miyagi san

  • 3348
  • 7
  • 2
  • 0
  • evvelsi gün

yapılmış en aptalca dalgınlık

sene 98, 18 yaşında yalnız yaşamaya başladım. bir yandan bir yazılım şirketinde çalışıyor, bir yandan da antalya'nın yerel radyolarından birinde cuma-cumartesi-pazar 17-20 saatleri arası program yapıyordum.

19 yaşında (1999) kaleiçi ortamlarında takılırken 55 yaşında bir şair ile tanıştım. ismini yazmayacağım belki tanıyan çıkar. bizim şair çok enteresan bir adam. çevresinde lise sonlarda, üniversite başlarda bir sürü genç (çoğu hatun) onlara sürekli öğütler veriyor falan. özünde süper bir adam ama ne öğütleri ne de şiirleri bir işe yaramaz. "zeytin dalı taşıyan güvercinler yüreğime konarken içindeki sızı dalga seslerine karışır" tarzında şiirleri yazdığı kitaplarını kendi bastırıp kendi satıyor.

neyse bu şair aga bir muhabbette evden çıkarıldığını söyledi. ben de, "aga gel benimle kal, kirayı paylaşırız" dedim. ertesi gün benim evde eşyalarını yerleştiriyordu.

o günden sonra eve gelip giden hatunların sayısı coştu ki ne coştu. ben gece 10'da işten geliyorum, bizimki sallanan sandalyesinde balkonda pipo içiyor. (top sakal ve at kuyruğu da vardı) neyse yatıyorum gece 2'de uyanıyorum su içmek için, bir bakıyorum ki içeride 5-6 hatun bizimkinden öğütler dinliyor. buraya bir not düşelim asla hiç bir kıza sarkmazdı. onlar için bir baba figürü gibi bir şeydi.

neyse durumu özetledikten sonra (ki onunla o evde süper günlerimiz geçti) gelelim olaya. aynen bu gün de olduğu gibi o zamanlar da tam bir silah meraklısıydım. tabi 19 yaşında gerçek silah almaya para ve büzük yetmediği için beretta f92 kuru sıkı bir tabanca aldım. yeni de aldığım için pek hevesliyim ama bizim aga evin içinde elimde silahla gezmeme kızıyor haklı olarak, ben de odamda oynuyorum. yastığımın altında uyuyorum. (hiç rahat bir şey değil kafana batıyor)

neyse antalya sıcağının zirve yaptığı bir yaz gecesi 23 sularında eve geldim. bizimki yine yalnız başına balkonda piposunu içiyor sallanan sandalyesinde. selamlaştık. ben odama yatmaya gittim. üzerimde sadece boxer ile yattım. uyumuşum.

gece 3 gibi uyandım. baktım içerisinden tıkırtılar geliyor ama ışıklar sönük. bizim aga olsa ışıklar açık olur. yastık altından berettayı aldım mermiyi yavaşça namluya sürdüm, sessizce odadan çıktım salonun kapalı kapısına doğru yürüyorum. kapının buzlu canımdan içerideki el feneri ışığı gözüküyor. duvar dibinden usulca yaklaştım ama kalbim götümde atıyor heyecandan. hırsız yakalayacağım lan.

kapının kolunu tuttum ve allah ne verdiyse içeri dalıp silahı doğrultarak, kıpırdama!! diye bağırdım.

bizim şair aga ve 3 hatun yere minder atıp oturmuşlar, önlerinde 2-3 tane mum muhabbet ediyorlar. ben içeri öyle dalıp kızlardan birinin suratına koca tabancayı doğrultunca aklı uçtu.

ve işte o an o heyecanla gayet salakça bir hareket yaptım. silahı saklamak için belime soktum.

baksır, beretta taşır mı lan?!

silahla beraber benim kıçımdaki baksır dizlerime kadar aşağı indi. *

kızlar bombok oldu, bizim şair aga şok oldu ben zaten kıçımı başımı toplama derdine düştüm. paldır küldür kaçtım. elinde silah hırsız yakalacak olan kahraman karizmasının, dalyaprak kalma rezilliğine dönmesi ile gittim uyuma çalıştım.

yalnız 1 hafta sonra o kızlardan biriyle sevgili olduk bu da dip not olarak tarihe yazılsın.

devamını okuyayım »
09.05.2014 15:53