neverland resident

  • 474
  • 29
  • 2
  • 0
  • dün

2017 ekonomik krizi

ekonomik kriz dediğin, ülke ekonomisini taşıyan ekonomik sütunlardan birinin toptan çökmesiyle olur. şu an taşıyıcı 2 kolunumuz var: 1 - bankacılık, 2 - inşaat.

bankacılık kendi kendine çökecek ve batacak gibi durmuyor, ancak inşaat sektörü gerçekten batarsa, işte o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

şu an yaşadığımız, olağanüstü kötü yönetilen bir ülkenin yaşadığı ekonomik daralma, tam olarak kriz denemez. ancak bu daralmaya neden olan kötü yönetim, hatalarından ısrarla ders almayınca, gümbür gümbür bir krize doğru gidiyoruz.

inşaat sektörünün çok sert bir biçimde batması an meselesi. bankalardan aldıkları krediler ve vergi borçlarının ısrarla yapılandırılmasının sebebi de bu. hatta telekomünikasyon firmalarının vergisinin yapılanma sebebi de bu. bu firmalar çıkış kararı alsalar ekonomide öyle büyük bir boşluk yaratacaklardı ki, artık kaderi iğne ipliğine bağlı inşaat sektörünün batışı da erkene çekilmiş olacaktı muhtemelen.

özellikle iç piyasaya kredi dağılımını canlı tutarak inşaatı ayakta tutmaya çalışıyor hükümet. faiz baskısının temel sebebi de bu. faizler yükselirse insanlar ev almaz, çünkü kimsede aslında para yok. ancak bu sistem de artık yürümüyor, çünkü insanlar gelecek garantisi görmedikleri için paralarını gayri menkul yerine dövize yatırıyorlar. kaldı ki o dövizler de büyük bir hızla dış borç ödemek için piyasalardan çekiliyor.

özetle, batacağı, tamamen çökeceği şüphe götürmez bir sistem kurdular.
şu an yaşanan kriz değil diyorsak, bu kriz olmayacağını düşündüğümüzden değil, çok daha kötü bir ekonomik tablonun bizi beklediğine dair uyarıda bulunmak içindir.

eğer inşaat sektörü batarsa, döviz kuru bir anda uçar (millet paralarını yurtdışına kaçırma işini hızlandırır ve ekonomiye güven biter, herkes parasını dövize çevirmeye girişir, yabancı sıcak para yatırımı tamamen kesilir ve dövizin değeri 2-3 katına kadar yükselebilir), korkunç bir enflasyon olur, her önüne gelen sektör refleks zamları yapmaya başlar, firmalar anında refleks gösterip işten insan çıkarıp, ödemelerini dondururlar. zaten tüm ciddi firmalar kriz olduğu an bu önlemleri almak için planlarını çoktan yaptılar bile. piyasada dev bir tahsilat krizi olur, ve tüm sektörlerdeki borçlu, düşük kar marjı olan firmalar 3 ay içinde iflas bayraklarını asarlar. döviz borcu olan bankalara ve özel şirketlere girmiyorum bile.

neticede hükümet bırakın 24 saati, 6 saat içinde yüksek miktarda dış borç almak ve faiz arttırmak zorunda kalır. bu önlemleri almazsa enflasyon ve döviz kurundaki yükseliş o kadar korkutucu ve sıcak olacaktır ki, zaten tüm ülke ekonomisi anında duracaktır. sonuç olarak inşaat sektöründe olan az borçlu, ayakta kalabilecek ufak firmalardan, ayakta durmak için direnen en güçlü firmalar da bu sektörden bir bok olmayacağını anlarak derhal mülklerini elden çıkarmaya, sektörü terketmeye çalışırlar.

bir de elbet kgv rezaleti karşımıza çıkacak.
erdoğan referandumdan hemen sonra ekonomiyi hızlandırmak için kgf'leri, yani kredi garanti fonunu devreye sokmuştu. basitçe bu fonu anlatayım:
bankalardan kredi alamıyorsunuz, çünkü ödeme gücünüz yok, veya zaten batık krediniz var. hükümet, bu bankalara size kredi verme zorunluluğu getiriyor, ve diyor ki: "ödeyemezse bendensin panpa, merak etme, ben hazine garantisi veriyorum ve borca kefilim." bankalar, ki kriz çıkacağını bildikleri için hiç istemeden, ama devletin baskısı ve zorlamasıyla yaklaşık 350.000 firmaya kredi verdiler. bu kredileri vermek için de yüklü dış borç aldılar. bu borcu alırken de "hazine garantisi" gösterildi, yani diyelim ki, garanti, kgf ile verdiği borcu tahsil edemedi, o borcun bir kısmını hükümet ödeyecek. tamamını ödemeyeceği için de bankalar zaten isyanda, ama zorla kredi verdiriliyor resmen.
bu 350.000 civarı borç alan firmanın %55'i tarihinde ilk defa kredi almış firmalar. elbet kgf, batmak üzere olan bir çok sanayiiciye can suyu da oldu, ama aynı zamanda devasa bir kara deliğe de aktı. yeterince şeffaf olunmadığı için net olarak göremiyoruz, ama bu muhtemelen bir çok paravan firmanın, ve asla borç almaması gereken firmaların bu borçlara yüklendiği anlamına geliyor. evet, kriz olduğunda bu borçların büyük çoğunluğu ödenemeyecek. firmalar iflas verdikleri gibi, borçların ciddi bir kısmını hazine ödemek zorunda kalacak. bu bile tek başına faizleri, döviz kuru değerlerini ve enflasyonu çok kötü etkileyebilecek bir uygulama. bir de inşaat sektörü çöktükten sonra düşünün.

hazinenin rezervleri çok daralmış durumda, elde tuttuğu dövizin büyük kısmı nereden geliyor biliyor musunuz? kgf'den. evet, müthiş değil mi? kgf ile alınan paraların büyük kısmı (%60) dövize çevrildi, ve bu dövizin bir kısmı bankalara yatırıldı. bankalar da bu eldeki paraları göstererek yeni dış borçlar aldılar, bu stokların da bir kısmı merkez bankası brüt rezervine dahil. gerçekten enfes. borç dağıtıp o parayı yatırtıp bunu da dolaylı olarak rezerve katıp, teminat gösterip daha da çok borç alabilmek. mükemmel bir çözüm.

yine borç alabilmek veya borç alacak firmalara garantör olabilmek için kurulan varlık fonunun artık kredibilitesinin kalmadığını, orası kullanılarak da yeni borç alınacak noktayı çoktan aştığımızı not edelim. ayrıca geçtiğimiz günlerde twf (türkiye wealth fund) yiğit bulut'un çin ve katar bankalarıyla özel görüşmeler yapıp twf'ı teminat göstererek 5 milyar dolar kovaladığı, şimdilik olumsuz sonuç aldığı bilgisi sızmıştı bloomberg'e.

yastıkaltı altınları getir politikası da aynı gerekçeyle uygulandı. o altınlar teminat gösterilerek daha da çok borç alınacak, borç çevirilecek.
hükümetin tüm politikaları artık yalnızca borç yönetimi amaçlı yapılıyor. gündem değiştirmeler de siyasi rant değil, bu politikayı kamufle etmek için. hatta orta vadeli plan ile duyurulan saçma bütçe planı da, vergi duyuruları da bunun için. aynı varlık fonu gibi. ülkenin tüm değerleri satıldığı için artık politika satmak zorundalar. bütçe planı ve vergiden yapılacak tahsilatlarla da 1 haftalık borcu çevirecekler. yakında çok daha sert verdi duyuruları gelir, bunlar kullanılarak teminatlar gösterilir, yeter ki borç dönsün. "ülkeyi batırdık, ama az daha gitsin bu işler yahu" diyorlar. devlet dairelerine araba almayacağız / kurumlar vergisi 3 sene artacak vs, hepsi eskinin ımf'ten borç alma politikaları ile birebir örtüşüyor. ohal de terörle mücadele için değil, akp'nin ekonomi yönetimindeki beceriksizliğini kamufle etmek için kullanılıyor. elbet bu erteleme/kamufle etme politikaları bizi bekleyen krizi daha da derinleştiriyor. borcumuzu borçla çevirmek bir yana, tüm varlıklarımızı satmış olduğumuz için, artık siyasetimizi satılığa çıkardık. zaten ondandır bu ırak mevzuularında sürekli tuhaf manevralar, yön değişiklikleri. hepsi, daha da fazla borç alabilmek için. parti artık ileriye dair hiç bir ekonomik umut vaadetmediği için zaten karmakarışık. bunu görebiliyoruz. işten alınmak istenen belediye başkanlarının itirazının bile bununla ilgili olduğunu düşünüyorum: "e abi sen siktin ekonomiyi, ve zaten napcan ki, artık eskisi gibi gelecek vaadetmiyorsun biz de kendi başımıza kaldık senin yüzünden" duygusu tüm parti içi konulara hakim görünüyor. bu parti içi duygusal dağılma hali de elbet tüm bakanlıklara yansıyor, krizi yine daha da derinleştiriyor.

elbette devlet bankalarından sürekli olarak inşaat sektörüne pompalanan zararına krediler de artık sektörü döndürmüyor. hükümetin bu olağanüstü saçmalığını tam olarak anlayacağınız şekilde anlatacağım şimdi:
inşaat sektörü yürüsün diye piyasaya kredi veriliyor, ki müşteriler satın alabilsin. ama yetmiyor, aynı şekilde inşaat yapanlara da krediler dağıtılıyor, ardı arkası kesilmeden, ülkeyi sürekli daha da çok zarara sokarak; yeter ki inşaat sektörü yürüsün. özetle: binayı da biz yapıyoruz, satın alan da biziz, hükümet ise dolandırıcı banker gibi bu saadet zincirini ayakta tutmaya çalışıyor. ve elbet bu atıl inşaatların, borçların, hepsinin faturası milletin sırtına tüm ağırlığıyla binmek üzere. şeytanın aklına gelmeyecek ekonomi formülleri, mükemmel, gerçekten mükemmel.

arkadaşlar, sonuçta hükümet öyle korkunç bir borç sarmalıyla ülkeyi yönetmeye çalışıyor ki, korkarım 2017 içinde bu krizin gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek. bundan sonra kriz yaşanmayan her haftayı çok şanslı olduğumuz haftalar olarak aklınıza not edin.

bu kriz geldiğinde önce ekonomik, çok kısa süre sonra da sosyal ve siyasi bir kaos ortamına sürükleneceğiz. millet para çekemeyecek, devlet memur maaşlarını ödeyemeyecek, millet dövizlerini kaçırmasın diye şüphesiz ki bankalara bir döviz sınırı getirilecek. khk artık tamamen ekonomik manevra amaçlı olarak uzatılıyor, derhal bir khk ve döviz hareketleri kısıtlanacak. birçok dükkan, gıda satanlar dahil, stok alımında ciddi sıkıntılar yaşayacak. çok kısa bir süre içinde kriz tamamen kontrolden çıkacak, ve ekonomi durma noktasına gelecek. durmayla kastim, nefes alamayacaksınız, sokaklar boşalacak, bütün dünya 24/7 "turkey's crisis" haberleri yapacak, tüm yabancı sermaye anında toz olup uçacak, ve siz, o ay sonunda maaşınızın belki 2 katı doğalgaz faturasıyla karşılaşacaksınız. bu süreç elbet sokakları da etkileyecektir. bu kriz, daha önce yaşadığımız anayasa/dalgalı kur krizine filan benzemiyor. ülkenin içi tamamen boşaltıldı ve "deliler gibi büyüyoruz" diye diye iyice açılan sektörlerin hepsi batmakla burun buruna artık. eskiden borçlar bu kadar yaygın ve büyük değildi. şimdi hane halkı borcu bile o kadar fazla ki, kriz 3-5 kişinin işsiz kalması değil, herkesin evlerinin ellerinden alınması demek. milyonlarca ailenin, mahallenin dağılması demek, bankaların verdikleri mortgage borçlarını geri alamadıkları için hızla evlere el koyup, onları çok hızla dönüştürüp dış borcu kısmak zorunda kalması demek, ekmek fiyatlarının tavan yapması demek, istasyonlarda benzin bulamamak demek, demek de demek.

özetle, şu an yaşadığımız bir daralmadır, bunun geri dönüşü vardır, ancak krizlerin krizi yoldadır, hatta kapının hemen önündedir, ve o geldi mi artık geri dönüşü yoktur.

devamını okuyayım »
18.10.2017 11:06