mbdinc

  • 242
  • 3
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

protein ağırlıklı beslenme

* öğrenmenin önündeki en önemli engel cehalet değil, bilgi sahibi olduğunu sanmaktır.

gıda endüstrisinin bize dayattığı ve son zamanlarda da türlü diyetisyen ve fitnessçı tarafından önerilen etçil beslenme biçimiyle sağlıklı yaşamaya çalışıyoruz. sürekli yeterli miktarda hayvansal protein almamız gerektiği, böyle beslenirsek hem daha çabuk doyacağımız ve az yiyeceğimiz hem de daha sağlıklı olacağımız söylendi bize, söyleniyor da hala. peki öyle mi:

modern hayat düzenine geçmediğimiz ve toplumun gelirinin henüz belli seviyeye ulaşmadığı tarihlerde sadece kral, kraliçe, burjuva sınıfı ve din adamları yani parası olanlar et yiyebiliyordu. bu insanların ölüm sebeplerine bakıldığında genel olarak kalp ve damar rahatsızlıkları, obeziteye bağlı hastalıklar görülmüş.

protein, 1839 yılında (gerardus johannes mulder) keşfedildiğinde infial yaratmış ve son yıllarda da sürekli hayvansal protein alımını artırmamız gerektiği fikri pompalanıyor hepimize. spor salonuna gidip protein tozu kullanmayanın sınırlı olduğunu düşünüyorum. ancak bazı bilimsel araştırmalar mevcut ki fazla protein alımının kan kolesterolünü artırdığını söylüyor. ayrıca, hayvansal protein sözde serbest radikallerin üretimini artırarak yaşlanmayı ve kanseri teşvik ediyor. yanı sıra, fazla protein bağırsakların mikroflorasını bozuyor.

doğru bilinen diğer bir yanlış ise balık ve tavuk etinin tamamen zararsız olduğu...yoğun olarak tüketilen ton balıkları örneğin yüksek miktarda cıva gibi metalleri taşıyor. hamile kadınlara doktorun ton balığını yasaklamasının başlıca nedeni budur. yanı sıra, balıkta bol bulunan omega 3'ü belli miktarlarda almamız gerektiği, en olmadı balık yağı hapları tüketmemiz gerektiği söyleniyor. sorun şu ki, 80'li 90'lı yıllarda vücudumuzun ihtiyacı olan omega 3 miktarını her nedense 2000'li yılların başında değiştirmişiz. yani eşik değer yükselmiş ve daha yüksek miktarda omega 3 almamız gerektiği söylenmiş, tuhaf değil mi? yediğimiz tavukların ise 45 günde büyüdüğünü ve antibiyotik basıldığını bilmeyen kaldı mı? üstelik herhangi bir bitkideki kimyasal ilacı, bitkiyi yıkayarak büyük oranda temizleyebilirsiniz ancak yiyeceğiniz eti yıkayarak içindeki antibiyotikten veya zararlı metallerden arındırmanız mümkün değil.

paradoks olan bir konu var burada. o da aslında bitkisel beslenmek çoğu erkek için feminen bir tavırdır, yani ılıklık göstergesidir. bir kafeye kız arkadaşınızla gidip salata söylerseniz mezhebinizden şüpheye düşülür. aslında daha maskülen görünmek için et yeriz. et, et... ancak sürekli etçil beslenmek kalp rahatsızlıklarına ve daha önemlisi damar tıkanıklıklarına sebep oluyor. bu da sertleşme bozukluğuyla birebir ilintili bir durum. yani, aslında et yiyerek daha maskülen olmak isterken daha az maskülen oluyoruz.

"food choices" isimli belgeselde görebileceğiniz üzere triatlon, iron man gibi bir çok spor dalındaki üst düzey sporcu bitkisel bazda beslendiğini açıklıyor. hem kadın hem erkeklerin fiziki görünümleri ciddi anlamda heybetli, bildiğin kaslı, yağsız tipler. bize fitness hocaları tarafından dayatılan programlarda ise gün aşırı tavuk var. bitkisel program veren görmedim, duymadım. bitkilerde protein olamayacağı veya bitkisel proteinin kas yapımında kullanılamayacağı gibi düşünceler var ve biz bunları sorgulamıyoruz?

bize dayatılan hayvansal bazlı beslenme biçimini bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor. sadece aldığımız protein miktarını hesaplayarak sağlıklı bir hayat sürdürmek mümkün mü bir durup düşünmek gerekli.

kaynak: food choices, michal siewierski.

devamını okuyayım »
16.09.2018 00:39