melanippe minerva

  • bıçkın (499)
  • 669
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 ay önce

bir gün biteceğini bilerek ilişkiye başlamak

hayatımda bir kere ben yaşadım bunu. yanımda iki kişinin öldüğü bir dalış kazasından bir ay sonra tanışmıştık. hayatımda kendimi en yalnız hissettiğim anlardan biriydi. o dalış kazasından öncesi de arkadaşların ölümü, ayrılıklar, yürümeyen ilişkiler, kazalarla geçmişti. tam üç yıl üstüste haziran ayında sevdiklerimi kaybetmiş, hayatın bana koskoca bir pandik attığını, beni asla ilerletmediğini, niyeyse öldürmediğini ama çok feci süründürdüğünü düşündüğüm zamanlardı. tesadüf denen kavrama yepyeni anlamlar yüklüyor ve hayatın matematiksel bir kurgudan ibaret olup olmadığını sorguluyordum. gerçekten çok ama çok yalnız hissediyordum kendimi. ne aile, ne arkadaşlar yalnızlığımı alıyordu, çünkü hayat yanımda değildi.

27 temmuz 2008 metallica konserinde tanışmıştık. ilk gördüğümde ne kadar kapalı bir adam diye düşünmüştüm. insan gerçekten birini ilk gördüğünde ne düşünüyorsa çok doğru düşünüyor. görüşmeye başladık, sevgili olmadan, aylarca devam ettik takılmaya. taa ki bir gün bana neden sevgili olamadığımız konusunu açana kadar. ben kitap okumayı çok seviyordum, o hiç sevmiyordu; ben konuşurken arada ingilizce tabirler kullanıyordum, o tiksiniyordu; ben operalara, tiyatrolara götürülecek kadındım, onunsa hiç alakası yoktu. benim onunla sevgili olma talebim yoktu, olsa da yürümeyeceğini biliyordum. bunu çok nazikçe ifade ettim. sanırım kendisi de istemese bile duydukları ona yetmedi, beni elde etmek istedi.

en sevdiğim renk olan turuncudan bir lambayı kendi elleriyle yapıp bana getirdiğinde etkilendim. o sıralar osho'nun bütün kitaplarının derinliklerine dalmış, insanı kendimce yeniden keşfediyor, içsel zekanın okumayla ilgisi olmadığını, kalıpların batı insanına ait olduğunu, insanın özünün insanı insan yaptığını tekrar tekrar hatırlıyordum. üniversitedeki en yakın arkadaşları üniversiteden atılmış olan, oldum olası sistem karşıtı olmuş, üniversite zamanında bir yılbaşı gecesi sokakta kalan junkie'leri evine alan ben, sonraları iş dünyasının üzerine oturmamışlığıyla kendime kariyer hedefleri üretmeye çalışırken, içinde bulunduğum bitmez şanslı şanssızlık döneminde değerlerimi yeniden tanımlıyordum.

o da çok yalnızdı, yaralıydı, yaşadığı binlerce zorluk vardı. benim gibi hayvanları çok seviyordu, evet kitap okumaya sövüyordu ama bu konuyla ilgili çocukluktan kalma travması vardı. özgüvenini taa çocuklukta bir yerlerde yitirmişti ama bence müthiş bir potansiyeli vardı. algıları çok açıktı ve çok akıllıydı, benim duygusal yanımı keşfedip, onu ele geçirecek kadar.

on beş yıllık beni çok iyi tanıyan bir arkadaşım, ben gözlerim dolu dolu turuncu lambaya bakarken, bana baktı ve cevaplamam gereken soruyu sordu.

melanippe minerva; biteceğini bile bile bu ilişkiye girebilecek misin?

ona baktım, hayır diyemedim.

insan denemeden bilemiyor ya, nasihat değil musibet insanı olduğumu çok eskiden beri bilmeme rağmen, denemeye karar verdim. çok açık bir kumardı ve umutsuz bir peri masalına dayanıyordu temelde. hani yaralı bir kuşa sevgi verince iyileşir ya, ben de öyle sandım, çünkü ben yaralıydım ve benim sevgiye ihtiyacım vardı. insanın yaraları sevgiyle iyileşirdi, sevişerek iyileşirdi. çok güzel sevişiyorduk, herhalde en iyi anlaştığımız konu buydu. kopması zor bir ten uyumu vardı aramızda.

sonra annem kanser oldu, o yanımda değildi; işyerinde çok problemim vardı, o yanımda değildi; ufak çaplı bir trafik kazası geçirdim; o yanımda değildi. sürekli görüşmeme kararı veriyor ama beceremiyordum. kendi merkezimden çıkmıştım. muhtemelen kendi travmalarımın çok etkisi vardı bunda.

tatile gittik beraber, beni değil gökyüzünü izledi. kadınlarla ilgili kötü anıları vardı. annesinden başlayarak hemen bütün kadınlara karşı duyduğu derin öfkenin intikamını benden alıyordu sanki. senin gibi biriyle benim gibi biri neden bir arada diyordu. bir yandan da beraber çok eğleniyorduk. ne de olsa sevgiye muhtaç yaralı bir kuştu benim gözümde, bense insani değerlerini yeniden tanımlamaya çalışan alacakaranlıkta bir varlık.

çok kavga ettiğimiz dönemlerden birinde ağzından baklayı çıkardı. meğerse, daha ilk görüşmeye başladığımız dönemlerde, benim onunla sevgili olamayacağımız ve doğru insanı bulana kadar onunla takılabileceğim şeklindeki yorumlarımı msn'imi karıştırarak öğrenmişti. garip bir iyi niyetle bütün arızalarına anlayış göstermem için yeterli bir neden oldu bu. ne de olsa bir insanı küçümsemiştim ve o bunu biliyordu ve kendinin aslında öyle birisi olmadığını bana kendince ispatlamaya çalışmıştı, bir yandan da arızalar yaşamıştı doğal olarak.

benim iyi niyetim, onun arızalarını iyileştirmeye yetmedi. yaklaşık bir sene en az üç defa ilişkiyi başarısızca bitirme denemelerimden sonra, kasten çıkardığım bir arızayla bitti ilişki. çok öfkeliydim. onu ateşler içinde kötü bir varlık olarak rüyalarımda gördüm gecelerce. sonra öfkem geçti. madem sevgili olamıyorduk, en azından arkadaş olabilirdik.

parasız kaldı, yardım ettim, çok gururluydu, hemen ödedi borcunu; kedi aldı, kedimin artık oynamadığı oyuncaklarını götürdüm, yeni evine taşındı, hayırlı olsuna gittim. benim hayatıma başkası girdi, ama onunla başka nedenlerden dolayı yapamadım.

çok arkadaş kalamadık, yine seviştik.

bir gün bana geldi, 2010 aralık olmuştu artık, sevişmek istedi. yeni sevgilisi aradı. neden dedim? ben huzur aramıyorum galiba dedi.

2.5 yılda insaniyet namına çabaladığım herşey bir anda bitti. sonunun bu kadar kötü bittiğine çok üzüldüm.

bir gün aylak adam'ı satın aldım. arkasında sevgiyi arayan adamın hikayesi yazıyordu, ama içinde çocukluk travmalarından çıkamamıış ve bunun farkında bile olmayan arızalı bir adamın hikayesi vardı bana göre. insanlara bir daha yaralı kuş muamelesi yapmamaya yeminler ettim. insan yaşadıklarıyla nasıl kendinden çıkıyor, sonra nasıl kendine dönüyor onu anladım.

2011 yılına girerken bana msn'den - işyerinden bloklamayı atlamışım- umarım bu yıl hayatının en güzel yılı olur dedi. kendi vicdan muhasebesindeydi. sen bana bir daha bulaşma yeter dedim ve kendimi tüm kendime yaşattıklarım için affettim.

devamını okuyayım »