melanippe minerva

  • bıçkın (477)
  • 668
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

11 eylül saldırılarının olduğu gün yapılanlar

manhattan'ın yukarısındaki manhattan marmara otelinde bir yandan ntv'de kulelerin yıkılışını izlerken, bir yandan da balkona çıkıp şehri esiri altına alan dumanı ve kulelerin bıraktığı boşluğu izlemeye başladım. daha birgün önce ikiz kuleleri gezmiş olmanın ve az daha niyazi olacak olmanın verdiği şaşkınlık ve korkuyla, beraber a.b.d'ye geldiğimiz iş arkadaşımla gülmeye başladık. evet güldük, insan sinirden gülme krizine girermiş gerçekten. sonra gülmemizden çok utandık, gözlerimiz doldu ve gülmeye devam ettik. ağlamakla gülmenin ne kadar aynı dürtülere sahip olabileceğini o gün anladım.

bizi misafir eden şirketin sahibi, bizi manhattan'dan çıkarıp bronx'a evine götürdü. ama biz kalmak istemedik. bütün manhattan yolları kapanmıştı, yollar kaçmak isteyen panik halindeki insanlarla kapanmıştı ama biz otelimize dönecektik bir şekilde. dönmemizin tek yolunun yayan bir biçimde harlem'den geçmek olduğunu sonradan anladık. harlem bu, çocukluğumuzdan beri bütün filmlerde, kitaplarda bilinçaltımızda yer etmiş korku salan zencilerin cirit attığı mekan. bir polise vasıta bulup bulamayacağımızı sorduk ama cevap tabi ki olumsuzdu. yürümeye başladık. önümüzden omuzlarında teyplerle geçen zenci gençlerle göz göze gelmemeye çalışarak adımlarımızı hızlandırdık. insan korkuyla dini kullanırmış ya, eğer bu zenciler bizi yakalarsa, onlara türk ve müslüman olduğumuzu söylersek, valla bizim ırkçı amerikanlarla işimiz yok dersek, acaba bizi salarlar mı gibi garip şeyler düşünmeye başladım.

bu arada arkadaşımın çok tuvaleti geldi ve mac donalds aramaya başladı. mac donalds'ın harlem'de ne işi var, kafa işte. ama ben kesinlikle durmak istemedim ve altına kaçırsa dahi kimseye söylemeyeceğime yeminler ederek, adımlarımızı hızlandırdım. tabi ki zenciler bizi yakalamadı, zaten işleri yok bizimle mi uğraşacaklar. otele gelmeyi başardığımızda, o sırada new york moda haftası nedeniyle orada bulunan, alem tv muhabir ve kameramanının salonda oturduğunu görünce başlarına gidip olayı haber yapmaları için tepinmeye başladım. ama onların işi bu değildi, onlar modacıydı. bundan üç gün sonra reha muhtar manhattan'da bulunan ilk gazeteci olduğunu belirttiğinde çok hayıflandım, çünkü haber doğru değildi ve bizimkiler yan gelip yatıyorlardı. o sırada ailelerimizle, a.b.d'de bulunan dostlarımızın hepsiyle haberleşmiştik ama sevgilim henüz aramamıştı. aradım ben iyiyim dedim, o da niye ki dedi, adamın olaydan haberi bile yokmuş. nerd olmanın sınırlarını düşündüm. birgün olasılıklar hakkında muhabbet ederken bana ironik bir biçimde yok artık insanın kafasına uçak düşme olasılığı nedir ki demişti. ben bu cümleyi bu olaydan sonra uzunca bir süre tekrarladım kendisine.

ondan sonraki bir hafta boyunca new york duman altındaydı, insanların yanık kokularını aldığımı düşünmek sinirlerimi bozdu iyice. sürekli devam eden ambulans seslerini tam bir sene boyunca her duyduğumda yerimden sıçradım, uykumdan uyandım. her defasında, ikiz kulelere gittiğimiz 10 eylül günü, cebimden çıkardığım bir penny'i baskı makinesine attığımda bana gelen ve yanımdan hiç ayırmadığım üzerinde "good luck" yazan baskılı parama baktım.

devamını okuyayım »
01.02.2011 00:22