moin

  • 3
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

almanya'da master yapmak

uzun zaman sonra yeniden birşeyler yazmak istedim. bir önceki yazıma (bkz: #75326043) gelen yorumların çok büyük bir çoğunluğu pozitifti. en baştan tekrar belirteyim; almanya şöyle kolay böyle tozpembe demek bana göre değil, almanya'da eğitim almak isteyen birinin karşılaşacağı zorluklara karşı kendini hazırlaması, bu süreçte yılmayıp motivasyonunu yüksek tutması bence almanya'da sahip olacağı güzel şeylerin farkına daha kolay varabilmesini sağlayacak.

en başta, önceden bahsettiğim zorluklarla ilgili güncellemeler ve belki çözüm olabilecek birkaç ipucu vermek istiyorum, bir önceki yazımın başlıklarını birebir takip ettim:

-maddi sıkıntı: buraya çözüm olarak ne yazsam sanki empatisizlik gibi gözükecek, çünkü çoğumuzun ya da ailemizin maddi durumu zaten sorunlu. ayrıca 1 tl'nin karşılığı 0,13 euro iken almanya'ya geldiğinizde sizi biraz götürecek bir birikime ulaşmak tl ile zor. ancak fırsatınız varsa en azından ilk aylar ve acil durumlar için biraz birikim yapmanız iyi olacaktır. ben lisansım bittikten hemen sonra mastera başladım, onun yerine belki biraz çalışsaydım hem biraz birikim yapmış olurdum hem de almanya'da iş ararken türkiye'de edinmiş olacağım iş tecrübesinin de faydası olabilirdi. hem lisansımın mezuniyet süreci biraz stresli geçtiğinden biraz motoru soğutmuş olurdum tabiri caizse.* kyk yurtdışı kredilerini araştırmanızı tavsiye ederim, şu an 300 euro civarına geliyor ancak kötü tarafı tl ile yatırılıyor olması (yani bu miktar değişebilir) ve ilk aylığının okul başladıktan çok sonra aralıkta yatırılması. birkaç kişiden ilk aylar için kredi çektiklerini duymuştum, iş bulana kadar en azından o şekilde bir çözüm bulmuşlar. bu arada zaten öğrenci vizesi alabilmeniz için ya yeteri kadar zengin olmanız (sperrkonto denilen her ay 853 eurosunu çekebileceğiniz bir kilitli hesap açıp resmi ölçümlere göre bir yıllık masrafınızı yani 10.236 euroyu yatırmanız gerek), ya burs almanız (tev bursu gibi, ancak örneğin türkiye'de bir şirket masraflarınızı karşılayacaklarını taahhüt ederlerse bu kabul edilir mi bunu bilmiyorum), veya zenginmiş gibi görünmeniz gerek (ki bu benim gibi öğrencilerin yapmak zorunda kaldığı seçenek; almanya'da oturan bir tanıdığınızın, arkadaşınızın, akrabanızın vs. kaldığı şehirdeki yabancılar şubesine başvurup size kefil olması -türk vatandaşı olma zorunluluğu yok, yalnızca almanya'da kalıcı oturumu olması ve yeterli gelirinin olması gerekli-).

-rekabet: bu kısım iş aramayla da ilgili, bahsedeceğim ilk konu almanca seviyenizin bu rekabet oranının çok yüksek olduğu ortamda bakılacak ilk özelliğiniz olduğu. şöyle bir örnek vereyim: almanca bilirseniz daha kalabalık bir grupta değerlendirilecekken sadece ingilizce bilmeniz durumunda özellikle anadili ingilizce olanların ve zaten ingilizce bilen almanların rahatça öne çıkabildiği çok daha ufak bir grupta oluşacak rekabete girmeniz gerekecek. kısaca henüz lisansınız devam ediyorsa günde birkaç kelime de olsa almanca öğrenmeniz geleceğe yatırım olarak sayılabilir. bildiğiniz gibi cv'niz ve ekleyeceğiniz sertifikalarınız da oldukça önemli. diğer nokta da daha formal ilerleyen iş başvurularında kullanacağınız başvuru dilekçesinin önemi, buna bewerbungsschreiben deniliyor ve bu sayfalar başvurularımı yaparken benim fazlaca işime yaradı werkstudent başvuruları için minijob başvuruları için bu konularda daha ayrıntılı yazmak isterim ama o zaman entry benim için içinden çıkılamayacak hale gelecek. yazımın sonunda da bahsedeceğim ancak podcast tarzı benim için bilgi aktarımını daha kolay hale getirecek şeyler yapma planlarım var.

-iş aramak: bu konuda yapılabilecekler şöyle (herhangi bir sıralama gütmedim): 1-kafe ve restoranlara hatta süpermarketlere ve mağazalara gidip doğrudan veya telefonla arayıp sormak eleman ihtiyaçları olup olmadığına dair. 2-internetten iş ilanlarına bakmak. bu konuda işinize yarayabilecek siteler jobbörse, indeed, ebay-kleinanzeigen, süpermarketler ve zincir restoranlar gibi kurumsal işleyişi olan firmaların kariyer sayfaları (rewe, lidl, toom, mcdonalds vs. gibi, çoğu kendi ilanlarını kendi sitelerinden veriyorlar). 3-üniversitedeki panolar, üniversitenin açacağı iş ilanları. 4-bunları kaldığınız şehirde uyguladınız ama iş bulamadıysanız kapsamı genişletmek, yani semesterticket'ınız ile gidebileceğiniz yerlerde bu adımları tekrar uygulamak. semesterticket yani öğrenci pasonuz belirli bir alanda ücretsiz seyehat etmenizi sağlıyor.
bu arada bazı iş başvurularında vergi numarası (steuer-id) gerekebilir, minijob (450 euro sınırlı part-time işler) için genelde gerek duyulmuyor ancak werkstudent olarak (genelde 450 euronun üzerinde) çalışacaksanız gerekli, almanya'ya gelip adresiniz kesinleştikten sonra bzst.de sitesinden bulacağınız online formu doldurup almanız gerek, belgenin postayla size ulaşması biraz sürüyor.
özellikle bahsetmek istediğim diğer nokta da bazı restoran sahiplerinin (genellikle yabancı oluyorlar) tavırları. örneğin saatlik minimum ücret (mindestlohn) yasal olarak verilmesi zorunlu olan miktar ve şu an 9,35 euro, minijob olarak 450 euro da kazanılacak maksimum miktar olduğundan 45-50 saat arası bir ayda çalışabileceğiniz maksimum süre. bu tipteki restoran sahipleri bu saatlik ücreti kısıp size 6-7 euro verebilirler, acil paraya ihtiyacınız olursa da bunu kabul etmek zorunda kalırsınız. sizi de ayda 80-100 saat çalıştırıp size 500-600-700 euro verirler. bu durumla ben de karşılaşmak zorunda kaldım, bulunduğum şehirde kafe ve restoranlarda çalışan türk öğrencilere bahsettiğimde de bu duruma katlanmak zorunda kalmayan yok, bu işletmelerin çoğunun sahibi de yabancılar. kayıtsız çalıştıranlar da çok fazla bu tiplerin arasında. kısaca normalde bir alman'ın tenezzül bile etmeyeceği ortamlarda ben ve diğer türk öğrenciler gibi çalışmak zorunda kalabilirsiniz. bu tarz işletmelerde iş esnasında bağırıp çağırma da çok yaygın, bir an acaba almanya'da mıyım diye kendinize soracak hale getiriyorlar insanı. bir pizzacıda 4 ay bu şartlarda stres içerisinde çalıştım, bu süreçte aldığım toplam bahşiş belki 10 eurodur, sonra bir başka restorana geçtim ve pizzacının şartları o kadar kötüydü ki kötünün iyisi olan bu restoranda çok daha rahat çalışmıştım. bir arkadaşım kayıtsız çalışmak zorunda bırakıldığı bir kafede kafenin sahiplerinin kafalarına göre çalışanları işten attığını söylemişti. internette imla hatalarıyla dolu ve işe dair sıfır açıklama içeren ilanlar gördüğümde içim kararıyor ve bu tarz iş ilanlarını yazan işverenlerin bahsettiğim tiplerden olduğuna dair şüphem yok. bu tarz yerlerde asla çalışmayın demeyeceğim, çünkü zamanında maalesef benim yaptığım gibi bunlara katlanmak zorunda kalabilirsiniz.

-barınma: bu konuda da kısaca tavsiyelerim: 1-ucuz şehir seçmek (çok kabaca küçük şehirler büyüklerinden ucuz, doğudaki şehirler da batıdakilerden ucuz.) , 2-semesterticket ile gidebildiğiniz bölgede daha ucuz olabilecek şehirlerde ev aramak, 3-okulunuzun yurt listesine olabildiğince erken kaydolmak yani sıraya erken girmek, 4-yurt ayarlayan yani yurt kapasitesi yeterli olan (genelde küçük şehirlerdeki) okullara başvurmak, bunu studentenwerk'e mail atıp sorabilirsiniz. 5-gelmeden ev aramanız pek mümkün değil, fazlaca şansa ihtiyacınız olacaktır, ancak geldikten sonra ev aramanız daha mümkün. bundan dolayı akrabanızı, arkadaşınızı, tanıdığınızı yani ev ararken yanında kalabileceğiniz kişileri ayarlamanız.

-almanya'da erasmus yapmışsanız onun önyargısı: bunu şansa çevirebilirsiniz. 1-ondan almanca öğrenip ona türkçe öğretebileceğiniz bir dil tandemi bulmak, böylece almanya'da eğitim ile ilgili tavsiyelerini de alabilirsiniz almanca öğrenirken. uluslararası ofis bu tarz uygulamaları yürüten yer. 2-mümkün olabildiğince fazla sayıda üniversiteyi ve kampüslerini gezmek, bu şekilde ortamlarını görebilirseniz en azından kafanızda ne istediğinize dair somut birşeyler oluşabilir. 3-mümkünse erasmus şehrinize yakın bir şehirde master yapmak.

-sürekli ekstra masrafların çıkması: okullarda dönemlik kayıt ücreti var okuldan okula değişiklik gösteren, örneğin ben bunun için her ay 50 euro kenara atmak zorundayım ki altı ayda bir bunu atlatabileyim. bunun gibi oturum kartını yenileme ücreti, sağlık sigortasının kapsamı dışında kalan sağlık hizmetleri için ödemek durumunda kalınan masraflar vs. benim için ufak ekonomik krizler demek.

-sosyal çevrenizin sıfırlanması: ya eşinizle-sevgilinizle-partnerinizle birlikte geliniz, ya da kankanızı da kafalayıp beraber başvurularınızı hallediniz. almanya'daki sosyal ortamla ilgili şu sanırım güzel bir özet olacak; alman sevgili yapmak, alman arkadaş yapmaktan daha kolay. yurt kesinlikle sosyallik açısından fazlaca avantajlı çünkü bir katta 10-20 kişi kalabiliyor, bir şekilde muhabbet kurabilirsiniz ancak bu biraz şansa dayalı. diğer bir taraftan da sosyalliğin gerçekten çok kötü olabildiği evler de var, sıfır muhabbet. ancak olur da samimi bir ev ortamı bulabilirseniz en zor zamanlarınızda yanınızda olurlar. diğer sosyalleşme mekanları da öğrenci toplulukları, kilise grupları, uluslar arası ofisin ayarladığı international tanışma muhabbet masaları (ancak amaç birini düşürmek olmamalı, o zaman çok göze batıyor). yine de her şeye rağmen hala yalnızsanız en azından göz önünde olun, odanızda takılmaktansa alın yemeğinizi kitabınızı neyse, okulun kafeteryalarında, üniversitenin kalabalık yerlerinde vakit geçirin. çevrenizde etkileşime giremeseniz de bir hareket olması odanıza tıkılıp kalmaktansa daha iyi.

-türkiyeden geliyor olmanız: açıkçası sosyal durumdansa kurumsal olanı üzerine daha fazla eğinilmesi gereken şey, zaten sosyal hayatta daha açık görüşlü almanlar negatif genellemelere pek yanaşmıyorlar genelde. diğer bir nokta da türkiye'den gelen bazı kişilerde farkettiğim iyi davranayım da benim buradaki türklerden farklı olduğumu anlasınlar tavırları. eğer bir alman siz sırf türksünüz diye size negatif bir önyargıyla yaklaşıp sizin farklı davranmanıza neden olacaksa bu kişiyi bir zaman kaybı olarak görürüm ben. cool takılın kısaca. bence kendinizi kendinizle ilgili büyük beklentilere sokmayın, master süreci geldiği ülkeden bağımsız her öğrenci için farklı veya aynı zorluklar içerebilir. bu zorluklar yıldırıcı değil kamçılayıcı olmalı.

-türkiye'den gelen arkadaş grubuna sıkışıp kalmak: almancıların çoğunda zaten self-segregation (kendini toplumun geri kalanından ayrı tutma diyebiliriz sanırım) çok yaygın. bunu mikro düzeyde yaşamamanız için türkiye'den gelen arkadaş grubuna sıkışmamanız gerek. ayrıca farklılıklar bazen çok göze batıyor, sanki türkiye'de birlikte vakit geçirmeyecek insanlar zorunluluktan burada birlikte geziyorlar gibi. bu arkadaşlıklar da sanki pek uzun süreli olmuyor. bu arada bahsettiğim şey kişiliklerindeki-dünya görüşlerindeki farklılıklar. kişilerin siyasi düşünce farklılıklarından bahsetmiyorum, keşke o açıdan hepimiz karşılıklı saygı ve kardeşlik içinde olsak.

-dışarıda yemek yiyememek: bunu neden ayrı bir altbaşlıkta yazma ihtiyacı hissetmişim bilmiyorum, şu an pek anlamlı gelmiyor. mensa yani okulun yemekhanesi ucuzluğu da hesaba katılınca bir restorana gitmeyi tamamen gereksiz hale getiriyor. mensa arada kahve alıp ders çalışmak için gitmeyi en sevdiğim ortamlardan. okulun kafeteryaları da genelde favori mekanlarınız arasına girecektir muhtemelen. yanıma evden birşeyler alıp dışarıda parkta çimlere uzanıp yemek hele havalar da güzelken yapmayı en sevdiğim şeylerden.

-yalnızlık: biraz yukarıda da bahsettiğim gibi en önemli nokta odanıza tıkışıp kalmamak. internetten de olsa ailenizle, arkadaşlarınızla ilişkinizi sağlam tutmak, konuşma ihtiyacınız olduğunda aramak. bir yolda yalnız yürümektense telefon konuşa konuşa yürümek daha iyi kısaca. ücretsiz yığınla etkinlik oluyor; konserler, sanat galerileri, öğrenci toplulukları, açık mikrofonlar, workshoplar vs. aylık liste yapıp kafanız dumanlı gibiyse bu etkinlikleri kaçırmamalısınız. kısaca durağan yalnızlık sizi bunalıma sokabilir, hareket halinde olmalısınız. halk eğitim merkezlerinde (vhs) uygun fiyatlı kurslar var sanat, spor veya dil alanlarında. üniversitenin spor dersleri de açılıyor çok uygun fiyatlara, hatta ücretsiz olarak koşu veya bisiklet grupları oluyor, yalnızlığa karşı bunlar da birebir. bu arada ikinci el bir bisiklet de şart, ebay-kleinanzeigen'dan çok ucuza bulabilirsiniz.

-dil bariyeri: evet tekrar yazıyorum ama almanca öğrenmek zorundayız. bu başlıkta almanca ile ilgili tavsiyelerimi yazayım. ilk tavsiyem kendi başınıza çalışırken kaynaklarda boğulmamak, olabildikçe az sayıda ama kapsamlı kaynaklarla çalışmak. yoksa iş içinden çıkılamayacak hale geliyor. kelime konusunda başlangıçta en işe yarar kaynak goethe institut'un hazırlamış olduğu b1 kelime listesi gramer olarak ingilizce biliyorsanız bir yandan ingilizce anlatımlı bir yandan da türkçe anlatımlı iki farklı gramer kitabı kullanmanız çok iyi olur. fono'nun türkçe anlatımlı “almanca dilbilgisi” kitabı bence gayet güzel. ingilizce anlatımlı almanca grameri konusunda tercih size kalmış. bir tane de öyle bir gramer belirleyin. yazma ve kelime alıştırması konusunda biraz ileri seviye olsa da (a2-c1 arası kullanılabilir) “übungen zum wortschatz der deutschen schriftsprache” kitabı benim gayet hoşuma gitmişti. dilin fonetiğini kapmak için şarkı dinlemek eğlenceli bir yol. haberleri izleyebilirsiniz. sesli çocuk masalları bir yandan yazılı halde de takip edebileceğinizden faydalı olur. bence yazma ve konuşma almanca öğrenirken en geç gelişenler. ondan dolayı kısıtlı bir süreniz varsa kelime-gramer-dinleme ile iyi bir temel oluşturmanız iyi olabilir. tabii kısa bir süre sonra basit çocuk kitaplarıyla okuma yapmaya başlayabilirsiniz ancak bence en başta almanca dilinin neye benzediğini öğrenmeniz gerek ve bu da kelime-gramer-dinleme çalışmaları sayesinde mümkün ilk aşamada. bu arada şunu da belirtmeliyim; bunlar benim almanca öğrenirkenki şahsi deneyimlerime dayanıyor, benim için kolayı böyleydi.

-dersler: üniversiteler kuralları konusunda fazlasıyla özerk ancak genel olarak bir derse kayıt yaptırmanız ile dersin sınavına kayıt yaptırmanız farklı şeyler. derse kayıt yaptırmanız online sistemden ders dosyalarına-duyurularına erişmenizi sağlıyor ve genelde notlandırma ders kaydı üzerinden yapılmıyor. ancak bu dersin sınavına kaydınızı yaptırırsanız o zaman o dersten bir sınavla veya profesörün tercihi neyse o şekilde notlandırılacaksınız ve bu sınav kaydı bağlayıcı, hatta okulun en ciddi davrandığı noktalardan biri diyebilirim. ders kaydınızı silebilirsiniz olur da seçmeli bir dersi beğenmediniz, zorunlu ders ise de o dönemki ders yoğunluğunuzdan dolayı bir sonraki yıla ertelediniz gibi. sınav hakkınız ise yönetmeliklere bağlı ancak ya 3 veya 2 tane toplam. yani sınava girdiniz ve geçemediyseniz yönetmeliğe göre iki veya bir hakkınız kaldı ve geçmek zorundasınız, o dersi bir daha silemezsiniz. geçemezseniz de okuldan atılıyorsunuz. bu gerçekten almanya'daki eğitim sisteminin bence en zor kısmı türkiye'dekine kıyasla. bu çok ayrıntılı bir konu ama kabaca anlatmaya çalıştım. kısaca bir derse gidiyorsunuz ve derse pek hazırlanamadınız veya birkaç hafta kaçırdınız. bu dersin sınavına bence o dönem kayıt yaptırmayın. dönemlik örneğin beş dersiniz varsa tez dönemi hariç 3 döneme 15 ders yayılmış şekilde bir müfredatınız var diyelim. dönemlik 3 ders alıp master bölümünü 3 yıla yaymanız tavsiyem, 5 dönem dersler bir dönem de tez. zaten okulunu öyle ya da böyle uzatmayan türk öğrenci çok az. dersleri günü gününe takip etmenizin gerekliliği zaten fazlasıyla açık olmalı. eğer o gün bir sınavınız var ve hasta hissediyorsanız da bu halinizle sınava girip kalmaktansa doktordan rapor alabilirsiniz, geçerli bir sebebiniz varsa doktorlar genelde anlayışlı ancak zaman kaybetmeden halletmelisiniz bunu.

-şartlı kabul alıp gelecekseniz almanca: bence almanca öğrenirken intensiv kurs hem en kolayı hem de en zoru. kolaylığı şu, haftada beş gün kursa giden biri için günlük azıcık tekrar etse bile kafasına birşeyler giriyor. ancak zor kısmı da düzenli bir şekilde almanca'ya vakit ayırabilmek ve motivasyonunu yeterli seviyede tutmak. tabii intensiv kurslar da genelde çok pahalı, ben çok zorlanmıştım öderken. halk eğitim merkezleri (volkshochschule) intensiv kurs açıyor daha ucuz bir seçenek olarak ama onda da sınıfın tümü öğrenci olmadığında bazen biraz hafif kalabiliyor kurs seviyesi dil okulları veya üniversitenin dil sınıfıyla kıyaslanırsa. ancak master zamanı normal öğrenciyken ya uluslararası ofisin açtığı kurslara katılabilirsiniz ya da vhs'lerdeki kurslara bakabilirsiniz. almanca öğrenmenin bir zorluğu da bazen azıcık kekeleyince oluşan ingilizceye geçme isteği veya anında ingilizceye geçen almanlar. genelde ilki çok daha fazla olanı.

-kural bilmemek: bu konuda tahmin edilebileceği üzere okuyup araştırmak gerek, örneğin bölümünüzün sınav yönetmeliğini google translate yardımıyla da olsa okumanız şart. öğrenci işleri, sınav ofisi, uluslararası ofis, öğrenci birliği (asta), aile hekiminiz, yabancılar şubesi vs. yaptığınız okuma araştırma sonucunda anlamadığınız şeyler kaldıysa danışacağınız yerler. ancak genelde bir şekilde böyle sorularınızı cevaplasalar da google'dan bir iki aramayla ulaşabileceğiniz şeyleri mail atıp sormanız pek iyi karşılanmıyor anladığım kadarıyla. diğer bir nokta da erken danışmanın bazı işlerinizi oldukça kolaylaştırması, örneğin ilk başladığınız master programı sizi pek açmadı ve bırakmak istiyorsunuz, o zaman yabancılar şubesine ve okulunuzun öğrenci işlerine erken haber vermeniz ve nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini danışmanız gerekli, bu hem sizin iyi niyetinizi de göstermiş olacak. ayrıca komik gelebilir ancak yazıcı sahibi olmanız şart. çoğu iş yazılı şakilde hallediliyor hala ve bir sayfa çıktı için üniversiteye uğramaktansa bu daha iyi bir çözüm. ebay-kleinanzeigen ikinci el eşyalar için bakmanız gereken en iyi site, sanki reklam yapıyormuşum gibi oldu ama reklam değil*

-bazen karşılaşacağınız katlanması güç stres seviyesi ve sürekli bir bunalım hali: bu konuda dersler başlığında bahsettiğim gibi master programını 3 yıla yaymanız tavsiyelerimden biri. diğeri zorlandığınız konularda uzmanlara danışmak, örneğin okulun ücretsiz danışmanlık servisine (psychotherapeutische beratung) veya doktorunuza başvurabilirsiniz. kısaca ağlamayan çocuğa mama verilmiyor diyebiliriz.

-bireysel hayat tarzı: bir noktadan almanya, bireysel hayat tarzının benimsendiği bir yer ancak bu konuda son zamanlarda farkına vardığım diğer bir açı da aslında almanya'daki hayatın türkiye'dekine kıyasla daha toplumsal olduğu. düşünün, türkiye'de sürekli tetikte olmalısınız, biri sizi dolandırabilir, size zarar verebilir. en azından bu tarz olayların ihtimali daha yüksek türkiye'de. almanya'da ise toplumsal bağlar türkiye'dekine kıyasla kesinlikle daha güçlü.

-yasalardan ötürü bazen ikinci sınıf vatandaş durumunda kalmak: bu konu da üzerine çok ekleme yapamayacaklarımdan açıkçası. alman vatandaşlığı almaya sıcak bakıyorum çünkü şu anki durumumla hem topluma entegre olmam daha zor olacak hem de alman devletiyle vatandaşlık bağı sayesinde kurulacak karşılıklı faydaya dayalı toplumsal sözleşmede gelecekte almanya'ya ben de daha fazla katkıda bulunabileceğimi düşünüyorum.

-sevgiliniz varsa: uzun mesafe ilişkisi 2-3 yıl yürütülemeyecek bir şey değil eğer partnerler arasında yeterli sevgi ve anlayış varsa. ancak bu konuda problem olabilecek nokta sizin master sonrasında almanya'da kalma planlarınız varken sevgilinizin türkiye'de kalmak istemesi. herkesin öncelikleri farklı olabilir ancak konuşarak ortak bir çözüme varmanızı tavsiye ederim, tabii hedeflerinizi ve hayallerinizi de göz önünde bulundurarak.

-aile ve arkadaşlar: bu konuda da pek ekleme yapamayacağım, lisansınıza devam ediyorsanız onlarla elinizden geldikçe fazla vakit geçirin diyebilirim.

son olarak değinmek istediğim konu da şu; bu aralar çoğu insan gibi ben de evdeyim genel olarak ve almanya'da eğitim konulu podcastler ve bilgilendirici videolar yapma hedefim var haftada bir veya iki tane olacak şekilde, fazlaca notlar aldım, konuşma planları hazırladım, gelen sorulara göre almanya'da eğitim ile ilgili sık sorulan sorular gibi listeler yaptım. bu konuda genel olarak fikirlerinize ve konu tavsiyelerinize açığım. tabii bu arada almanya'da eğitim almanın güzel yönleriyle ilgili bir entry üzerinde hala çalışıyorum*

devamını okuyayım »