miskinn

  • 65
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

çocukluğu özlemek

değişikliği sevmediğimizin göstergesidir. çok sevilen dizilere bakın, sezonlar boyu süren, onlarda sevdiğimiz ortak noktanın karakterlerin kişilik özelliklerinin seneler geçmesine rağmen değişmemesi olduğunu göreceksiniz. sokakta top oynayan çocukları gördüğümde ben de bazen çocukluğumu özlermiş gibi hissediyorum, her gün okuldan gelip arkadaşlarımı çağırmanın heyecanı yaşamak istiyorum tekrar. hep denir ya o eski mahalleler yok, çocukluk arkadaşları iş güç peşinde etrafa dağıldı, hayat insanları değiştirdi. ben yıllar geçmesine rağmen çok da değişmeyen bir mahallede, değişmeyen çocukluk arkadaşlarımla beraber yaşıyorum. kimse birbirini çağırmıyor artık, aramıyor. hayat mı insanları değiştirdi peki? neden artık onları çağırmak heyecanlı değil? düşündüğümde kendime bunun cevabını şöyle veriyorum; eskiden hayatım kısıtlıydı, en uzak gittiğim yer 4 sokak uzaklıktaki okuldu, ona da arkadaşlarımda beraber gidiyordum. kavgalar en fazla birinin topunu alıp eve gitmesiyle sonuçlanıyordu. ertesi gün kaldığı yerden devam ediyordu. özlediğimiz bu duygular değil mi? saf zannettiğimiz? tekrar soruyorum, hayat mı değiştirdi bunları? evet hayatın değiştirdikleri var, ama insanları değiştirdiğini düşünmüyorum. hayat o insanların kısıtlı yaşadıkları çevreleri değiştirdi. o topunu alıp evine giden çocuğun oynamak için o sokaktan başka çaresi yoktu aslında, oynayacak başka kimsesi yoktu. şimdi büyüdü ve topuyla oynamak için başkalarını bulabilir. daha kısıtsız hayatında uzaklara gidebilir. bencilliğini sonuna kadar yaşayabilir. küçük çemberlerde yaşayanların samimiyetini düşündüğünüzde de benzer bir sonuca varılabilir. asker arkadaşlıkları başkadır derler ya, değil, orda da oynayacak başka kimse yok. özleme takılıp kalmak yerine, değişikliklere alışmak, farkındalıkla mutlu yaşamak daha hoş olabilir. mızıkçılık yapmamış, topunu alıp gitmemişlerle de hala oynayabiliyorsanız, daha ne istiyorsunuz, bırakın geçmişe özlemi. beraber olduklarınızın kıymetini bilin. hayatı suçlamayı bırakın. yere düştüğünüzde, terliğini çıkarıp ayağınızın takıldığı yeri dövüp sizi güldüren anneniz yok artık. ayağınızın takılmasının suçlusu sizsiniz. uyanın.

devamını okuyayım »