misericord

  • şamda kayısı (707)
  • 761
  • 22
  • 12
  • 0
  • 5 gün önce

le fabuleux destin d'amelie poulain

bir yerden yazmaya başlamam lazım.

amelie'den bahsettiğim zaman güzel tepkiler almıyorum, belki geçen yıllar içinde, popülaritesi de arttıkça, fazla "sevimli kız filmi" etiketi üzerine yapışmış gibi ve hakkında konuşulunca koca adamsın, o kadar film izlemiş adamsın gibi ön eklerle başlayan cümleler, böyle klişe bir "kız" filmine neden saplı kaldığımı sorgular hale geldi.

buraya dökeyim içimi. uzun ve özel olacak, sıkılabilirsiniz.

anamın karnından film sever olarak doğmadım tabii ki, orta okul, lise hayatımda da imkanlar dardı. cine 5'te yayınlanan vizyon filmleri kuşağında, haftadan haftaya bir film ancak izlerdik. üniversiteye geldiğimde de öyle çatur çutur film indirebileceğimiz imkanlar yoktu. cd'ciler hala yaygındı ve gidip alıyorduk. ben izledikçe izledikçe bu işe kendimi kaptıracağımı anlayınca orijinal dvd biriktirmeye başladım. (neyse ki sonradan internet gelişti de sayıları 200'ü bulunca nereye koyacağımı şaşırdığım, tak çıkar'dan yıldığım filmlerin yerini filme ayrılmış external hdd'ler aldı) neyse ben bu filmin de övüldüğünü duyup, kapağındaki güzel kızı da görünce almıştım.

şimdi biraz konuyu dağıtacağım müsadenizle, o zamanlar şimdiki gibi kilo fazlam falan yoktu yaş da genç, okul ortamı da müsait *çok güzel arkadaş ortamlarımız var, ister istemez kızlarla falan da içli dışlı oluyorsunuz. yalnız ben öyle çok onla bunla takılayım modunda değilim. ama çevrem o kadar müsait ki istersem olur sanıyorum her aptal genç gibi, anlamsız bir özgüven doluyum. sonra bir kız gördüm tamam mı? bildiğin acayip tatlı. konuştuk ettik baya hoşuma gitti. adetim de değil ya gaz verdiler, gittim kızla konuştum. sonrası bilindik klişeler, seni arkadaş olarak görüyorum, sen çok harika bir insansın, süpersin, inanılmazsın, şahanesin. ee? ama olmaz. neden? olmaz işte. bir sebep de yok. hoş sonradan, sevgilim olan kızlardan da çok aldım eleştirisini, sevgiliyiz ama değil gibiyiz sanki dost gibiyiz diye. şimdi ben o zamanlar şunu idrak ettim, sanılanın aksine, duygusal, hassas erkek tercih sebebi değil. evrimsel bir tercih mekanizması var ve siz müthiş bir arkadaş olmakla beraber "yetersiz" bir partner olarak kabul ediliyorsunuz. bu işin kadın-erkek ilişkileri tartışması kısmı. daha önemlisi şu;

hani müzik dinlerken, yolda, arabada falan klip çekeriz ya kendimizle, saçma sapan mimikler yaparız, adımlarımız falan değişir. ha işte televiyon, film izleye izleye öyle olduk da bizi sürekli kayıt eden bir kamera yok. insanlar hakkında yoğun düşünüp, onların asla haberleri olmayacağı şeyler yapar, hatta bunların onlara ulaşmasını engeller, bütün çaba ve uğraşlarınızın perde arkasında kalmasını sağlarsınız, bir gün bunların hepsi ortaya çıkmayacak ve insanlar aaa ne tatlıymışş demeyecek. (bunun olası olduğu bir senaryoyu yıllar sonra friends dizisinde görmüştük gerçi)

buradan da ahlaki bir tartışma çıkarabilirim aslında, bir gün öğrenecekler ve o zaman çok şaşıracak, çok sevinecek ve beni çok takdir edecekler beklentisi içinde bir şeyler yapmak, düşünmek gerçekten iyi olmak mı yoksa bir çıkar peşinden koşmak mı? neyse ben zaten süper bir adamım demiyorum, çıkarcılık vardır illa.

anlatmak istediğimi anlatabildim mi? iyilik yapmak, ince düşünmek ama bunları açık etmek istemeyecek kadar alçak gönüllü olmak aynı anda bunları açık etmemenin ne kadar onurlu ve hoş olduğunu düşünecek kadar kibirli olmak karmaşık ve anlaşılabilir bir durum.

amelie diyordum. evet amelie izlerken şu sahneye takıldım. bir gece televizyon izlediği bir sahne vardı. televizyonda kendi hayali bir program izliyor ve bu hayali programa göre amelie ölmüş ve milyonlar onun için ağlıyor. onun ne kadar şahane bir insan olduğunu ve yardımlarını anlatıyorlar. sonra televizyon kapandığında amelie yalnız. kimsenin umrunda bile değil. çünkü o sürekli insanlar için yardım düşünüp onları mutlu etmeye çalışırken, bunları açık etmek istemeyecek kadar alçak gönüllü ve bunları açık etmemenin ne kadar onurlu ve hoş olduğunu düşünecek kadar kibirli.

çok karmaşık ama çok güzel.

işin içine teolojik bir tartışma dahi sokabiliriz. insanlar cennet vaadi için mi iyi olur ve cehennem tehditinden mi korkup günahtan kaçarlar. bir ödül beklentisi ile iyi olmak, gerçekten iyi olmak mıdır? yoksa her iyi, zaten bir beklenti içinde midir? çıkar olmasa iyi olur muyuz?

amelie, adeta bir sevgi yumağı gibi insanlara yardıma koşarken, bir gün bunların kendisine sevgi, saygı olarak geri döneceğini umut ediyordu. hepimiz gibi. hiç kimsenin bilmediği bir yardımı yaparken, bir gün bunlar açık olsa insanlar beni ne kadar takdir eder diye düşünüyor insan. veya ben düşünüyorum bilmiyorum. eğer bu manyakça düşünceye sahip tek kişi bensem, en azından konuyu amelie'ye daha iyi bağlarım.

çünkü ona kimse, kötü, çıkarcı diyemez. ama bir karşılık beklentisi vardı. sevilmek, sevilmenin ötesinde sadece onu sevecek biri. işte zor kısım da o. böyle bir kadın, suistimala müsait, erkek ise zayıf addediliyor çünkü.

neyse hikayeme döneyim. biri için sürekli harika şeyler düşünmeniz ve onun için çok güzel şeyler yapmanız, sürekli onu düşünmeniz veya onun için çaba harcamanız anlamsız. çünkü siz "tüm bu çabama rağmen..." derken karşı tarafın bu çabalardan haberi olmasına izin vermiyorsunuz. "bir elimi tutsa onunla tüm dünyayı değiştiririz.." düşüncesini aktarmadığınız sürece bunlar kafanızdan dışarı yansımıyor.

peki ne oldu derseniz filmi izledikten sonra bana bir şevk geldi. içimi dışıma yansıtmaya, "vay şerefsiz nasıl da yüzümüze vuruyor" derler korkusunu kenara atıp, sana bunu yaptım senin için şunu düşündüm diye anlattım. ve beraber olduk..ama hikayedeki kızla değil, onun en yakın arkadaşı ile..hem de öncesinde olan hiç bir şeyi saklamadan. aptalca veya manyakça bilmiyorum ama hayat bu belli olmuyor ne getireceği.

amelie de bunu anlatıyordu, en azından bence. birader sen filmi oturma organınla izlemişsin derseniz biraz kırılsam da hak veririm. zaten sanat budur, bu yüzden özeldir. herkes kendi tecrübe ve anılarına dayanarak, aynı kaynaktan bambaşka mesajlar çıkarabilir. amelie bana dedi ki, takdir beklentisi ile iyilik yapman yanlış değil, sana özel de değil, kendini öyle çok farklı ve aziz sanma..ama bunları dışarı vurman da ayıp değil, eğer gerçekten sevgi bekliyorsan önce kendi sevgini dışa vurmasını öğreneceksin.

sonra ne oldu derseniz uzuun yıllar süren birliktelik sona erdi. çok üzülmedim de çok kırıldım. ayrılık değil de sonrasında değişen insanlar ve şartlar beni parça parça böldü. tabii bu başka bir yazının konusu olacak.

o da geçti tabii, iyi ki bitti dedirtti. eğer sonra neler oldu, çıkardığın dersleri uygulamaya devam ettin mi derseniz, maalesef hayır. devamında yine planlar yapmaya, kendimce "insanların farkına varmayacağı" çabalar göstermeye, söylersem kıymeti mi olur düşüncesi ile her şeyi kafamın içine hapsetmeyi sürdürdüm. neden? bilmiyorum. peki tüm hikayenin sonu nereye varacak? onu da bilmiyorum, belki sadece sona varmasından korkuyorum.

ama bu da çok başka bir yazının konusu.

devamını okuyayım »
21.08.2015 14:20