mra

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (508)
  • 2282
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

lahut alemi

tasavvufta bir makamdır.
bu makama:
mutlak gayb, lâhut âlemi, hiçbir ölçüye, şekle sığmayan latayyün âlemi, itlak âlemi, mutlak âmâ, yalnız vücut, mutlak varlık, sırf zat, ümm'ül-kitap ,mutlak beyan, engin bir nokta ve gayblerin gaybi... derler. nitekim, kur'ân-ı kerim'de buyuruldu:

«gayb'ın anahtarları onun katında olup, onları ancak o bilir.» (6/59)

yukarıda zikredilen isimler, yalnız bir mertebenin adıdır. dolayısiyle yüce hak, bu makamda tam bir izzet ve her şeye karşı istiğna ile anılır. aslında bu makama: isim, şekil, sıfat ve sıfatlanan sözleri yaramaz; ama, maksadı anlatabilmek için, bazı tabirleri kullanmak icap ediyor. zira, bu makamda zat-i ilahi, her şeyden tenzih edilir. çünkü henüz esma ve sıfat dairesine tenezzül etmemiştir. bütün isimler, yüce hakkın zâtında yokluğa gömülmüş ve istihlâk haline geçmiştir.

şu âyet-i kerimeler, bu manayı anlatır:

«gerçekten allah'ın âlemlere ihtiyacı yoktur.» (3/97)

«insan üzerinden bir zaman geçmedi mi ki; o devirde insan, anılan şey hiç değildi.» (76/1)

«rabbin noksan sıfatlardan münezzehtir; vasfını ettikleri her şeye karşı bir izzete sahiptir.» (37/180)

gelelim hadîs-i şeriflere:

«allah-ü taâlâ öyle bir halde idi ki, onunla beraber olan şey yoktu.»

«gizli bir hazine idim...»

bu âyet ve hadislerdeki cümleler, bu makamın plânını çizer.

ne olursa olsun; yüce hakkın zâtına arif, yani: anlayış sahibi olana değişen bir şey yoktur. evvel zamanda ne idiyse, şimdi de öyledir.

(özün özü - muhyiddin arabi)

devamını okuyayım »
09.12.2003 11:01