montmartre sakini

  • 190
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

çocuğuna eski mahalle pidecisinin adını veren baba

gevrek sırıtışlı bir baba. köşeleri kıtır kıtır gülüşünün altında sakladığı düşleri, kuyruk yağı gibi sevimsiz huyları olan bir baba...

geçen gün markette karşılaştık bununla. "uzun zamandır görüşemiyoruz montmarte yahu" dedi, klasik sohbetler, marketten meyve seçerken birbirine değen bir çift el ve umarısız bakışmalar. "oğlumu okuldan alıp sonra da bir şeyler yemeye gitcez gelir misin montmartre?" dedi, yine o kıtır kıtır gülüşüyle süsledi hunhar sorusunu; "neden olmasın mon cher" diye cevapladım taylan abi'nin sorusunu.

arabadaydık. hızlı vites atışları, direksiyonu çevirdiğinde bileğinden dirseğine doğru kayan kol saatinin çıkardığı metalik sesler. arabanın camına vuran yağmur damlalarını izlerken ayıldım düşlerimden. sırt çantasını yörüngede tutmaya çalışan küçük bir insansız uzay aracı gibi koşturan çocuğunun cama yapışan elleriydi, damlaların sonu...

arka koltukta oturmuş, öğretmeninin gün içindeki tutumunu anlatıyordu. kafasıyla tasdik edercesine hareketlenen çizgili boyun kasları. "yemeğe gidelim mi oğlum?" dedi taylan abi.

sertçe çarpan araba kapıları; soğuk havayı kesen bir hava perdesi. pidecinin umarsız kuyruk yağı kokusuna salmıştık sevmeyi unutmuş bünyelerimizi. kapıda bizi karşılayan bıyıklı birinin silüetini hatırlıyorum; "ooo taylanım hoşgeldin" diyordu lahmacun gülümsemesiyle. "hoşbulduk rüstem abi" dedi ürkek bakışlarını yere indirerek taylan. "oğlun mu bu?" diye sordu yanındaki ufaklığın saçını unlu elleriyle okşarken, "evet" koptu dudaklarından taylan'ın, bakışları hala bir ceylan gibi ürkek ve yerdeydi. "biliyor musun evlat; babanı üniversiteye hazırlanırken hep ben doyurdum, ayrılmazdı buradan kerata hep kuşbaşılı hep lahmacun" diyerek gülümsedi, yere diz çökmüş, çocuğun gözlerinin içine bakarak konuşan rüstem.

"adın ne bakim senin ufaklık?" koptu dudaklarından rüstem'in. taylan'ın elleri terlemiş, bacaklarına siliyordu. "ıı şey abi" dedi panikle taylan. bu sırada dizinin dibindeki çocuk, rüstem'in gözlerinin içine bakarak "rüstem" dedi. diz çökmüş rüstem amca ise ufak bir kahkahanın eşliğinde "hahaha senin adını soruyorum be evla..." cümlesini bitirememişti. yavaşça bakışlarını devirdi taylan'a, yerküre döndü, umutlar geride kaldı.

pideci rüstem amcanın dudaklarından bir "ama neden?" koptu.

taylan kızarmıştı, bakışlarını hala kaldıramamıştı. pideci rüstem ise artık doğrulmuş, şaşkın bir ifadeyle duygularını gizlemeye çalışıyordu. dudakları titredi.

film karelerine hızlıca giriş yapan müzikler gibi sıkı bir sarılma koptu önümde. ikisi de birbirine aynı anda sertçe sarılmıştı. rüstem taylan'ın ensesinin saçıyla birleşen yerini kokladı, kolları daha da sıkı sarıyordu her geçen saniye. "seni özledim" fırladı taylan'ın titrek dudaklarından. gözünden bir damla yaş süzülen pideci rüstem ise yalnızca; "sus" demekle yetindi ve daha da sıkı sarıldı.

yaklaşık 10-15 saniye sonra ikisi de birbirinden ayırlmıştı. ama birbirlerinin yüzüne bakamıyorlardı. pideci rüstem ufaklık rüstem'in saçlarını bir kez daha okşadı. yanağından süzülen gözyaşını sildiği yerde küçük bir tebessüm vardı. her şeyi sonlandırmak istercesine, ve bu anı güzel bir şekilde hatırlama istemiyle bağırdı arkasındaki önlüklüye;

"taylan kızım bu dostlarımıza güzel bir masa hazırla!"

taylan abinin elindeki laptop çantası yere düşmüştü. tüm şaşkınlığıyla...

au revoir!

devamını okuyayım »
17.02.2014 14:13