mhcr

  • azimli
  • anadolu çocuğu (325)
  • 1816
  • 32
  • 15
  • 0
  • dün

yarım saat moladan sonra yanlış otobüse binmek

hep gülümseyen yüz ifadesiyle yerimden şefkat dolu bakışlarla seyrederdim bu şaşkın insanları. ta ki hiç ihtimal vermediğim halde yanlış otobüse binene kadar. berbat bir ruh haliymiş. anlamış olduk. empati kurardım halbuse. ne olcak sanki insanız derdim.

afyon'da verilen mola bitiminde içilen domates çorbasının ardından uykuya kaldığım yerden devam edeyim deyip çıktım dışarı. o da nesi? inerken yalnızca bizim otobüs varken şimdi en az on otobüs daha gelip yanaşmış insanlar tesise doğru gidip geliyorlar. o tenha tesis bir anda yabancı diyarlara dönüvermiş. hem de seyahat ettiğim firmanın üç otobüsü daha yanaşmış. hem de aynı model. ışıkları da söndürülmüş. nerden geldiğine dair hiçbir fikrim yok tabi.

o mudur bu mudur derken ya allah deyip birine daldım. ön koltuktakilere, endişeli ve bir ipucu umarak "evet doğru yerdesin yiğidim biz senin yoldaşlarınız" bakışını yüzlerde görme ümidiyle baktım. ama hayır beni tanımadılar. hiç de sıcak karşılamadılar. biri götünü döndü hatta. ama özgüvenimi kaybetmeden arkalardaki koltuğuma doğru yürümeyi sürdürdüm. gözlerimle görmeden inanmayacaktım. en ufak bir tereddüt halinde salgılayacağım stres havasının hemen farkedilerek bütün gözlerin bana döneceğini biliyordum. ve sonunda kendi koltuğuma ulaştım. o da ne bi kadın oturuyordu. 40'lı yaşlarda iri bedenini örten battal boy beyaz gömlek giymişti. aldığı lokumları poşetin ağzını aralayarak hafif bir tebessümle seyrediyordu. beni görünce bütün neşesi kaçtı. bu karanlık ve sıcak ortamda oluşturduğu huzur ve güven ortamını bozmak isteyen birisi olduğumu hissetmişti. ve bunun elinden alınmasına asla izin vermeyecekti. "dudağını yolarım! git!" dercesine bakan kocaman gözleriyle ne aradığımı merak ediyordu.

bense geç de olsa acı gerçeği öğrenmiş olmanın verdiği hayal kırıklığıyla şimdi ne yapmam gerektiğini kestirmeye çalışıyordum. sonra yapılabilecek en saçma şeyi yaptım. "burda mı ya? değilmiş. tamam o zaman" deyip geri döndüm. ama bunu öyle bir ses tonuyla söyledim ki kendim bile duyamadım. aklımdan geçmese ne söylediğimi anlayamayacaktım. ney burda mı? lan ney. değilmiş. hele tipe bak ne yok ne? ne arıyordun ki? başka otobüste, beyaz gömlekli iri kadının koltuğunda... kulaklarımın örümcek adam gibi hassaslaştığını hissederek ve arkamdan gelebilecek her tepkiyi anlamaya çalışarak çıkış kapısına doğru hızlanarak ilerledim.

otobüsten inince biraz rahatlamıştım. ama daha üç otobüs daha vardı denemem gereken. bu çileye bir daha dayanamazdım. neyse ki bir sürpriz oldu ve sol çarprazımda oturan, otobüsteki tek tanıdığım sima, televizyonunu seyrettiğim apaçi genci gördüm. (evet uykum gelene kadar başkalarının ekranlarını seyrediyorum. kendiminki açınca uykum kaçıyor) böylece doğru otobüse kavuşacaktım. o önde ben arkada otobüse geçtik beni arkasında görünce biraz kıllanır gibi oldu zaten ekranına baktığımı biliyordu. ama anlayışlı biriymiş. ses etmedi. kendimi usulca sıcacık koltuğuma bıraktım. yaşadığım bu tecrübeden sonra her şey yoluna girmişti. apaçi genç hangi kanalı açarsa onu seyredecek yavaş yavaş uykuya dalacaktım... disko kralını açtı. bi bok anlamasam da yarım saat sonra uykuya dalana dek kaçamak bakışlarla seyretmeye devam ettim.

devamını okuyayım »