muhabirkedi

  • 2326
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

günübirlik denize gitmek

gerek ekonomik, gerekse vakitsizlik gibi nedenlerden ötürü yaz sezonunu dodo beachlerde ya da kemer bilmem ne risortlarda geçiremeyen kişilerin sabah sıcak denizlere inip, akşam da dönmesidir denize günübirlik gitmek.

biz mesela, yaz tatilinde muhakkak en az bir kere ailecek denize gideriz. sabah erken yola çıkar, akşam da çok geçe kalmadan döneriz.

en yakın yüzmelik deniz evimize 45 dakika kadar uzaklıktaki şile’de.

şile’nin ağlayan kaya plajı’na gideriz hep. burada yer bulabilmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkarız. aslında salt yer bulmak sorun değil. ancak –beni de sayarsak- üç öğrenci iki tam kişiden oluşan bir aile ile gidildiğinde şemsiye, üç parça elbise, bir şort, birkaç tişört, beş-altı havludan oluşan tekstil ürünlerini; denize girmek-denizden çıkmak- tekrar girmek aralığındaki zaman dilimlerinde atıştırılacak poğaça, pide, kola, karpuz, şeftali, armut, üzüm…den oluşan gıda ürünlerini koyabilecek; aynı zamanda kendimizin oturabileceği, yatabileceği, kuma gömülebileceği genişlikte bir yer olmalı. işte bu vasıflı yeri bulabilmek için erkenden yola çıkarız. ve bu uygun yeri de her yıl bulmayı başarırız.

bütün okul yılı boyunca denizle en yakın teması vapurdan martılara simit atarken olmuş bir insan olarak, yüzmelik deniz gördüğümde soyunur dökünür, vira bismillah diyerek atlarım kızgın kumlardan serin sulara.

bunu yaparken temkinli davranırım. magazin basınının beni bikiniyle görüntülememesine özen gösteririm. rahat tavırlarımla dikkat çekmemeye çalışırım. selülitlerimle gündemi meşgul etmek istemem.

denizde parmaklarımın derisi buruşuncaya dek yüzerim. kardeşlerime geleneksel ‘’ya ıslandım ya’’iğrenç esprisini yaparım. onlarla kovalamaca, yakalamaca, suyun altında en çok nefesini tutmaca oynar, yeri gelir çişimizi yaparız.

dinlenmek üzere denizden çıkarım. hemen şemsiyemizin altında oluşturduğumuz gölgeye sığınır, havluya bürünürüm. hatta üşürüm. ağustos sıcağında deniz kenarında üşüyebilen tek organizma olduğumu sanıyorum.

bronz tenden hoşlanmadığım için güneşlenmeyi sevmem. bir kere güneşlenirken babam üzerime havlu örtüp ‘’üşütürsün öyle’’ dediğinden beri bronz teni sevmem, güneşlenmem. beyaz peynir gibi olmak güzel.

uzanıp biraz kitap okurum. birkaç sayfa açarım, annem başlar söylenmeye ‘’denize gir denize, evde de kitap okursun.’’ ( dışarıda yapılan şeyler, aynı zamanda evde de yapılabiliyorsa annem için bir kıymeti harbiyesi yoktur bunun. –ne ısmarlayalım, makarna yiyelim mi anne?
-aman ne makarnası, evde de yeriz onu.)

denize sık gelmediğimiz için annem bütün bir senelik deniz ihtiyacımızı bir günde gidermemizi bekler bizden. gün sonunda da gün sonu değerlendirme raporunu verir sözlü olarak. ‘’iyi yüzdünüz, yeter bu size artık.’’

son kez denize girip, bir daha kolay kolay gelemeyeceğimizi aklımızdan çıkarmayarak yüzeriz. çıktığımızda kurunur, kuruduğumuzdan emin olduktan sonra elbiselerimizi giyeriz. ve nihayet annemin, olimpiyat komitesi yüzme kolu başkanı edası ile verdiği ‘’yeter bugünlük’’ direktifi ile - burası çok önemli ey sözlük toplumsal mesaj - etrafta tek çöp bırakmayacak şekilde konuşlandığımız alandan en sağlam green peace ci edası ile kalkarız
geriye dönüp son kez denize bakarım çünkü kendisi ile tensel bir birlikteliği bir sene sonra yaşayacağım. bu yüzden duygusal bir veda olur.

sahilde genellikle duş almayız. çünkü hem paralıdır hem gereksizdir. gereksizdir çünkü evde de nasıl olsa duş alınabiliyor. ben annemin çocuğuyum. evde de yapabildiğim bir şeye dışarıda mümkün mertebe para vermemeye çalışırım.

üzerimizde kumlu su ve yosun kokusu ile birlikte arabamızda dönüş yoluna atarız kendimizi. ben ve kardeşlerim arkada uyuruz, annemle babam önde ne yapar bilmem?

eve geldiğimizde sırayla banyoya gireriz ki, işte o banyo en huzur verici anlardandır. oramdan buramdan kum ve yosun çıkmasından iğrenç bir haz alırım. denize gittiğimi, yüzdüğümü hissederim. misal havuzda yüzmüş olsam benim için hiçbir özel anlam ifade etmezdi. deniz başka şey mirim. hele hergün otobüste yolculuk ederken, yürürken, gezerken denizi görebiliyor ama ona dokunamıyorsan, senede bir, bazen iki, taş çatlasın üç kez girebiliyorsan daha bir başka. günübirlik de olsa.

devamını okuyayım »