martynmystere

  • 475
  • 16
  • 4
  • 0
  • dün

14 temmuz 1987 queen afyon konseri

afyon'da caz festivalleri yapıldığına, klasik müzik konserleri verildiğine inanıyorsunuz; buna mukabil queen'in geldiğine, yeri göğü salladığına inanmıyorsunuz, öyle mi?

her ne kadar başlangıçta olabildiğince gizli tutulması düşünülmüşse de artık bunun bir önemi kalmadığından ve hala bilmeyen/inanmayan birilerinin olduğunu görmek de beni gerçekten üzdüğünden, sene-i devriyesinin de yaklaşması itibarıyla hatırlayabildiğim kadarıyla bir şeyler yazmak istiyorum.

ve elbette konseri anlatacağım ama öncesinde bu fikrin nereden çıktığını, nasıl oluştuğunu, hangi aşamalardan geçtiğini anlatmak gerekiyor. zira, internet denen şeyin henüz hayal bile edilemediği, iletişimin dumanla haberleşmenin bir tık ötesi olduğu bir dönemde yaşandı bunlar. böyle bir dönemde queen nedir, freddie kimdir, afyon'u nereden bilir de gelir, sıradan afyonlu onu nasıl bağrına basar?... bunların anlatılması lazım.

yazı biraz uzun olacak, başlamadan uyarayım.

malûmunuz, kurtuluş savaşı öncesinde afyon'un hatırı sayılır bir rum ve ermeni nüfusu vardı. bir kısmı büyük taarruzla birlikte yunan ordusunun peşinden yola çıkan, bir kısmı da mübadele sonrası göçen bu rum vatandaşlarımızdan bir kısmı ingiltere'ye yerleşmiş, orada başka rumların yanı sıra türk ahbaplar da edinmiş ve zamanla bütün kırgınlıkları unutup gurbetçi ruhuyla toplanarak geçmişi yad etmeye başlamışlardı.

bunların çocukları ve torunları da görüşmeyi devam ettirmişti. dedelerinin ninelerinin fotoğraflarına bakıp, "ah, zamanında nasıl kardeşçe, güzelce yaşıyorduk o topraklarda" diye içlenirlerdi.

bu rum göçmenlerin ikinci neslinden biri seksenlerin başında atalarının yaşadığı toprakları görmek için kalkıp afyon’a gelmiş, gezmiş, dolaşmış, döndükten sonra da sucuk, kaymak, ekmek kadayıfı, lokum, bükme, ağzıaçık ne varsa toparladığı yiyeceklerle ve rakı, vişne suyu, kızılay maden suyu gibi içeceklerle evinde dostlarına bir davet vermiş.

işte bu davete gelen kuzenlerinden biri bbc’de çalışıyordur ve müzik piyasasıyla iyi ilişkileri vardır. freddie mercury de bu kuzen vasıtasıyla partiye katılır. mangaldaki sucuklar, börekler, duble duble rakı, üstüne de kaymaklı ekmek kadayıfı ve lokum derken mide fesadı geçirecek hale gelmişken bu sefer de kızılay maden suyu imdadına yetişir. ayılsın diye yaptıkları sade türk kahvesini içerken bu güzel yiyeceklerin nereden geldiğini sorunca parti sahibini çağırırlar ve muhabbet başlar. bu esnada çekilen afyon fotoğraflarını, kartpostallardaki afyon kalesi’ni, frig vadisi’ni, haşhaş tarlalarını görünce iyice meraklanan freddie “bir daha sefere beraber gitsek, gezsek, şu nefis şeyleri de yerinde taze taze yesek ya” der. parti sahibi de “aa, tabii, neden olmasın, hatta hamama da gider bi kese attırırız, hahahahaha” diye cevaplar, fakat muhabbet sarhoş geyiği olarak orada kalır.

aslında kalmaz.

davetten bir süre sonra freddie bbc’deki arkadaşına konuyu açar, “ulan, o kaymaklı ekmek kadayıfının tadını ve afyon kalesi’nin heybetini unutamıyorum. kuzenine söylesen de hep beraber gidip gezsek, yesek içsek ne güzel olur” der, o da “hı hı, oldu, hatta bir de konser verirsiniz orada, geziyi de bedavaya getiririz” diye dalga geçer. dalga geçmeyle başlayan bu mevzu yıllar boyu yapılan çeşitli şakalar ve komikliklerle aralarında iyice dallanıp budaklanır, sürekli bir hal alır.

1986’yı 1987’ye bağlayan yılbaşı gecesi yine bizim afyonlu’nun evinde toplanıp rakı içerler. gecenin sabahında sucuklu yumurtayla kahvaltı ederlerken freddie “yeter artık, ben ciddiyim, altı üstü bir uçağa bir de otobüse bakar, ben bu yaz gidiyorum, gezeceğim, göreceğim, çatlayana patlayana kadar yiyeceğim. siz gelmezseniz de sakın benden sucuk lokum falan istemeyin” diye resti çeker. birkaç gün daha mevzuyu devam ettirince diğerleri de ciddi ciddi düşünmeye başlar ve bbc’deki elemanın hatırlatmasıyla konser fikri de bu kez ciddi olarak ele alınır. aralarından birinin afyon’a gitmesine ve ortamı görüp ulaşım, konaklama, gezme, yeme içme ayarlamaları yapmasına ve muhtemel bütçeyi çıkarmasına karar verilir.

bu eleman şubat ayında afyon’a gelir. afyon kalesi, uzun çarşı, bedesten, imaret hamamı, asri mezarlık gibi tarihi yerleri gezip fotoğraflarken, yerel basından bir gazeteciyle karşılaşır. boynundaki o zamanın iyi markalarından pentax fotoğraf makinesi gazetecinin dikkatini çeker; fotoğraf makinesi üzerinden başlayan sohbet ikbal lokantası’nda birlikte yedikleri yemek sırasında ingiltere’deki müzisyen arkadaşa ve konser fikrine kadar gelir.

gazeteci, bizim elemanı önce afyon’un hali vakti yerinde birkaç sakiniyle ve ertesi gün de belediye başkanı(erdal akar) ve valiyle(hüsnü tuğlu) görüştürür. elbette ne gazetecinin ne eşrafın ne de idarecilerin o tarihlerde queen’den haberi vardır ama gazetecinin oğlu konuşmaları ve babasının akşam evden yaptığı telefon konuşmalarını duyar; “ohaaa, adam freddie diyor, queen diyor yaaa!” diye atlar, babası da anlayamasa bile “demek bunlar ünlü birileri; bizim ecnebi müzik meraklısı kerata anlar bu işlerden” diye düşünüp diğerlerini de etkiler. onlar da kendi çocuklarına sorduklarında benzer tepkileri alırlar.

babaların konuyu tam olarak anlayabildiği söylenemez ama işte, hem şehre yabancı/ünlü birileri gelecek turizm canlanacak hem de konser olacak halk eğlenecek diye işin ucundan tutmaya karar verirler.

afyon’un kışı uzun sürdüğü ve hazırlıklar da zaman alacağı için ilk anda konserin ağustos ayında, afyon’un kurtuluşu ve büyük taarruz etkinlikleriyle paralel yapılması düşünülür fakat freddie ve arkadaşlarının ağustos programı dolu olduğu için temmuz ayında yapılması kararlaştırılır. konaklama için merkezdeki soydan otel, yeme içme için ikbal lokantası, lale pide salonu ve köfteci irfan, ulaşım için özkaymak seyahat ve göktürk taksi sponsor olur, cumhuriyet sucukları ve altınay şekerleme ikram sponsorluğunu üstlenir. o tarihlerde afyon’da bulunan efes pilsen fabrikası biraları, kızılay da maden sularını ücretsiz temin edecektir.

ülke genelinde nasıl bir tepki verileceği bilinmediği için ulusal basına haber verilmez, sadece türkeli ve kocatepe isimli yerel gazetelerde ufak haberler yayınlanır.

dil ve çeviri sorunları için afyon şemsettin karahisari ortaokulu ingilizce öğretmeni osman kumrular ile konuşulur ve kendisi bütün süreç boyunca grubun yanında olacağını söyler. yine grubun gezileri esnasında coğrafi ve tarihi tanıtımlar için kendilerine yardımcı olmak üzere aynı okuldan mehmet dönmez ile afyon lisesi’nden telli nigar ve heredot niyazi dahil zamanının diğer kaliteli hocaları devreye girer.

bu esnada, babasını mevzuya uyandıran oğlan sayesinde lise gençliği ve o tarihlerde eskişehir anadolu üniversitesi’ne bağlı olan afyon iibf öğrencileri arasında haber hızla yayılır ve heyecanlı bir bekleyiş başlar. son derece sağduyulu davranan bu gençler, freddie’nin kim ve queen’in nasıl bir müzik grubu olduğunu büyükleriyle paylaşmazlar, zira yanlış anlaşılabileceğinden ve konserin iptal edilebileceğinden endişelenirler. keza yine bu oğlanın fikriyle konser haberinin olabildiğince az duyulmasının iyi olacağına karar verirler ve bu konuda sözleşirler. elbette, hele ki temmuz ayının yaklaşmasıyla artan heyecan sebebiyle arada kaçaklar olur, dedikodular yayılır ve başka şehirlerden de duyan ve inanamasa bile “hadi lan, ne queen’i! olsa olsa mithat körler konseri olur orada” dese bile “en azından afyon’a gitmiş, sucuk kaymak yemiş oluruz” diyen bir kitle de oluşmaya başlar.

nihayet, freddie ve arkadaşları 10 temmuz cuma günü ingiltere’den hareketle gece saatlerinde istanbul atatürk havalimanı’na inerler. burada kendilerini afyon belediyesi basın yayın ve halkla ilişkiler müdürü ile konser fikrinin hayata geçmesine vesile olan gazeteci ve oğlu karşılar. hep beraber topkapı otogarına geçip orada kendilerini bekleyen özkaymak firması otobüsüne binerler ve 11 temmuz cumartesi sabaha karşı afyona ulaşırlar. yıllar sonra freddie afyona giriş anını “kütahya tarafından afyon’a girerken otobüsün sarsılmasıyla uyandım. güneye giderken güneş solda yükseliyor ve o zamana kadar sadece resimlerde gördüğüm, 226 metrelik yüksekliği ve tepesinde dalgalanan bayrağı ile masallardan fırlamış gibi duran afyon kalesi’ni kızıla boyuyordu. o anda doğru yere geldiğimi hissettim” diye anlatacaktı.

afyon otogarı’nda kendilerini bekleyen taksilere binip otele giden grup üyeleri, kahvaltı etmek istediklerinde, “önce bir hamama gidelim, yıkanıp paklanın, yolun tozunu kirini atın, sonra bir şeyler yeriz” denir ve hep beraber imaret hamamına giderler. hamamda keselenip sabunlanmalarının ardından havlulara sarınıp maden sularını ve çaylarını içerler, ardından da çorbacıya götürülürler. kahvaltı niyetine kendilerine ikram edilen keşkeği, işkembe, kellepaça, mercimek çorbalarını deneyip tıka basa karınlarını doyururlar ve otele gidip bir güzel uyku çekerler.

öğleden sonra vilayet makamında protokol ve eşrafla bir kahve eşliğinde tanışıp sohbet eder, beraber atatürk kapalı spor salonu’na (konser mekanına) geçerler. güzel bir akşam yemeğinden sonra da tekrar odalarına, dinlenmeye çekilirler.

pazar ve pazartesi günleri kale, frig vadisi ve kocatepe başta olmak üzere tarihi yerleri gezmekle, üst üste hamam ve tellak sefalarıyla ve elbette bolca yiyip içmeyle geçer.

freddie, bu yorgunluk ve aşırı yiyip içme sonucunda uzun çarşı’da fenalık geçirir. aynı zamanda midesinin alışık olmadığı şeyler yediği ve fazlaca karıştırdığı için ishal de olmuştur, ki bu durum konseri de tehlikeye sokar. hemen yakında muayenehanesi bulunan doktor saadettin aygen’e götürürler. doktor aygen, hafif kekeme olduğu için “pepe doktor” namıyla bilinen, işinin ehli ve fakir dostu bir doktordur. tabip asteğmen olarak geldiği afyon’da uzun yıllar kalmış, oralı olmadığı halde sevdalandığı bu şehre dair tarih ve folklor araştırmaları yapmış, kitaplar yayınlamış olan görgülü, bilgili bir insandır. freddie’ye hemen sade gazoz ve asprin vererek ilk aşamada ishalini durdurur, yemeyi azaltması ve bolca kızılay tabii maden suyu içmesi tavsiyesinde bulunur. biraz toparlandığında muayenehanedeki kitapları görüp merak eden freddie, kendisinden afyon’a ilişkin bolca bilgi alır, güzel bir sohbet ederler. çıkışta muayene ve tedavi ücretini ödemek istediğinde doktor aygen eline vurur, “bizde misafirden para alınmaz” der. üstüne, kendi yazdığı “afyon manileri ve türküleri” kitabının imzalı bir nüshasını hediye eder. freddie’nin gözleri dolar ve teşekkür ederek ayrılır.

14 temmuz salı sabahı az keşkek ve çorbayla güne başlayan freddie ve arkadaşları hazırlık ve provalar için kapalı spor salonuna geçerler. ancak bir süre sonra salonun akustiğini beğenmediklerini fark ederler. keza bu sırada şehir dışından gelenler de afyonu doldurmaya başlamıştır. esnaf bayram eder, lokantalarda, otellerde yer bulunmaz. konsere ilgi beklenenden fazla olduğundan, seçilen mekan da yeterli olmayacaktır. bunun üzerine konser hemen yanı başındaki stadyuma alınır, bir telaşla bütün malzemeler taşınır, sistemler kurulur ve provaya başlanır.

saatler 18.00’i gösterdiğinde afyon atatürk stadyumu’nun kapıları açılır ve seyirciler içeri alınmaya başlar. o kalabalık ve coşku anlatılacak gibi değildir. bilenler heyecanla beklemekte, bilmeyenlere de bu heyecanı geçirmektedir.

saat 19.00’da önce yerel sanatçılar hakim mehmet ve savaş zeybel sırayla sahne alır ve ortamı ısıtırlar. sırf bunun için eskişehir’den kalkıp gelen ve peşlerinden sahneye çıkan mithat körler de üç şarkısıyla ateşi körükler ve saat 20.00’yi vurduğunda, beklenti ve heyecan doruktayken grubun ilk üyeleri sahnede görünür.

“one vision”un ilk notalarıyla birlikte freddie sahneye çıkar.

o andan sonrasını, yani üç saat boyunca ve tek bir mola haricinde kesintisiz devam eden bir müzik şölenini, hala gözlerimi yaşartan ve tüylerimi diken diken eden bir coşku, heyecan, eğlence ve kardeşlik ortamını burada kelimelerle anlatabilmem mümkün değil. “yaşayan bilir” derler ya, gerçekten ve sadece yaşayan bilir.

ben hatırladıklarımı anlatmaya çalıştım. zaten bu başlıkta konser anına ilişkin, kimi biraz hatalı ya da abartılı da olsa bir sürü anı ve tasvir var. dileyenler bunlara göz gezdirebilir. benim ekleyebileceğim ve önemli olduğunu düşündüğüm üçü şöyle:

1- grup bir buçuk saat kadar sahnede kaldıktan sonra on dakilalık kısa bir mola vermişti. bu molanın ardından sahnede önce yerel sanatçı hakim mehmet göründü ve orguyla “karahisar kalesi”ni çalmaya başladı. yanında da ona eşlik eden bir elektro bağlama vardı. peşinden freddie tek başına geldi ve türküyü birlikte söylediler. meğer bir gün önce doktor aygen’den aldığı kitabı karıştırırken bu türkünün olduğu sayfaya gelince sözleri merak etmiş, çevirisi yapıldığında ve üstüne bir de müziğini duyduğunda bunu konserde seslendirmeye karar vermiş. seyirciler türküyü duyduklarında öyle büyük bir şok ardından da öyle derin bir keyif ve gurur yaşadılar ki, tarifi imkansız.

2- konser sırasında sahneye davet edilen haşigo (amigo) basri ile birlikte o yıllarda forma rengi, haşhaşı hatırlatmasıyla mor ve mermeri hatırlatmasıyla beyaz renklerden oluşan yeni afyon spor için “mor şimşekler-şakşak şak şakşak” şeklindeki söz/alkış tezahüratını birlikte yaptılar, ardından bütün stadla birlikte tekrar ettiler. haşigo basri boynundaki mor-beyaz atkıyı freddie’ye hediye etti, o da gitarına bağladı. hemen peşinden “we are the champions”u söylemesiyle stad bir kere daha yıkıldı.

3- en önemlisi, konserin sonunda freddie’nin söyledikleriydi: “uzak diyarlardan afyon’a, tarihin, kültürün ve doğal güzelliklerin harman olduğu bu şehre gelen biz naçizane sanatçılar, artık dost bir vatanın toprağındayız. huzur ve sükun içindeyiz. sizin kardeşleriniz, evlatlarınız olduk. siz afyonlular ve bu konser vesilesiyle diğer şehirlerden gelen sevenlerimiz özelinde türk halkına derin bir sevgiyle bağlandık. sucuğunuzu ve kaymağınızı yedik, maden suyunuzu ve kahvenizi içtik. bunun bizdeki hatırı bir ömür sürecektir. müzik hayatımızın en coşkulu ve en samimi konserini verdiğimizi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim... bütün bunlarla birlikte konsere ara verdiğimizde bir karara vardık ve sizlerden bir ricamız var. bizi kırmayacağınızı ümit ediyoruz, o da şudur ki, biz bu güzelliği sizlerle birlikte yaşadık fakat bu derece muhteşem bir ortam olacağını düşünemediğimiz için bu toprakların diğer insanlarına ulaşmak, başka yerlerde de konserler vermek aklımıza gelmedi. onun için, türkiye’ye tekrar ve önceden duyurarak gelene kadar bu konserimiz ve birlikteliğimiz aramızda kalsın, çok yayılmasın ki çok sevdiğimiz milletinizin diğer fertlerinin gönlü kırılmasın, kimse üzülmesin. biliyoruz, konuşmak, anlatmak isteyeceksiniz; haklısınız da. ama ne olur olabildiğince az yayılsın, olabildiğince az insan üzülsün... tamam mıııı?”... bu sözler seyirciye çevrildikten sonra önce bir sessizlik, peşinden de yoğun bir alkış ve tezahürat gelince freddie son bombayı patlattı; türkçe olarak “o zaman söz mü sağdııııç...!!!...” dediğinde bütün stad tek bir ağız olup “söööööz len sağdıııııç” diye bağırdı.

sonrası kapanış ve evlere dağılış ile birlikte günlerce devam eden, sohbetlere konu olan hatıralar. bunların çoğu bende saklı ve ölene kadar da öyle kalacak.

freddie ve arkadaşları konserden sonra bir gün daha kaldılar ve 16 temmuz perşembe sabahı yine özkaymak firmasına ait bir otobüsle afyon’dan ayrılıp istanbul’a, oradan da ingiltere’ye hareket ettiler. uçak saatini beklerken istanbul'u da biraz gezip görmek isteyip istemedikleri sorulduğunda "afyon'un tarihine ve güzelliklerine 3-5 günde doyamadık, istanbul'a 3-5 saat mi yetecek!" diye reddettikleri söylenir.

freddie, konser sonundaki ricasına ve verdiği söze ömrünün sonuna kadar sadık kaldı. arkadaşları da sadık kalmaya devam ediyorlar. ne var ki, öngördüğü gibi konuşanlar, anlatanlar oldu; yine de konserin hikayesi ve unutulmaması gereken şeyler yitip gitti, tarih efsaneleşti, efsaneler tarih oldu, yıllar boyunca konserin anıları sırra kadem bastı. ta ki internetin ortaya çıkıp yaygınlaşmasına, özellikle sözlüğün yayına başlamasına kadar. sözlüğün ilk yıllarında konu tekrar görünür oldu ve dahası şaşkınlıkla karşılandı. hatırlayanlar, hatırladığını iddia edenler, inanmayanlar... herkes fikrini beyan etti. nihayet ben de, artık geçen zaman da nazara alındığında bana göre anlatılmasında hiçbir sakınca yok diye düşündüm ve bu satırları kaleme aldım. oradaydım ve şimdi buradayım. ister inanın, ister inanmayın: queen türkiye’ye 1987 yazında geldi ve 14 temmuz günü afyon’da rüya gibi bir konser verdi.

unuttuğum veya özellikle yazmadığım çokça ayrıntı var. buna rağmen inanmayanlar, o tarihlerde ve hele de afyon gibi bir yerde böyle özgür ve coşkulu bir ortamın oluşamayacağını düşünenler olacaktır. onlara öncelikle şunu söyleyeyim; darbe sonrası yıllar olmasının da etkisiyle her ne kadar benim yaş grubumdakiler baskı altında ve sınırlı bir ortamdaymış gibi hissetmişse de o dönemlerde türkiye çok daha özgür bir ülkeydi. kasetler havada uçuşuyor, blue jean, ali karacan ve number one sayesinde dünya müzik piyasası takip ediliyordu. özgün müzik diye bir şey çıkmıştı. yasaklı şarkılar oluyordu ama bir şekilde bulunup dinleniyordu. istediğimiz gibi gezip tozup içebiliyorduk. alkollü içki firmaları promosyon yapabiliyor, etkinliklere sponsor olabiliyordu. gösteri, protesto, yürüyüş... bunlar yine zordu ama bugünkünden çok daha rahat yapılabiliyordu. devlet adamları korkusuzca eleştirilebiliyordu. hukuk bugünkü kadar guguk değildi. afyon da aynı şekilde, bugün birçok anadolu şehrinin olduğu gibi iki yüzlü bir muhafazkarlık örneği değildi. dolayısıyla queen’in o tarihte afyon’da konser vermesi, bugün, atıyorum bir pink floyd’un gelmesinden daha zor değildi.

en başta da sormuştum ya, “afyon’da caz festivalleri yapıldığına, klasik müzik konserleri verildiğine inanıyorsunuz da buna mı inanmıyorsunuz?” diye. işte bu caz festivali de klasik müzik konserleri de tohumu queen konserinde atılan, başka müziklere açık olma, farklılıkları görüp anlayabilme kültürünün eseridir. o gün orada olan afyonlular “hiç bilmediğimiz, tanımadığımız bir grubun konserinden böylesine zevk aldık, kimbilir daha neler vardır dünyada” diyerek araştırmalara girişmişler ve sonunda da festival ve daha nice konserler ortaya çıkmıştır. ne yazık ki bahsettiğim kavilleşme sebebiyle bu anlayış, hoşgörü ve merak ruhu afyon içinde ve ortamı yaşayabilmiş olanlarla sınırlı kalmış, ülkenin geneline yayılamamış, zamanla unutulmuş ve sonunda şimdiki gibi ruhsuz, meraksız, ilgisiz, tepkisiz bir toplum ortaya çıkmıştır.

inanıyorum ki, nasıl büyük taarruz afyon’dan başlamış ve kurtuluşa erilmişse, bugün yaşadığımız sıkıntılar da afyon’un silkinip kendine gelmesiyle nihayete erecektir. bunda en büyük pay da 14 temmuz 1987 ruhunun olacaktır.

devamını okuyayım »