muhayyile

  • 259
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 yıl önce

toprak

tüm mahlukatın ayaklarını bastığı taban, yarasaların ise tavanı.

toprağın gücünü bir türlü kavrayamaz insan, kendisinin dili olmadığı ve anlatamadığı için. ama lisan-ı hal ile pek güzel anlatır meramını.

üzerinde gezinenleri kucağında taşır, içini delik deşik eden canlıları da adeta rahminde saklar. her canlının rızkını teslim eder. bir canlıyı bir diğerine yemek olarak sunarken, tüm ölenleri de bağrında çürüterek` :milyonlarca bakteriye yem'ek ederek` kendinden bir parçaya çevirir. dengenin-döngünün birlikte sağlandığı binlerce yıldır aralıksız oynanan hayat oyununun sergilendiği, mahşeri kalabalıkların izlemekten bıkmadığı ama ders çıkaran talihlilerin pek az olduğu, gayet kalın perdeli bir "sahne"dir toprak, kulis'ine münkir ile nekir'in hakim olduğu.

yumuşak güç'tür kullandığı, usul usul, direte direte, hiç vazgeçmeden sabırla bekleye bekleye, istediği hale bürür her yanı. tıpkı tohum'un yaptığı gibi. binlerce tohum düşer üzerine, birçoğunu üzerinde yaşayan karıncalar, kuşlar alır götürür. belki de, sadece, içlerinden bir tanesi boy verir o tohumların. bir kayayı delip geçerek "yumuşak kök"ü, gözden ırak bir yamaç kenarına tutunur. ama o tek tohum tek bir fidan, seneler sonra ise bir ağaç olur ve o ağaçtan milyonlarca tohumun düşüşüne de şahitlik eder toprak. hep iyi olmaya özen gösterir, yaş'ının verdiği bilgelikle, kuraklaşmayıp yaş kalmışsa hele. "bir" verir insan ona, "yüz" alır kendisinden mahsulü kaldırırken. rabb'inin verdiği berekete vesile olur her an. insan toprağa şekil verip dururken, onun gücünü küçümser arada bir. oysa ki, toprak gücünü saklar. arada bir hissettirir, zelzelesiyle "yer"le "bir" eder, üstündekileri.

sek sek oynamak için kiremitle yere çizgi çizmekle, binlerce tonluk temeli olan binaların kendisine etkisi aynıdır. kendisinden yaşça biraz büyük kardeşi "zaman"la el birlikteliği eder, sek sek çizgilerini sildiği gibi binaları da siler üzerinden. makinelerin sert gücü hiç mesabesinde kalır onun nezdinde. istemezse "yüz vermez" insana.

herşeyi kendine çektiği için yerçekimi adını vermiş newton. bir atomun bir başka atomu çekmesinden başka bir şey değil. faraza olmasaydı çekim gücü ?
çekimi olmayan bir yerin tavanı neresi olurdu tabanı neresi.. mesele biraz da insanın baktığı yerde. görülenin dibine inmedikçe akıl gözüyle, gözlerin görebildiği ile yetinmek kaçınılmaz oluyor haliyle. sırf bu sebeple denilebilir ki, istikbal göklerden ziyade, sevgili ercanayr'ın söylediği gibi köklerde saklı.

koskoca dünya bile kök salamadıktan sonra uzaya, insan nasıl kök salabilir ki hayata.. tüm topraklar, denizler, dağlar.. sadece birbirine tutunmuş. yalnız kalmamak için birbirlerine sığınmış gibiler. insan da biliyor ki hepsinin dayandığı bir destek var. hepsini ayakta tutan'ı, "içten içe" hissediyor kalp. iman'ın kalpteki şu nüve'si öldürülemiyor.

allah'ı kalbinde bulan insana inanmayana ve buna ölüm korkusu adını verip alay edene aldırmadan yürümeli, kalbin izinde. bazılarının pişmesi için beklemeli. meğer ki allah dahi o mühleti tanımışsa, kullarına söz düşmez. yarasalıktan vazgeçmeleri için, ayaklarının yere basması için sabretmeli.

devamını okuyayım »