ne istediler de vermedik

  • azimli
  • anadolu çocuğu (319)
  • 1354
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

osmanlı neden amerika kıtasına gitmedi

geçerli sebepleri olduğunu düşündüğüm şuursuzluktur.
baştan bir noktayı da açıklığa kavuşturayım. osmanlı imparatorluğu saçma sapan bir isimdir. adamlar kendilerini hiç bir zaman böyle adlandırmamışlar. genellikle devlet-i aliyye'yi kullanmışlar. avrupalılar da her zaman türk imparatorluğu demiş. ben de türk imparatorluğu diyeceğim.

tüm yazacaklarım tarihle amatörce ilgilenen birisi olarak benim fikirlerim.

ilk baş, coğrafi keşiflere hangi ülkeler katılmış bakalım. ispanya, portekiz, fransa, ingiltere ve hollanda.

bu ülkelerin ortak noktası nedir?
hepsinin atlas okyanusuna kıyısı var. yüzyıllarca akdeniz'e ve ege'ye hükmetmiş, karadeniz'de bile kolonileri olmuş italyanlar da coğrafi keşiflerde yok. hem de rönesans ve reformun kalesi olmalarına rağmen yok. türk imparatorluğuna avrupa'dan haberi yoktu diye suçlamalar geliyor. peki italyanlar'ın da mı yoktu?

buradaki sorun haberleri olup olmaması değil. coğrafya kaderdir. sadece bu. tabi ki coğrafyan dezavantajlı diye yatmayacaksın. fakat başka bazı sebeplerde gözünü yeni alanlara çevirmene engel olabilir.

https://en.wikipedia.org/…olving_the_ottoman_empire
https://www.msxlabs.org/…rin-kronolojisi-nedir.html

kronolojik olarak osmanlı savaşları diye aratırsanız daha bir çok kaynak çıkar.

savaşlar incelendiğinde devletin nefes alacak dahi vaktinin olmadığı görülür. savaş olmasa kesin bir isyan, huzursuzluk var. aynı anda birden fazla devletle savaşıldığı çok zaman olmuş.

1578 yılında vadiüsseyl savaşında türk imparatorluğu'nun cezayir beylerbeyi topladığı ordusuyla portekiz kralının ordusunu yeniyor. ordu yok ediliyor, portekiz kralı ve soylularının büyük bölümü ölüyor. ardından türk donanması portekiz donanmasını yakıyor. türk imparatorluğunun tek darbeyle ve sadece bir beylerbeyini yollayarak devirdiği portekiz küçümsenecek bir güç değil. tordesillas antlaşması ile papa'nın yeni dünyayı aralarında bölüştürdüğü iki güçten biri.

1578 vadiüsseyl savaşından sonra, ispanya portekizi ve tüm sömürgelerini ilhak ediyor bir süre sonra kaybetsede. portekiz'in sömürgelerini ele geçireyim diye bir hareket gelmiyor türk imparatorluğundan. amaçları kuzey afrika'yı korumak ve gerçekleştiriyorlar. mesela hindistan'da ki portekiz sömürgelerine konabilirdi. ama böyle bir amaç yok. neden olduğunu bilmiyorum.

tabi bu noktada insanın aklına kuzey afrika'nın batı ucuna, atlas okyanusuna kadar gitmiş türk imparatorluğu neden burada bir üs kurup rotayı amerika'ya çevirmedi diye sorular gelebilir. sonuçta fas gibi okyanus kıyısına sahip bir ülkede kuvvetli bir kaleyle korunan şehriniz olacak ki yapacağınız operasyonları destekleyebilesiniz. bunu yapması için fas'ın tamamen hükmü altında olması veya ilişkilerin her daim sıcak kalması lazım. böyle bir durum yok. fas kısa bir zaman türk impratorluğuna bağlı olmuş. bir süre sonra da kendi başına takılmış. fas türk imparatorluğu'nun kanatları altında kalmıyor ve açıkçası da istemiyor. herkes gibi bağımsızlığına düşkün. ayrıca araplar'da milliyetçilik fazladır. kendilerinden başkası tarafından yönetilmek hoşlarına gitmiyor. barbaros hayrettin paşa'nın hatıratını okuyan fark edecektir ki, ispanyolların ellerinden kendilerini kurtaran büyük amirale en sonunda isyan ediyorlar. tek sebep arap olmaması.

türk imparatorluğu'nun okyanuslarla baş edecek gemisi olmadığı iddiası ortaya atılmış. bunu ifade edenlerin 2.bayezid zamanında ilk defa yapılan göke sınıfı kalyondan haberi yok. türk imparatorluğu ilk kalyonunu 16.yüzyıl başından itibaren, yani dünyada ortaya çıkmasıyla aynı anda imal etmeye başlıyor. fakat kalyonları hantal buluyorlar ve akdeniz gibi bir iç deniz de ihtiyaç duymuyorlar.

kadırga gibi kalyona göre ufak, daha az topa ve askere sahip fakat daha çevik, daha hızlı ve sadece yelken değil kürekle de hareket edebilen gemilerle 1538 preveze deniz savaşında türk donanmasının bir kaç katı gemisi ve askeri olan, önemli miktarda da kalyonu olan haçlı donanmasını parça parça ediyorlar. demek ki ne yaptıklarını biliyorlar. avrupalılar karşılarına sürekli kalyonla gelmeye başladığında türk imparatorluğu'da tamamen kalyona geçiyor.

türk imparatorluğu gemicilikte geri değil. donanmada her gemi 4 veya 5 yaşından sonra tüccarlara satılırmış. donanma sürekli dinç tutuluyor. türk imparatorluğu'nun yüksek miktarda gemi üretme gücü ve düzenli olarak gemilerini yenilemesi çar 1.petro'nun en çok canını sıkan konulardan birisiymiş. çünkü türk imparatorluğu ile aşık atabilecek donanmayı imal edebileceği tershaneleri yok.

türk imparatorluğu sürekli olarak italyanlarla, iranlılarla ve almanlarla savaş halinde. ama papa'nın bastırmasıyla avrupa'nın her yerinden yardım da alıyorlar. bu yardımları bir çok savaşta görebilirsiniz. rodos, istanbul, belgrad kuşatmalarında, kıbrıs'ın ve girit'in fethinde.
1463-1479 yılları arasında süren türk-venedik savaşında da venedik her taraftan yardım almasına rağmen yenilmiş. tabi bu yenilgide 1479 tarihinde düzenlenen ve osmanlı türk tarihinin en büyük akınının düzenlenmesi de yatar. 40 binden fazla akıncının tüm orta avrupayı ezip geçtiği, venedik şehrinin çevresine kadar gelip ortalığı duman ettiği kaynaklarda geçer. bu harekatta 20 bin kayıp verilmiş ama batıda diz çökmüş. tabi bu işi başaran akıncılara da değinmek lazım. bu birlikler %100 türktür. sadece türk olmak da yetmez, ağır şartları var. sadece kendi dindaşlarına yardım etmiyor batılılar. iran ve memlükler avrupalılardan ateşli silah alıyorlar osmanlı ile başedebilmek için. ardından ruslar da sahneye çıkıyor.

yine güzel bir örnek var. 2.selim zamanı yardım isteyen açe sultanlığına gitmek üzere yola çıkan askeri birlikler ve donanma yemen isyanı üzerine yemen'e gidiyor. 3 sene sonra yardım yollanabiliyor. açe'ye giden yüzlerce askerden bir tanesi dahi geri dönmemiş. geri dönüp, devlete bir rapor hazırlayıp bölgeden nasıl yararlanırız diye uğraş yok.

bu yardımdan önce hint deniz seferleri yapılıyor. yani hint okyanusunda defalarca türk donanması geziyor. ama yapılan bir iş yok. tabi bu kadar türk imparatorluğuna sıktık durduk. biraz da bu körlüğe meraksızlıktan ziyade neyin sebep olduğunu konuşalım.
http://www.kitapyurdu.com/…n-muharebesi/130699.html
yukarıdaki kitap mohaç savaşından öncesini, savaşı ve sonrasını anlatıyor. türk imparatorluğu macarlarla bir savaş istemiyor. çünkü macarları yenseler dahi savaşın bitmeyeceğini, avrupa'nın neredeyse tamamını tek tahtta toplayan şarlken ile savaşın macarlarla olduğundan daha sert ve acımasız olacağını öngörüyorlar. bu yüzden macar kralına gayet makul sulh tekliflerinde bulunarak şarlken ile anlaşmaması için her şeyi yapmışlar. fakat macar kralı gidip şarlken'in erkek kardeşi avusturya arşidükü ile bir anlaşma yapıyor ve birbirlerinin kız kardeşleri ile evleniyorlar. alenen türk imparatorluğuna meydan okuyorlar. eğer macar kralı türklerin teklifini kabul edip türkler tarafından kendisine biçilen tampon olma rolünü kabul etseydi belki de tarih çok farklı akacaktı. çünkü kanuni'nin çıktığı 13 seferin 10 tanesi hristiyan batıya karşı. sadece 3'ü doğuya, iran'a karşı. tabi ki tarih üzerinde, hele de öngörülemeyecek siyasi, toplumsal ,sosyal olayların olduğu bir alanda böyle tahminler yapmak pek doğru değil. ama 10 tane batı seferinin 5 tanesi daha asya'ya doğru yapılsa belki iran, hindistan, pakistan ve orta asya coğrafyasına doğru akmış bir devletin tarihini okuyacaktık.

osmanlı'nın amerika kıtasına gitmesine aslında ihtiyacı yok. afrika'nın kuzeyi tamamen elinde. ama kullanamamışlar. çünkü kimsede merak yok. mesela adamlar bu nil'in sonu nerede diye merak etmiyorlar 350 sene yönettikleri halde. işte bunun sebebini ben açıklayamam. ama çok merak ediyorum bu meraksızlığın, boş vermişliğin sebebini. seferlerde tuna nehrinde kullanılan ince donanma gibi bir donanma ile nil'den aşağı inilebilirdi. sadece bunu bile yapmış olsalardı türk imparatorluğuna yeni bir yol açılırdı. victoria gölünün ismi de belki sultan mehmet gölü olurdu. batı'yı ileri götüren meraklı ve bilgiye aç insanları. adamlar sadece paranın, kadının peşinde değil. özellikle subay, bürokrat gibi üst düzey insanları arasında çok meraklıları var. bu meraklı insanların açtığı yoldan sonra aç gözlüleri girmişler zaten.

acı olan, küçük murad reis gibi hristiyanken müslüman olan bazı deniz akıncılarının atlas okyanusunda seferleri var. karayiplere giden deniz akıncıları da var. karayipteki korsanlardan para alıp bir şeye dokunmadan dönmüşler. fakat yolda gemiler kaybolmuş. aslında böyle adamlar bir yol göstermişler ama devamı yok.

başarısız bir astırhan seferi de var. rusların tehlike olabileceğini fark eden devlet önlem almak istiyor ama başaramıyor. yine çeşitli sebepleri var.

devlet çok büyük, düşmanlar fazla ve iç huzursuzluğun ardı arkası kesilmiyor. bunun yanında bilimsel düşüncenin eksikliği de önemli bir faktör. bilimsel düşünce derken merakı kast ediyorum.

kaşifleri, sanatkarları, bilim adamlarını toplumların zenginleri finanse eder. nitekim avrupa'da da öyle olmuş. türk imparatorluğunda zenginlerin çoğunluğu ise paşalar. bu adamlar siyasetçi. yani çoğunun tek derdi siyasi istikballeri. bu paşalar daha çok sanatçıları finanse etmişler.

neden paşalar zengin?
çünkü sanayi devrimine kadar esas zenginlik topraktan üretimle elde ediliyor. türk imparatorluğundaki toprak sistemi tamamen askeri. topraklar üretim yapanların elinde, yapmayandan bir süre sonra topraklar alınıyor. bu üretim yapanlardan toplanacak vergiyi devlet toplamayıp çeşitli kurallarla seçilen insanlara elde ettikleri gelire oranla asker yetiştirme şartıyla bırakıyor. zenginliğin kaynağı tamamen devletin kontrolünde ve adil bir sistemle asker yetiştirmek üzere kullanılıyor.

avrupa'da ise toprak sahibi soylular var. bu adamların toprakları kendilerinden alınamaz. babadan oğula geçer. kralların bu soylular üzerindeki yetklileri ile padişahın dirlik sahipleri üzerindeki yetkisi kıyas kabul etmez.

türk imparatorluğu'nu avrupa'nun gerisinde bırakan başka bir sebep de burjuva eksikliği diye düşünüyorum. impartorlukta tüm tershaneler, tophaneler, baruthaneler devletin. ingilizler 17.yüzyılda özel tershanelere gemi siparişi veriyor. devletin elinde olan kurumlar bugünde kolay kolay verimli çalışmıyor, o günde çalışmamış. sistematik bilimsel bir çalışma olmadığı ve teknoloji geliştirilmediği için askeri teknoloji üretemiyor. ama dışarıdan hemen öğrenip işini hallediyor.

almanların üniversiteleri çok iyi ve almanları avrupa medeniyetinin taşıyıcısı haline de bu üniversiteler getirmiş. peki bu üniversiteler nasıl kurulmuş?
vestfalya antlaşmasıyla sonlanana katolik-protestan barış antlaşmasının sonuçlarından biridir bu üniversiteler. ne kadar ilginçtir ki protestan katolik savaşını kazanmak üzere olan katolik ispanya'nın karşısına katolik fransa çıkmış ve protestanları kurtarmıştır. ardından da almanya'yı, yani kendisini 100 sene önce kovalayan devleti parçalamıştır.

işte bu parçalanmışlık şehir devletleri ortaya çıkarmış. şehir devletlerinin liderleri birbirleriyle kurdukları üniversiteler aracılığıyla rekabet etmeye başlamışlar. sonuçta şehir devleti kurduğu ordu veya donanma ile hava atacak değil. işte bu şehir devletlerinin ve küçük prensliklerin kurduğu ve hiç bir fedakarlıktan kaçınmadıkları üniversitelerdir almanya'nın sanayi gücünü teşekkül eden. bu üniversiteleri kuran insanların 20. ve 21. yüzyılı öngörerek bunları yaptığını düşünmüyorum. böyle şans da lazım.

bu şansın aynısı türklerde de var. türklerin ana yurdu asya'nın iklimi ve coğrafyası tarafından kendilerine dayatılan yaşam tarzı türklere batıya göçlerinde karşılaştıkları güçler karşısında avantaj sağlıyor. çok uzun mesafeleri kısa sürede almak için yetiştirdikleri atlarla kurdukları ordular batılıların piyadeye dayalı ordularının başını döndürüyor hızlarıyla. bu avantajlarını at üstünde ok atarak da taçlandırınca iş hepten içinden çıkılmaz bir hale gelmiş. çinliler at üstünde ok atan asker yetiştirmeyi deneseler de başaramamışlar.
napolyon bir ordunun gücü kütlesi ve hızının çarpımıdır demiş. hız her zaman önemli.

burjuva sınıfı olsa yaşamak için para kazanmanın yollarını aramak zorunda olan bu sınıf zorla, ite kaka bir şeyleri başarabilirdi. türk imparatorluğunda topraktan üretime dayanan bir sistem var ve bu sistem mükemmel. topraklar devlet tarafından birilerine üretim yapmak ve yaptığı üretimden vergi vermek kaydıyla dağıtılıyor. başka sınıf bir insan ise bu vergileri toplayarak topladığı vergi miktarınca savaşa hazır asker yetiştiriyor. vergi toplayanın arazilerinin hepsi aynı yerde değil. böylece bölgede güç olmasının önüne geçiliyor. aynı zamanda avrupa'nın toprak sahipleri lordları gibi köylü halka eziyet edemez, çünkü o toprakların sahibi değil sadece devlet adına gelirleri toplayan ve topladıklarıyla asker yetiştirmekle mükellef bir vekil.

işte bu sistem zamana yenik düşüyor. çıkan isyanlar, uzun süren savaşlar gibi sıkıntılarda sistemi iyice yıpratıyor. daha önceden kılını kıpırdatmadan her daim savaşa hazır 80-100 bin askeri olan devlet hem bu askerlerden, hem de toprak gelirlerinden oluyor. ne yazık ki bu sistemin düzeltilmesi de 19.yüzyılı buluyor.

aynı zamanda impratorlukta standardizasyon ve organizasyon eksikliği var. mesela eğitim sisteminde ,medrese dahi olsa, ders vakitleri belli değil, ne kadar ders ve hangi konular görülecek tamamen hocanın insiyatifinde. medreseleri denetleyen bir kurum yok. ilk batı tarzı eğitim veren mühendishane-i bahri humayun. bu okul açılana kadar müslümanların çok katkısı olan trigonometri'den haberi yok imparatorluğun. bunların öneminin farkında değil devlet. aslında bu sorun tüm doğu halklarında var. bunu batıyla komşu olduğu için ilk fark edenler ruslar ve türkler. ama ruslar bizden çok önce davranmışlar ve sağlam reformlar yapmışlar. bizde her reform yapmaya kalkan ya oturduğu makamdan aşağı atılmış, ya da postu deldirmiş.

osmanlı matbaa kurmadı diye saldıranlar da çok. bugünkü toplum matbaa varken çok mu okuyor?
bugünküler neyse geçmiştekiler de oymuş. bizim millete lakırdı olsun. 16.yüzyıldan itibaren kahvehanelerde toplanıp tütün, kahve takılmışlar. türk gibi sigara içmek diye bir deyim var avrupa'da. bunun yanında türk gibi cesur olmak ile türk gibi kuvvetli olmak sözleri de var. hep olumsuz şeyler anlatmayalım. bunlar sadece dünya klasikleri okunsa dahi karşılaşılabilecek ifadeler. literatür taramasına gerek yok.

bana kalırsa islam medeniyetinin 9. ve 12. yüzyıllar arasındaki altın çağından sonra çöküşe geçmesinin sebebi moğollardır. islam ve türk-islam medeniyetinin bir çok şehrinin ahalisi tamamen katledilmiş, kütüphaneleri yakılmış. o zaman perişan edilen şehirler hala geçmişi aratacak seviyede. medeniyetleri taşıyan şehirli toplumunu kaybeden müslümanlar bir daha yerine koyamamış bu insanları.

köylüleri veya göçebeleri küçümsemiyorum. köylüler ve göçebeler şehirlerin yiyeceğini, içeceğini sağlar. onlar olmasa şehirler zaten olmaz. tabi bu da değişiyor günümüzde. yakında bildiğimiz anlamda köy de kalmayacak.

şehirler ile köylerin-göçebelerin rolleri farklı. birbirlerinden üstün değiller. birbirlerini tamamlayan eş değerde parçalar. şehirler göçebeler-köylüler tarafından beslenecek ve bilgi üretecek ki medeniyeti ilerlesin.
kısacası, zamanın insanlarının yaptığı hatalar olduğu gibi bazı değişimlerin önlenemez etkileri de bu gerilemeye sebep olmuş.

edit : imla ve ekleme.

devamını okuyayım »