mukemmel sistem

  • mülayim ama sempatik (535)
  • 688
  • 6
  • 4
  • 0
  • 4 gün önce

atlıkarınca

--- spoiler ---

iki kardeş arasında çok değişik bir ilişki var. çocuğun atlıkarıncayı kızkardeşine vermemesi biraz onu koruma eğilimi gibi. çünkü kendi de hiç binmiyor. sonunda da parçalıyor zaten. gece kardeşinin odasına gidip yerde yatıyor. ona sığınıyor adeta. yani hem onu korumaya hem de ona sığınmaya çalışıyor. büyüdüklerinde de aynı ilişki başka bir biçimde kuruluyor. annesine abim bilmesin derken abisini koruyor. ama o da geceleri abisinin yanında yatıyor.

kuş yuvası kutsal aileyi temsil ediyor. kız yumurta düşecek derken aslında kendi düşüşünü ifade ediyor. annesi de yok o yumurta ellenmez, annesi ellendiğini anlarsa yumurtayı bırakır gibi bişey diyor. yani ben bu sorunu görmemeliyim, görürsem seni bırakırım diyor. yumurta ile kız temsil ediliyor. yumurtanın yuvadaki yanlış konumu da kızın ailedeki yanlış konumunu anlatıyor. annesinin öne sürdüğü gerekçe ise saçma. kız da zaten ikna olmuyor ama boyun eğiyor. kız diyor ki "ama düzeltmezsek yumurta düşecek" anne de diyor ki "ama anlarsa bırakır" oysa ki yumurta düşerse zaten kırılacak. anlamış anlamamış bişey farketmeyecek. "olsun" diyor annesi. "olsun" diyor ve yürüyüp gidiyor. yani bu konuyu konuşulmaya değer bulmuyor bile. diyaloğu bitiriyor. bu haliyle annenin kullandığı gerekçe aslında kendisinin bile düşünüp ikna olmadığı bir geleneksel bilgi. haliyle gerekçe de gelenek, görenek, adet, inanç vb. yi temsil ediyor. kuş kuvası aynı zamanda kızın bakış açısından da önemli. kızın yaşadığı çelişki de o yuva üzerinden anlatılıyor.

kapı problemin bütününü temsil ediyor. kadın kocasına "kapı kapanmıyo bi ara bak" derken bir problem var ama sen müdahale et diyor. kocası da "tamam" diyor, yani müdahale etmek istiyor. zaten kendini değiştirmeyi istiyor. yaptıklarından pişman, bunu şiirinden de anlayabiliyoruz. ama o kapı bir türlü yapılmıyor. kız ise kapıyı birkaçkez kapatmaya çalışıyor ama yapamıyor. fakat kimseye de bahsetmiyor. şikayet etmiyor. annenin kocasına kapıdan bahsetmesi ile, kızının sorunundan bahsetmesi de paralellik gösteriyor. bi sorunu var diyor. okuluna da gittim diyor ama, baba da diyor ki "gençlik", "ergenlik". ben ilgilenirim diyor. kadın da tamam diyor. halbuki o da ilgilensin sen de ilgilen. onun ilgilenmesi senin de ilgilenmene engel değil ki. tıpkı kapıdaki sorunla ilginebileceğin gibi. bu husustaki geleneksel bilgi de "kapı erkek işidir". kadın da hemen ikna oluyor. ailenin reisi de babadır. baba "ben ilgilenirim" derse olay biter. ilgilenir. sen de ilgilen kadın, sen de.

çocuklar yıkanırken oğlan hiç ses vermiyor. normalde yıkanan bir çocuk (kendimden biliyorum) sürekli ses verir. yok sıcak oldu, yok soğuk oldu, gözüm yandı, kulağıma kaçtı. oyunlar oynar suyla. çocuk ise dişini sıkıyor. daha o yaşda bariz bir tepkisi var. annesi ise anlamıyor. yıkanma sahnesinde babası çocuğu seviyor ama çocukta tık yok. bu tutum aslında genel. yani çocuk babasına karşı çok soğuk. anne bunu farketmiyor mu? farketse bile "baba dediğin otoriter olur, sert olur, yüzgöz olmaz çocukla" mantığına mı bağlıyor? orası çok net anlaşılmıyor. filmde eksik olan taraf burası. annenin durumu farketmemesine katkı sağlayabilecek birşeyler daha olmalı filmde. annenin başka bir sorunu daha olmalı mesela, ki farkedemesin.

adamın telefona uzanan eli de pişmanlığını temsil ediyor. herkese karşı pişman olduğunu anlatıyor.

sevişme sahnelerinin olması fakat tecavüz sahnelerinin olmaması da anlamlı. burada da ibretlik bir mesaj var. cinselliğin veya çıplaklığın topyekün bir ahlaksızlık olmadığı mesajı veriliyor. bu iş normal bir iştir, doğaldır, insanidir diyor yani. zira cinselliği inkar etmek, mevzusunu yapmamak, görmezden gelmek, bu konuda bilgi edinmemek gibi birtakım geleneksel erdemlerimiz de var. birçok sapıklık da zaten bu baskıdan kaynaklanıyor. bu mesaj karakterlerle göze sokula sokula verileydi kötü bir film olacaktı. haliyle böyle veriliyor. bakın cinsellik gösteriyoruz görün diyor. utanılacak olan bu değil diyor. saklanmayın diyor.

filmin başında da din var, sonunda da. adam filmin başında da din adamın yanında filmin sonunda da. filmin başında kadın daha fazla dine yakın. kurban kesilmesini o istiyor daha ziyade. filmin sonunda ise kocasına dua okunmasını istemiyor. bu kocasına duyduğu kızgınlıktan kaynaklanıyor ama başka bir mesaj daha var. çünkü "olur" demesi çok kolay. sadece bir kelime. bugün mü okunsun yarın mı? yani taş atmayacak kolu yorulmayacak. tıpkı kurbanın kesilmesi etlerin eve girmesi gibi. kendiliğinden olacak. ama itiraz ediyor. öyle olmaz dediklerinde de "olsun" diyor. onun şahsı üzerinden geleneksel ahkalın yetersizliği itiraf ediliyor. kadın kızına pişmanlığını ifade ederken de "ne kadar kötü bir anneyim" diyor. "nasıl da farketmedim" oysa ki çok fazla ipucu vardı. fakat bu ipuçlarını birleştirip bir sonuca varmak bir akıl yürütme faaliyeti gerektiriyor. yani iyi olmak biraz akıllı olmakla da ilgiliymiş kadın bunu farkediyor. evveliyatında böyle bir bilinci yok. evveliyatında geleneksel yöntemlerle yetiniyordu.

insanlar belli bir siyasal, sosyal, ekonomik gruptan değil. bu da çok ince ayarlanmış. biraz dindar olsalar, bak dinciler böyle denecek. olmasalar bak allah korkusu yok denecek. zengin olsa olmaz. fakir olsa yine olmaz. adamın ne iş yaptığı açıklanmıyor. kadının ne iş yaptığı da açıklanmıyor. tamam bunun maksadını anlıyorum ama bu durum gerçeklik algısının da biraz kaybolmasına yol açıyor. renk vermeyecem diye insanları tanıtmıyorsun. insanların ruhlarına temas etmek, kişiliklerini irdelemek mümkün olmuyor. çünkü o kişilikler kimse gücenmesin diye yaratılmışlar ve "ben kimse gücenmesin diye yaratıldım" şeklinde bağırıyorlar. öyle ki çocukların hayatı bile karanlık. kız okula gidiyor. o kadar. oğlan zaten uzakta. bir arkadaşıyla geliyor ama, o kim, nedir? nasıldır belli değil. yani sırf "bunlar da hepimiz gibi normal insanlar" demek için karakterleri yüzeyselleştirmişsin dostum. hikayenin vehametine yoğunlaşıldığı için bu eksiklik pek de göze batmıyor tabi.

--- spoiler ---

sonuç olarak güzel film. izlenilesi.

devamını okuyayım »