mhcelal

  • 119
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

karbonhidratı kesmek

bakın karbonhidrat değil, rafine karbonhidratlardan korkun. sadece yağ ve protein alarak kalori girişini sağlayamazsınız.

buğday unu, şeker, meyve suyu, patates gibi ucuz ve hızla emilen karbonhidratları kesin,
içinde lif olan karbonhidratları yiyebilirsiniz. ekmek yiyeceğinize bulgur pilavı yiyin.
kinoa unu, karabuğday unu, nohut unu, mercimek unu kullanabilirsiniz.
bitkisel besin girişini arttırın, kaliteli protein girişini arttırın.
yeşil yapraklı bitkiler ve rengi kırmızıdan mora değişen bitkileri bolca tüketin.
reçel, pekmez vs bunlar balon. bir şeyin geleneksel olması sağlıklı olduğunu göstermez. reçeli herkes biliyor, pekmez de üzümün şekerinin rafine edilmiş hali. pancardan alınca kötü de üzümden alınca iyi mi? komik olmayın.

balın %85i şeker, %15i sudur. balı ölçülü tüketmek gerekiyor.

zeytinyağı tüketimini arttırın, mısır ve ayçiçek yağını eve dahi sokmayın.
işlenmiş paketlenmiş her türlü abur cubur et sucuk salam sosis süt vs. vs. her şeyi bırakın.
günde 1 gr'dan fazla epa+dha içeren trigliserit formunda bir omega 3 alın.
atalarımızın omega 6/3 oranı 1:1 iken bizde şu anda 50:1 oranında.
omega 6 esansiyel yağdır ama işlenmiş gıdalarla haddinden fazla alıyoruz.
omega 6 alımını düşüremiyorsanız boşuna omega 3 e para vermeyin.
çiftlik balıklarından omega 3 almayı beklemeyin. balıklar omega 3ü denizlerdeki fitoplanktonlardan alır. etrafı çevrili bir alanda sizce ne kadar plankton vardır? bu balıklarda omega 3 oluşmaz. aksine tek tip beslenmeyle omega 3 karşıtı araşidonik asit oluşur

bağırsaklarınıza iyi bakın, lif ve fermente gıda alımınızı arttırın, market yoğurdu size fayda sağlamaz sizi kanser eder. market sirkesi sirke değil anti sirkedir. ev yapımı turşu sirke yoğurt kefir tüketin.

antibiyotik kullanım kararı sizin için ameliyat kararı gibi olsun. hele hele çocuklarınıza ilk 10 yaş içinde antibiyotik kullanırken iki kere düşünün. bu demek değildir ki antibiyotik kullanmayın. çocuklarda beta hemolitik streptokok sebepli tonsiliti tedavi etmek zorundasınız. yoksa akut romatizmal ateş yapıp kalp ve böbreğe zarar verebiliyor. çocuklarınızı antibiyotik kullanmasına sebep olacak hastalıklardan koruyun, bunu onları izole ederek değil, bağışıklıklarını güçlendirerek yapın. şeker yiyen bir çocuğun bağışıklığı güçlü olmaz. önceden defalarca antibiyotik kullanmış bir çocuğun da bağışıklığı güçlü olmaz. yerinde nokta atışı kullanmak gerekir. boğaz ağrısında doktorunuzdan yapılabiliyorsa boğaz kültürü isteyin. antibiyotik yazmak istemeyen doktora kızmayın. 1 kutu antibiyotik sonrası bağırsak floranız 2 yılda kendini zor toplar.

bağırsak floramız bizim herşeyimiz.
çoğu otoimmun hastalık, diyabet, dehb, otizm, nörodejeneratif hastalıklar (ms, parkinson, alzheimer) bozuk bağırsak florası ile ilgili.
bağırsakta zararlı bakteri artışına bağlı lps toksini kana salınıyor.
artmış bağırsak geçirgenliği neymiş araştırın öğrenin,
bazı insanlar gluten ve kazeine hassastır. otoimmun hastalığı olanlar, kronik ürtikeri olanlar mutlaka 3-6 hafta tam glutensiz ve tam kazeinsiz diyeti deneyin bir şey kaybetmezsiniz.

yogayı küçümsemeyin, yoga sizi tekrar parasempatik sistem hakimiyetine sokar. sakın ha küçümsemeyin. nefes teknikleri, meditasyon, yoga mutlaka yapın.

her gün 7-8 saat uyuyun. bunu saat 22.00-08-00 arasında bir yere konumlandırın.

d vitamini kullanın kan seviyenizi 60-100 arasıdna tutun. yüzde 90'imizin d vit düzeyi 20'nin altında.
kemik üzerine etkileri için 30'un üstü değerler gerekir. ama bağışıklık sistemini güçlendirme, insulin metabolizmasını düzenleme etkileri için 60 üstü değerler gerekir. d vitamininiz düşük olduğu müddetçe kronik hastalıklarınız iyileşmez. bu demek değildir ki sadece d vitamini yükselterek iyi olabilirim. d vitamini sadece bunlardan bir tanesi. ama en önemlisi.

b12 seviyenizi >550 üzerinde tutun. eksikse metilkobalamin formunda dil altı takviye alın.
b12 vitamini yüksek bile olsa vücutta aktif halde olmayabilir. oksidatif stres altındaysanız b12 niz 1000 bile olsa iş yapamaz. serbest radikal oluşumunu azaltıp antioksidan ekibini güçlendirmek gerekir.

ferritin seviyenizi 40-80 arasında tutun.
demir kullanmak için illa kansızlık olmasına gerek yok. önce depolar boşalır sonra hemoglobin yapımı bozulur. hemoglobin yapımı bozulmadan daha bir çok enzimin fonksiyonu bozulur. 2 değerlikli (ferroz) formda demir kullanın.

topraklarımızdaki vitamin ve mineral oranı yüzde 50 azaldı. tek tip ürün ekimi, suni gübreleme, herbisit ve pestisilerle toprağı öldürdük. besinler eskisinin yarısı kadar besin maddesi ve mineral içeriyor.

magnezyum çoğumuzda eksik. depresyon, halsizlik, fibromiyalji, migren vs yasayan herkes magnezyum desteğini hak eder. sgk geri ödemeli olanların hepsi oksit formunda yani 'çöp'. bu formun emilimi çok kötü. maalesef magnezyumu kendimiz alacağız. sitrat, malat, taurat, glisinat formları emilimleri iyi. sitrat ucuz ve etkili bir form.
elementer magnezyum olarak günde 200-400 mg alacağız. bakin elementer diyorum. bi ürün size 1 tablette 200 mg magnezyum sitrat var diyorsa almayın. mesela 200 mg magnezyuma eşdeğer atıyorum 550 mg magnezyum sitrat var diyorsa alabilirsiniz

toksinlerden kendinizi koruyun. toksinler her yerde.
endüstriyel et süt yumurta tavuk size hastalıktan başka bir şey vermez. ben onları matrix filmindeki insan tarlalarına benzetiyorum. yahu güneş görmeyen, ot yemeyen, sürekli gdo'lu mısır ve soya yiyen, hızlı kilo alması için sürekli düşük dozda antibiyotik verilen hayvanların ürünleri size fayda sağlayabilir mi?

40 günde kesilen tavuk tavuk mudur?
siz 3 yaşınızda 40 kilo olsanız sağlıklı olur musunuz?

çiftliğe gerek yok. üretici çok. bulmak isteyen buluyor. şehrin azıcık kenarlarına doğru gidince bir sürü köylü var. etleri de var sütleri de yumurtaları da. az yiyin gerçek hayvansal ürün yiyin.
endüstriyel üretimde vücuduna xenoestrogen alıyorsunuz. bakın herkes patır patır meme kanseri oluyor tesadüf mü? erkeklerde erektil disfonksiyon ve libido düşmesi arttı tesadüf mü?

market arabalarında insanların gıda diye aldığı"yenilebilirler çöpleri" görünce hayret ediyorum. içinde en kalitesiz yağların olduğu bisküvi, cips, çikolatalar, litrelerce kolalar, sosisler, salamlar, tatlılar, gevrekler,gofretler, kutu sütler, sahte yumurtalar neler neler. zaten bir şeyin üstünde barkod varsa onun sizin için gıda olma olasılığı çok azdır.

niye hastalıkları bu kadar arttı? otoimmün hastalık lafını duymayan kalmadı. kanser kol geziyor.
açın kulaklarınızı dinleyin!
genetik altyapımıza aykırı besleniyoruz.
insan bu dünyada insan olarak 5 milyon yıldır var. tarım 10 bin yıl önce bulunuldu. endüstriyel üretim 50 yıldır var. bizim genlerimizde şeker yok! hala avcı toplayıcı genlerimizle yaşıyoruz. akşama kadar gezip de birkaç meyve birkaç kök bitki bulabilen atalarımla aynı genleri taşıyoruz. 10. bin yıl evrim ölçeğinde hiçbir şey! hele hele son 50 yıl bizim genlerimize hiç uygun değil. uyanın!

cevap hakkı editi:

bir şeye balon demek farklı bir şey, zararlı demek farklı bir şey. bunun ayrımını yapalım önce. bal yüksek antioksidan içerebilir. ama ben antioksidan alacaksam önümde bir sürü farklı seçenek var. üstelik kan şekerimi dalgalandırmayacak ve insülini zıplatmayacak bir sürü seçenecek. balı yemeyelim demiyorum ancak glisemik endeksine dikkat etmek gerek.

mesela üzüm çekirdeği (resveratrol), çam kabuğu ekstresi (pycnogenol) ve bunların da dahil olduğu proantosiyanidinler ailesi tabiatta bulup bulabileceğiniz en güçlü antioksidanlardır.

lahanagiller ailesindeki ( brokoli, beyaz lahana, kara lahana, karnabahar, mor lahana vs) sülforofanlar,
zerdeçaldeki kurkumin maddesi
deve dikeni tohumundaki silimarin maddesi
askorbik asit, d-alfa-tokoferol

ben antioksidan alacaksam bunlardan alırım .açlık insülinim 3.2 ve yükseltmeye de niyetim yok. üstelik mitokondrilerime de gereksiz kalori yükleyerek serbest radikal üretimimi hızlandırmaya da niyetim yok. benim antioksidanlarım kıymetli.
bal zararlıdır demiyorum ancak kaşık kaşık da yemeyelim, balona kapılmayalım diyorum.

pekmez balonuna gelince maalesef yerden yere vurmaya devam edeceğim."advanced glycation end product" denen bir olay var. kısaca age diyelim. şekerlerin yüksek ısıda pişirilmesi ile ortaya çıkıyor ve bu maddeler vücutta proteinlere yapışarak fonksiyonlarını bozuyor. diyabet takibinde 3 aylık ortalama kan şekerini gördüğümüz hba1c de glikolize olarak fonksiyonu bozulmuş bir molekül. reçel, pekmez, fıstık ezmesi, kahvaltılık gevrekler mi? ben almayayım sağolun.

son edit: multivitamin kısmını entryden siliyorum ama geri adım attığım için değil, detaylıca ve kaynaklarıyla yazmak için.

devamını okuyayım »