmamış bir anlamda bir yıkım çağında yaşadığımızı ve artık büyüme olmadığını, ancak her şeyin, dilimize kadar planlama ve hesaplamaya tâbi olduğunu ve bilginin öngörülebilir bir zamanda araçsallaştırılacağını söylemek istiyorum.

çöle egemen olan kulelerin sevgisini kurun. kuleler! şair aslında burada başka kuleleri düşünmüştü. çanların çaldığı, günlerin ve yılların saatlik seyrini gösteren kuleler vardır. bu kulelerden daha derin düşünüldüğünde, şairlerin ve düşünürlerin konuşmaya çalıştığı sessizlik çınlar. çöle egemen olan kulelerin sevgisini kurun. kurmak, yani temellendirmek ve armağan etmek demektir. sevgiyi yay! sevginin en derin yorumu (bkz: augustinus)'un amo volo ut sis sözlerinde yatar, yani seni seviyorum, öyleyse ne isen o olmanı istiyorum. "bir "meseleyi" ya da "kişiyi" özü ile ele almak; onu sevmek, onu istemektir. daha köklü düşünüldüğünde istemek, özü hediye etmek anlamına gelir. böyle bir isteme, yapabilmenin asıl özüdür; bu yapabilme sadece şunu ya da bunu başarmak değil, bir şeyin varlığını kendi çıktığı-yerde, "özünde sürdürebilmek", yani onu oldurabilmektir. bu istemenin yapılabilmesi "sayesinde" bir şey gerçekten olabilir." özün sürdürülmesine izin veren ve kulelerden çınlayan sessizliğin duyulmasına olanak sağlayan bu sevgiyi yaymak; bu sevgiyi yaymak, tesis ve armağan etmek bilimi ve tüm eylemlerini aşar.

seni seviyorum, öyleyse ne isen o olmanı istiyorum.

sonsuza kadar.

devamını okuyayım »