meku

  • 253
  • 1
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

rollo may

"insanların çoğu hayatlarını sürdürebilmek için başkalarına dokunmak zorunda olan körlerden farksızdır."

"kişiyi filozof kılan şey her tür soru karşısında içini olabildiğince dökebilme cesaretine sahip olmasıdır."

"her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir."

"gururlu bir insan olmaya en çok yaklaşanlar kendilerinden tiksinenlerdir."spinoza

" duygular sizi harekete geçiren güçlerdir ve şu anda hissettiklerinizi “yansıtmanızı” sağlayanlardır."

" varlığımızı yaratarak ifade ederiz. yaratıcılık oluşun zorunlu bir devamıdır."

" ve eğer bir kimse zamanının çoğunu yalnız geçiriyorsa insanlar onun başarısız olduğunu düşünme eğilimindedirler, çünkü akılları yalnız kalmayı seçebileceğini almaz."

" yaşamak yeri geldiğinde hiçbir şey yapmama potansiyelini de içine alır. kendini yiyip bitirmeden boş oturmak göründüğünden zor olabilir. robert louis stevenson'un kesin olarak yazdığı üzere: "tembellik edebilmek için bayağı güçlü bir bireysel kimliğe sahip olmak lazımdır. ''

" olgunluk ve yalnızlığın üstesinden gelebilmek ancak yalnızlığın cesur bir şekilde kabul edilmesiyle mümkündür."

" kayıtsızlık, aşk ve iradenin geri çekilmesi, onların “önemli olmadığı” demeci, sorumluluğun ertelenmesidir."

"nefret aşkın zıttı değildir; kayıtsızlık aşkın zıttıdır.”

" cesaret bir insanın kendine duyduğu saygıdan ve verdiği değerden kaynaklanır; insan kendisi hakkında çok kötü düşündüğü için cesaretsizdir.."

" sevdiğin kaybetmek insanın iç dünyasında "esneyen bir kara delik" etkisi bırakır."

" iç dünyasında boşluk hisseden insan dış dünyasını da boş, anlamsız ve ölü olarak görmektedir"

"ama aşırı derecede kibirliyseniz, bunun nedeni benliğinizin farkında olup ona değer vermeniz değildir, aksine kendinizi herkesten aşağı görmenizdir. böbürlenme, kendini beğenmişlik, egoist davranışlar, bunların hepsi kişiliğinden şüphe duymanın ve ruhsal boşluğun dışsal birer göstergesidir. kibirli tavırlar çoğu zaman endişeyi gizlemenin en iyi yolu olmuştur"

"kendimizi, sevmenin kolay bir şey olduğuna dair ikna etmeye çalışmaktan vazgeçebildiğimizde ve eğer sevgiye sahip olmadığı halde sürekli sevgi hakkında konuşan bir toplumun sahte tavırlarından vazgeçebilecek kadar gerçekçiysek sevmeyi çok daha rahat bir şekilde öğrenebiliriz"

"yapayalnız olduğunu fark etmekten korkan o kadar çok insan varki" diyor andré gide, "en sonunda kendilerini bulmaya hiç uğraşmıyorlar."

"resim ve müzik derin kişisel manaları kendi toplumlarına olduğu kadar başka toplumlar ve başka tarihsel devirlere de aktaran duyarlı sözcüklerin sesleridir."

"büyüdüğümüz, yaşadığımız için mi yaşlanıyoruz yoksa, çürümeye ve yok olmaya yüz tuttuğumuz için mi? bence c.g. jung bireyin hayatını yaşayamadığı oranda ölümden korktuğunu söylerken çok haklıydı. yaşlanma korkusunu yenmenin en garantili yolu yaşanılan anın maksimum düzeyde tadını çıkarmaktır"

"neden mantık her zaman duyguya karşıdır?"

"her karşılaşma,bizi bekleyen bilinmeyen bir kaderin habercisi olabileceği gibi,diğer kişiyi otantik biçimde tanımanın heyecan verici tadına doğru bir uyarıcıda olabilir. "

"endişe çağında yaşamanın ender nimetlerinden biri, bizi kendimizin farkında olmaya zorlamasıdır"

"hermann hesse'nin deyişiyle, "bütün bir kuşağın insanlarınnın iki ayrı yaşam biçimi arasında sıkışıp kalarak kendini anlama yetisini yitirdiği ve her türlü standardın, korunmuşluk duygusunun ve kabullenmenin elden çıkıp gittiği" zamanlarda yaşıyoruz."

" toplumları derinden sarsan sosyal, politik ve ekonomik faaliyetlerin nedeni büyük ölçüde insanların benliklerine duydukları sevgi ve saygıyı kaybetmelerinde yatıyor. daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, benlik duygusunun yitimi ve kitle hareketlerinin başlaması toplumumuzdaki tarihsel değişimlerin birer sonucu olarak karşımıza çıkıyor. bu da gösteriyor ki, her şeyden önce totalitarizme ve bizi özümüzden uzaklaştıran her şeye karşı koymamız ve onurumuzu yeniden kazanmamız gerekiyor"

"artık psikolojide kesin olarak bilinen bir şey varsa o da bastırılan
bir duygunun, karşıt bir davranışla telafi edildiğidir"

"cinsel dürtülerin uyanışı özellikle önemsenmelidir zira çocuğun doğrudan kendiyle bağlantı kurmasında cinsel dürtüler birinci derecede önceliklidir. vücuttaki cinsel açıdan duyarlı bölgeler oyun oynarken veya giyinirken çocuğu uyarırsa, bedeni ilk farkına varış bu uyarılma ile başlar. ne yazık ki, cinsel dürtüler ve tuvalet deneyimleri sırasında yaşananlar geçmişte toplum içinde büyük bir tabu olarak kabul edildiğinden, çocuk da bu tip dürtülerin 'ayıp' ve 'kötü' olduğuna inandırılmıştır. bedeninin daha yeni farkına varan, benliğini bu şekilde ayırt etmeye çabalayan çocuk, en sonunda kendi imajının da 'kirli' ve 'kötü' olduğuna kanaat getirir. toplumumuzda sık rastlanan kendini küçük görme sendromunun derinliklerinde yatan en etkili faktörlerden biri budur."

" yola çıkmak kaygıyı çoğaltmaktır; yola çıkmamaksa kendini kaybetmektir... ve en üst anlamıyla yola çıkmak kendi benliğinin farkına varmaktır." kierkegaard

" bireyin kendi varlığı ile ilgili olarak edindiği izlenimler, başkalarının onun için düşündükleri ve söylediklerinin bir sonucudur. bu hemen hemen herkes için böyledir. fakat bazı insanlar için, kendi varlıkları o denli başkalarına bağlıdır ki bu bireyler, başkaları etrafta olmadığı takdirde benliklerini tamamen yitireceklerine inanırlar..."

" ...gerçeği aramak daima nefret edilecek bir şeyle karşılaşmayı göze almak demektir"

"endişe nasıl benlik bilincini yok ediyorsa, kendi benliğinin farkında olmak da endişeyi yok eder. diğer bir deyişle benlik bilincimiz ne kadar güçlü ise endişeye karşı o kadar dayanıklıyız demektir."

"gülmemize neden olan şey objektif bir dünya içinde tepkiler veren sübjektif bir varlık olduğumuzu algılamamızdır."

"sartre'ın varoluş kurallarından en öncelikli olanı, bireyin
kendi seçimlerini yapmaktan alı konamayacağını, varlığının
bu seçimlerle meydana geldiğini, bunları reddetmenin endişe ve ruhsal bunalımlara neden olacağını iddia eder."

"benlik bilinci bize etki-tepki zincirinin dışına çıkma, olayları bir saniyeliğine dondurma ve koşulları değiştirerek doğacak alternatifleri tartma gücünü verir..."

"yeni bir şeyler yapmaya çağrılıyoruz. ayak basılmamış bir toprakla yüzleşmeye, kimsenin gidip de bize yol göstermek için dönmediği bir ormana dalmaya çağrılıyoruz. bu, varoluşçuların hiçliğin kaygısı dedikleri şey."

"viyana'da kurduğu çocuklara yönelik okulla ilgili olarak alfred adler bir keresinde şöyle demişti: "öğrenciler öğretmenlerini eğitiyor." psikoterapide bu daima böyledir. ve bir terapist, 'hastaları' olarak adlandırılan ve kendisine hayattaki önemli meselelere dair her gün yeni bir şey öğreten insanlara derin bir minnet duygusundan başka ne hissedebilir doğrusu bilemiyorum."

"benlik her zaman insanlar arasındaki ilişkilerde doğar ve büyür. fakat tamamen sosyal çevrenin bir yansıması olarak kaldığı sürece hiçbir "ego", sorumluluk sahibi bir kişilik olgusuna doğru ilerleyemez. çağımızda özgün kişilik olgusuna en büyük tehdit, topluma yerleşmiş olan 'normlara kayıtsız şartsız uyma' kavramıdır."

" seks tekniğini gereğinden fazla vurgulamak, sevişmeyi mekanikleştiren bir tavra yol açar ve beraberinde yabancılaşmayı, yalnızlık duygusunu ve benlik yitimini getirir.”

"modern insan duygularını göstermemeyi güçlü olmak sanıyor. yaşamın her alanında kukla gibi yönetiliyor. ölü gibi yaşıyor. ama yönettiğini ve yaşadığını sanıyor."

“bu dünyayı hislerle görmek gerekir.
onlara güveni ne zaman neden yitirdik ki?”

"bir şimşek gibi yepyeni bir manzarayı aydınlatan vecizelerinden birinde nietzsche "hata korkaklıktır!" diye bağırmıştı. yani gerçeği görmememizin nedeni yeterince kitap okumamamız veya yeterince akademik diplomaya sahip olmamamız değil, yeterince cesarete sahip olmamamızdır."

" sevgi genellikle bağımlılıkla karıştırılır, ama asıl olan ne kadar bağımsız olabilirseniz o kadar çok sevebileceğinizdir. "

“beckett’in ‘son band’ adlı eserindeki gibi, yaşamımızı bir ses kayıt cihazına konuşarak geçiriyoruz; evlerimizdeki radyo, televizyon ve telefon kablolarının sayıları arttıkça varlığımız daha da yalnızlaşıyor.”

" simone de beauvoir etik üzerine kaleme aldığı kitabında; ''tek yaptığı kendini idame ettirmekse eğer, yaşamak ölmenin bir çeşididir ve insanın varlığı tuhaf bir bitki örtüsünden farksızlaşır..."

"öz disipline çok değişik adlar takılmıştır. nietzsche "kaderini sevmek", spinoza "hayatın kanunlarına boyun eğmek" deyimini kullanmıştır. "

" böylece yıkımlar bana düşünmeyi öğretti, zamanın gelip aşkımı götüreceğini. bu düşünce ölüm gibi, değiştiremez, yalnızca ağlar, yitirmekten korktuğuna sahip olduğu için."

" o asla kim olduğunu bilemedi.
fakat o kim olduğunu bilebilme hakkını çok ciddiye almıştı."

devamını okuyayım »