nickkitligicekenyazar

  • 262
  • 11
  • 3
  • 0
  • evvelsi gün

büyük iskender

roma imparatorluğu'nun temellerini atan, dünyaya gelmiş en önemli adamlardan biri. hakettiği değeri görmediğini düşündüğümden, internette türkçe bir kaynak bulunsun diye epey uzun bir yazı yazdım, umarım beğenirsiniz. çayınızı kahvenizi alıp gelin.

temel özellikleri ve ailesiyle ilişkileri:
ünlü makedonya hükümdarı ii. filip'in olympias'tan olma çocuğudur. annesi fevkalade hırslı, kendinden emin, biraz da deli bir kadınmış. iskender'in karakteristik özelliklerinin ve uzakları keşfetme tutkusunun, yaşamı boyunca sıkı bir muhabbetle bağlı olduğu annesinden geldiği su götürmez bir gerçektir. babasıyla olan ilişkisiyse her parlak veliahtınki gibi pek de iyi olmamış ve genelde iki baskın karakterin mücadelesi şeklinde gerçekleşmiştir.

fiziksel özellikleri:
iskender'in yaklaşık 5 feet boyunda olduğu rivayet edilir, bu da aşağı yukarı 152 santimetre yapmaktadır. günümüz şartlarında komik dursa da o dönemin yunanistan'ı için normal bir boymuş.

koyu sarı ve kıvırcık bir saçı, çıkıntılı bir alnı, hafif şişkin bir çenesi olan iskender'in hafiften kırmızıya çalan açık bir ten rengi vardı. meraklısı için bir tasviri.

eğitimi:
6 yaşına gelene kadar annesi ve annesinin tuttuğu bir dadı tarafından eğitilen iskender daha sonra makedon kraliyet geleneklerine uygun olarak yunanistan'dan getirilen pedagoglar tarafından eğitilmiştir. bu eğitimler sırasında pedagoglarından biri tarafından efsanevi kahraman akhilleus'a benzetilmiş ve bunu içselleştirmiştir.

13 yaşına geldiğinde nihayet babasının ilgisine mazhar olan iskender bir veliaht prens olarak o dönem henüz ününe kavuşmamış olan aristoteles tarafından üç yıl boyunca eğitilmiştir. bu eğitimden çok ciddi şekilde etkilenen genç prens kendisini iyiden iyiye yunan olarak görmeye başlamıştır. ayrıca platon öğretileri ve tıp konusunda da epey bir şeyler öğrenen iskender'in eğitim keyfi 16 yaşına bastığında babası tarafından makedonya valisi, daha doğru bir tabirle vekili (filip seferdeyken yani) ilan edilmesiyle sona ermiştir.

vekillik dönemi:
seferden sefere koşan makedon yavuz sultan selim'in vekili olarak görev yapan iskender pers elçilerini karşılamış ve ve trakyalı bir kabilenin isyanını bastırıp burada kendi adını taşıyan ilk yerleşim yerini kurmuştur.
babasıyla yunan polisleri arasındaki bir anlaşmazlıktan doğan savaşta ordunun sol tarafına kumanda etmiş ve çılgın enerjisiyle düşmanın sağ kanadını bozguna uğratarak savaşı kazandırmıştır. savaştan sonra ortamı yumuşatmak için hafif koşullar içeren bir barış antlaşması öneren ii. filip, antlaşmayı imzalamak için gitmeye lüzum görmemiş ve yerine oğlunu göndermiştir. bu o zamanlar 18 yaşında olan iskender'in atina'ya ilk ve son gelişidir. atina vatandaşlığı ve bilimum lütuflarla onurlandırılan prensin yunan hayranlığı şehri gördükten sonra daha da artmıştır.

pers seferine çıkmayı planlayan filip'in seferden önce başka bir soylu kadınla evlenmesi sonucunda bu kadının amcası olan gavat iskender'in annesinin epiruslu ve yabancı olduğunu, bundan dolayı gerçek bir makedon veliahta ihtiyaç olduğunu ima edip kavga çıkartmış ve bu kavgadan sonra iskender bir süreliğine annesiyle epirus'a gitmiştir. sonrasında filip'in çeşitli güvenceler vermesiyle iskender ve nihayet annesi geri dönse de ilişkileri bir daha düzelmemek üzere bozulmuş ve zaten kısa bir süre sonra da filip'in bir düğünde suikaste kurban gitmesiyle sorun ortadan kalkmıştır.

hükümdarlığının ilk yılları:
meraklısı için iskender tahta geçtiğinde makedonya krallığı'nın haritası .

m.ö. 336'da babasının ölmesiyle birlikte tahta geçen iskender'in mevkii pek de sağlam değildi, bu yüzden öncelikle bununla ilgilendi. babasını şanlı bir törenle defnedip ülkeyi onun anlayışıyla yöneteceğinin sözünü veren iskender ayrıca cülusunun şerefine tüm makedon vatandaşlarını vergiden muaf tutacağını ilan ederek halkın desteğini arkasına aldı. sonrasında da rakibi olabileceğini düşündüğü soyluları ve akrabalarını babasına yapılan suikastte parmakları olduğunu ileri sürerek idam etti. mamafih idam edemeyeceği bir kişi vardı: o sırada küçük asya'da orduyla birlikte olan attalos. hani daha önce veliahtın meşruluğunu sorgulayan gavat. bu eleman ordu içinde epey popüler olduğundan ve ayrıyeten hükümdara biat ettiğinden normal yollarla öldürmesi hoş karşılanmazdı. bu yüzden peşine seçkin suikastçiler yollayıp attalos'u ve akrabalarını öldürttü. bu sırada anası olacak zalım kadın da attalos'un yeğeni olan ve birkaç sene önce filip'le evlenen dul kleopatra'yı yeni doğurduğu kız çocuğunu öldürdükten sonra intihara zorladı ve başarılı da oldu.

bu olaylar aslında birkaç cümleyle geçiştirilebilecek prosedürler olsa da iskender'in ve bu huyu aldığı annesinin gerektiğinde ne kadar gaddar olabileceğini göstermek için eklemek istedim. devam edelim.

daha önce bir barış antlaşmasından bahsetmiştim hatırlarsanız, hani iskender atina'ya gidiyor falan. heh işte, o antlaşma sonunda korint birliği kuruluyor. kısaca anlatmak gerekirse makedonya liderliğinde bir federasyon, sparta hariç tüm yunan devletçikleri katılmış. neyse efenim işte kral ii. filip ölüp de yerine iskender geçince atina'da bir heyecan baş göstermiş, sonunda kurtulduk ipnelerden babında. iskender'i daha önce 7-8 yaşlarındayken elçiler sarayda kabul edilirken arkadaşıyla salona gelip şarkı söyleyerek şebeklik yaptığı için pek siklemiyorlarmış, ondan sevinmişler. velhasıl kelam yeni kral da gelip teselya'da aslında hepimiz tü.. yunanmışız konuşması yapıp kandırmış salakları. diğerlerini de hızlıca hareket ederek ordu toplamaya vakit bulamadan yakalayarak antlaşmayı yenilemiş ve persler üzerine yapılacak bir intikam seferine yardım sözü almış.

neyse efenim lafı fazla uzatmayalım, yunanları zapt altına aldıktan sonra kuzey'e gidip isyan eden kabileleri tepelemiş ve 2 sene içerisinde hakimiyetini sağlamlaştırıp gücünü herkese göstermiştir. helal olsundur, bu daha başlangıçtır. kolayına büyük iskender olunmuyor tabii.

bu sırada yunanistan'da isyan eden thebailer'e karşı savaşıp zafer kazanmış ve sonrasında birlik üyelerinin temsilcileriyle yaptığı bir toplantıda şehrin kaderine karar verilmesini istemiş, bu elemanlardan nefret edenlerin oylarıyla şehrin yerle bir edilmesine karar verilmiş ve bu karar uygulanarak isyan etmeyi düşünen devletçiklere güzel bir gözdağı vermiştir.

sefer hazırlıkları:
iskender m.ö. 335/334 kışında nihayet ordusunu toplayıp nihai hedefi için çalışmalara başlamıştır. otuz bin piyade ve beş bin süvariden oluşan ordunun yarısı makedon yarısı da korint birliği ve bağlı devletlerden gelen askerlerden oluşmaktadır. iskender bu yardımcı askerlere pek güvenmese ve yunanlar da asker göndermek istemese de o memleketten uzaktayken bir boklar yenmesini önlemek için bilerek çağırtmış ve ısrar etmiştir.
ayrıca donanma olarak da yunanlılar 160 triere göndermişlerdi.

buna ek olarak antipater'i avrupa orduları kumandanı ünvanıyla makedonya'da vekili olarak atayan iskender, vekilinin emrine on iki bin piyade ve bin beş yüz süvariden oluşan büyük bir güç vermiştir. bunun temel sebebi de tahmin edebileceğiniz üzere yunanlılara ve trakyalılara tam olarak güvenmemesi ve çıkması muhtemel isyanlara karşı ülkesinin savunmasız kalmasını istememesiydi.

seferden önce makedon ekonomisi pek de iyi olmadığından - iskender tahta çıktığında devletin 60 talanton değerinde nakdi ve 500 talantona yakın borcu vardı. - masraflar için toplam 800 talantonluk borç alınmıştı. bu mali durum ve ordunun yalnızca bir ay yetecek erzakla yola çıkmasının da gösterdiği üzere bu sefer yalnız bir intikam seferi değil, aynı zamanda da bir yağma seferiydi. doğuya yapılan bir başka yağma seferi için (bkz: haçlı seferleri)

iskender'in bu sefer için kesin bir hedefi ve varış noktası olmasa da hedefleri temel olarak şu şekilde sıralanabilir:
- perslerden xerxes savaşı'nın intikamını alarak birlik içerisindeki konumunu güçlendirmek ve kendini tam manasıyla kabul ettirmek. (not: hükümdarın yunan kültürünün etkisinde olduğunu daha önceden söylemiştik, bu yüzden bu "intikam savaşı" sadece politik değil aynı zamanda kişiseldir. iskender'in intikamı herhangi bir yunanlıdan daha fazla istediğini söyleyebiliriz.)
- yakın asya'yı pers işgalinden kurtararak makedon nüfuz bölgesi haline getirmek.
- fetih ve yağmalardan gelecek zenginlikle devletin ekonomik durumunu düzeltmek.

nihayet m.ö. 334 yılının ilkbaharında pella'daki toplanma yerinden hareket eden ordu üç haftalık bir yolculuğun ardından gelibolu yarımadası'ndaki sestos'a ulaştı ve donanmayla birlikte anadolu'ya geçti. böylelikle iskender, bir daha hiç göremeyeceği anavatanından ayrılarak henüz 21 yaşındayken büyük ve ilham verici bir maceraya atılmış oldu.

doğu akdeniz bölgesinin fethi:

seferi anlatmadan önce iskender'in yunan mitolojisini nasıl içselleştirdiğini göstermek ve düşünce yapısını bir nebze olsun hissettirmek için yaptıklarından kısaca bahsetmek istiyorum.

boğazı geçerken poseidon'a bir boğa kurban edip altın tastan içki sunmuş. gemiden inip ana karaya ayak basan ilk kişi de kendisidir. gemiden inerken mızrağını anadolu'ya doğru fırlatarak fethi başlatmıştır. boğazı sağ salim geçince teşekkür maiyetinde zeus, athena ve herakles adına yeni kurbanlar sunan iskender sonrasında eski troya'nın bulunduğu ilion şehrini ziyaret ederek akhilleus'un mezarına bir çelenk ve athena tapınağına da sungu olarak zırhını bırakmıştır. yerine de troya savaşı'ndan kaldığı varsayılan ve daha önceden sungu olarak bırakılan eski silahları almıştır. silahlar gerçekten kutsal mıdır bilinmez ama buradan aldığı bir kalkan daha sonra hayatını kurtaracaktır.

ilion şehrini özgür ve perslere verdikleri haraçtan muaf kılan iskender buradan ayrılıp kendisinin yokluğunda ordugahı kurup beklemeye geçen ordusunu teftiş etmiştir.

şimdi burada şöyle bir soru sorabilirsiniz. ulan bunlar senelerdir savaştaydı zaten, persler salak mıydı da boğazdan geçmelerini engellemedi?
valla ilk defa okurken ben de aynı soruyu sormuştum, cevabı ise pers geleneklerinde saklı. efenim sınır saldırılarına karşı memleketi savunmak satrapların görevi olduğundan pers hükümdarı böyle şeylerle meşgul edilmiyormuş. satraplar da düşmanın gelmesine izin verip iyice içeriye çektikten sonra ham yapıyorlarmış. daha önce sefere çıkan makedon ordusunu böyle zikmişler. adamların bir suçu yok yani, nereden bilsinler 21 yaşında bir adamın ağızlarına sıçacağını?

neyse efenim satraplar demiştik değil mi, ah o satraplar yok mu o satraplar... cıvıttım iyice, sıkıldıysam demek. biraz izin verin kendimi toparlayayım, öhömm. ne diyorduk?

heh, iskender troya'dan dönüp ordugaha gelmişti. efenim bu sırada satraplar da boş durmamışlar tabii, frigya, lidya, büyük frigya, kapadokya ve kilikya satraplarıyla bağlı yunan polislerinin korunmasıyla görevlendirilmiş memnon isimli bir kumandan toplanıp yaklaşan muharebeyi tartışmışlar. memnon meydan muharebesinden kaçınıp bölgedeki tüm ekinleri yakarak geri çekilmeyi ve aynı zamanda donanmayla savaşı yunanistan'a taşıyıp birlik ordusundaki yunanları huzursuz etmeyi önerse de saçmalama amınakoyim alt tarafı iki tane baldırı çıplak makedon geliyor diye reddetmişler önerisini, bok yiyesiceler. bunun yerine bugün biga çayı adını verdiğimiz granikos nehri'nin gerisine ordugah kurup iskender'i beklemeye başlamışlar.

(bkz: granikos savaşı) ve savaşın vuku bulduğu mevki

efenim iskender bu savaşta daha önce makedonya valisiyken babasıyla beraber uyguladığı savaş taktiğinin biraz daha geliştirilmişini uygulamıştır. eğik savaş düzeni diye geçiyor kaynağımda, kısaca açıklayayım.

bu savaş düzeninde ordu üç temel birime ayrılır, sağ ve sol kanatta süvariler ve ortada piyadeler. kanatlardan biri sahte bir hücumla düşman kuvvetlerini bu kanada yardım göndermeye zorlar ve diğer kanattaki süvariler de zayıflayan diğer kanada saldırarak düşmanı ricata zorlar. granikos savaşı da aynı şekilde gelişmiş ve iskender'in süvari hücumuyla pers ordusu yenilgiye uğratılmış. bu savaş sonucunda anadolu'nun kapıları makedonlara açılmıştır. savaşta satrap orduları perişan edildiğinden iskender'in ilerleyişi ciddi manada kolaylaşmış ve durumun ciddiyetini gören pers kralı ordu toplamaya başlamıştır.

iskender muharebeden sonra ele geçirdiği 300 pers zırhını "asya'da oturan barbarları yenen filip'in oğlu iskender ve -spartalılar hariç - yunanlılar" adına atina'ya göndererek yunanlılara yükümlülüklerini hatırlatmıştır.

iskender'in görevlendirdiği parmenion bir direnişle karşılaşmadan daskyleion'u ele geçirirken iskender de lidya imparatorluğu'nun eski başkenti ve satraplığın hükümet merkezi olan (bkz: sart)'ı gene direniş olmaksızın teslim almıştır.
daha sonra efes'i de barışçıl bir biçimde teslim alan kral buraları pers işgalinden kurtarıp polis yasalarını ve demokrasiyi yeniden tahsis etse de bu şehirlerin tam manasıyla bağımsızlığından söz edilemez. aslında olan şey hakimiyetin el değiştirmesiydi. mesela halk perslere ödediği vergilerden azat edilmiş ve bunun yerine çeşitli tapınakların bakımı ve gerekiyorsa restorasyonu için yeni vergiler getirilmiştir. yani özetle düzen değişse de düzülen değişmemiştir.

devam edelim, iskender efes'i teslim aldıktan sonra kıyı şeridini takip ederek buradaki şehirleri ve donanma üslerini ele geçirmiş ve pers donanmasının ikmal yapmasını engellemeye çalışmıştır. granikos muharebesi'nden sonraki ilk ciddi çatışma milet'te gerçekleşti. merak edenler için güncel türkiye haritası üzerinde milet

şehrin garnizon kumandanı, 400 parçalık devasa bir pers donanmasının yardıma gelmekte olduğunu bildiğinden teslim olmayı reddetmiş ve makedonlara karşı direniş göstermiştir. iskender de yaklaşan donanmanın haberini aldığından önceden kendi donanmasıyla lade adası'nın önüne demir atarak şehre denizden girişi kapatmış ve karadan da kuşatmıştır. pers donanması sonradan kıyılara yaklaşsa da avantajlı konumdaki yunan donanmasına saldırmaya cesaret edememiş ve nihayetinde şehir düşmüştür. şehrin düşmesiyle birlikte teslim olan yunan paralı askerlerini önceki muharebeden sonra yaptığı gibi birliğe ihanetten dolayı maden ocaklarına köle olarak göndermek yerine ordusuna katmıştır. bu hareketi artık seferin ciddileştiğini ve asya'nın fethinin birlikten daha önemli görüldüğünü göstermektedir.

milet'in m.ö. 334 yazının sonuna doğru fethiyle birlikte doğu akdeniz'in kurtarılması için gerçekleştirilen harekat böylece tamamlanmış oldu. oldu olmasına da eski iyonya başkentinin birlik ordusuna karşı böyle bir direniş göstermesi iskender'in birlikle olan ilişkilerini sorgulamasına neden oldu. yunanlılara güveni iyice azalan iskender donanmayı geride 20 gemi kalacak şekilde dağıtmıştır. bu hareketin bir diğer sebebi de hiç şüphesiz donanmanın getirdiği ciddi masraflardır, öyle ki ganimetlerin çoğu donanma için harcanmak zorunda kalmıştır. iskender akdeniz kıyı şeridini tamamen ele geçirerek pers donanmasını etkisiz hale getirebileceğini ve bundan dolayı da donanmaya artık ihtiyaç duymadığını düşünmüş olsa gerek.

küçük asya'nın fethi:

iskender pers kralıyla muharebeye girişmeden önce düşman donanmasını etkisiz hale getirmek amacıyla fetihlerine güney yönünde devam etmiştir. iskender, (link: karya satraplığı'nın başkenti olan halikarnas'ta memnon ve karya satrapı tarafından toplanan pers donanması, makedon mülteciler ve yunan paralı askerlerinden oluşan kuvvetler tarafından savunulan şehri çetrefilli bir kuşatmadan sonra ciddi kayıplar vererek zapt ettiğinde m.ö. 334 yılının sonbaharıydı. memnon şehir düşmeden önce donanmayla kaçmayı başarmıştır.

bölgeyi ele geçirdikten sonra halkın anaerkil adetlerine uygun olarak soylu bir karya prensesi olan ada'yı satrap eden iskender, bu yeni satrap tarafından manevi evlat ilan edilerek karya hanedanına katılmış ve böylece yabancı bir hükümdar olarak görülmemiştir. genç kral hayatı boyunca bu tutumunu sürdürerek bölge halklarına kendisini işgalci bir güç olarak değil, eski hükümdarın halefi olarak tanıtmaya çalışacak ve bunda da epey başarılı olacaktır.

kışın yaklaşmasına rağmen hız kesmeden devam etmek isteyen iskender gene geleneklere karşı gelerek sıradışı ve insiyatif almayı seven karakterini göstermiştir. parmenion'u seferden önce evlenen makedon askerleri, birlik askerleri ve bir kısım ganimetle birlikte gerekli teçhizatları alması ve takviye yapması için makedonya'ya gönderen iskender, geriye kalan birliklerle birlikte küçük asya'nın güneyine hareket ederek likya satraplığını da direnişle karşılaşmadan teslim almış ve kıyı şeridinden yoluna devam etmiştir. bu noktada kışın su altında kalan ve yalnızca kuzey rüzgarı estiğinde geçilebilir hale gelen bir yolun iskender yaklaşırken açılması tanrısal bir işaret olarak görülmüş ve böyle anlatılagelmiştir.

likya'dan sonra pamfilya kıyı şeridini de ele geçiren makedon ordusu iç taraflarda kalan ve persler tarafından asla tam olarak kontrol altına alınamayan kabileleri savaşla yenmiş ve şehirlerini teslim olmaya zorlayarak yahut da hücumla zapt ederek kontrol altına almıştır. kuzeye ilerlemeye devam edip frigya hükümet merkezi kelainai'yi kuşatan iskender, normalde fethedilmesi epey güç olan kaleyi garnizonun istediği bekleme süresinin dolması ve beklenen yardımın gelmemesi üzerine anlaşarak teslim alarak büyük bir zahmetten kurtulmuştur.

konuyu daha iyi anlamanız için bir harita

bu fetihten sonra daha önceden sözleşilen buluşma yeri olan gordion'a gelmesi için parmenion'u çağıran iskender beklemeye geçmiştir. parmenion da izindeki askerleri ve birlik ordularını geri çağırıp ayrıyeten üç bin piyade ve altı yüz elli süvariden oluşan bir takviye kuvvetiyle birlikte gordion'a vardığında m.ö. 333 yılının ilkbaharıydı.

gordion'da frigya hanedanının kurucusu kutsadığı bir kraliyet arabası bulunmaktaydı. rivayet odur ki arabanın okuyla boyunduruğunu birbirine bağlayan ustaca atılmış düğümü çözen kişi asya hükümdarı olacaktır. iskender'in kehanetlere olan tutkusunu zaten bildiğinizden bu arabayı görüp düğümü çözdüğünü - veya bazı kaynaklara göre kılıcıyla kestiğini- anlamak için frigya hanedanının kurucusu gibi kahin olmaya gerek yok. düğüm ne şekilde çözülmüş olursa olsun, iskender'in kehanetteki kişi olduğuna dair bir şüphesi yoktu.

iskender kehanetlerle uğraşadursun, memnon gavatı donanmanın başına geçmiş ege'ye doğru ilerliyordu. darius'un elçileri de çoktan atina ve sparta'yla iskender'e karşı işbirliği için anlaşmıştı, aynı zamanda kralın ordusu da iskender'i karşılamak üzere ilerliyordu. haberleri alan iskender yaptığı salaklığı farkedip ganimetlerden bin talantonluk bir harcama yaparak yeni bir donanma kurdu ve bunu ege'yi savunması için gönderdi. kendisi de kraliyet yolunu takip ederek ankara'yı teslim aldı ve kuzeyli kabilelerin kendilerine dokunulmaması karşısında ettikleri biatı hiç düşünmeden kabul etti. daha sonra kızılırmak'a gelince kraliyet yolundan ayrılarak toros dağlarındaki kilikya kapısına olabildiğince çabuk şekilde ulaştı. kilikya'ya ve gerisindeki diyarlara geçiş anlamına gelen bu dar geçidi zayıf da olsa bir pers birliği kontrol ediyordu ve aynı anda sadece üç askerin yan yana durabileceği kadar dar bir geçitte sayıların pek de bir önemi yoktu. bu yüzden iskender ağır piyadelerini geride bırakarak hafif piyadelerle gece vakti geçidi tutan düşmana baskın yaparak bunları geri çekilmeye zorlamış ve böylece gülek boğazı'ndan geçmiştir.

geri çekilen perslerin tarsus'u yağmalamasından korktuğu için hiç vakit kaybetmeden yola koyulan iskender şehre ulaştığında terli terli soğuk bir nehirde yüzmüş ve hasta olup yatağa düşmüştür. yatarken bile boş durmayan iskender parmenion'u bir kısım birliklerle suriye'ye açılan dağ geçitlerini koruması için göndermiştir. yunan doktor akarnanyalı filip'in hazırladığı şifalı içecekle ayağa kalkan iskender de iyileşir iyileşmez kilikya'nın iç bölgesini ele geçirip güney kıyı şeridinde kalan son limanları da işgal ederek pers donanmasının tedarikte bulunmasına ihtimal bırakmamıştır.

bu sırada batıdan gelen haberler de iskender lehineydi. memnon ege adalarının birinde bir kuşatma sırasında hastalanıp ölmüş ve şehir düşse de kısa süre sonra gelen makedon donanması adayı geri almıştır. ayrıca darius'un kilikya suriye sınır bölgesine ilerlemekte olduğu haberleri gelmiş ve bunun üzerine iskender de onu karşılamak üzere m.ö. 333 yılının sonbaharında yola çıkmıştır.

darius da hızlı davranmak istediğinden iskender'in üzerine yürümüş ve kimseyi bulamayınca şok olmuştur, iskender de aynı şekilde şok olmuştur. tabii o zamanlar uydu falan olmadığından böyle absürt bir durum olmuş ve issos'da karşılaşan iki ordu birbirlerine karşı ters bir şekilde savaşmışlardır(batılı makedonlar doğuda, doğulu persler batıda).

(bkz: issos muharebesi)

muharebe başlamadan önce pers ordusu sağ kanatta süvari birlikleri, ortada yunan paralı askerler, solda hafif piyadeler ve geride de rezerv birlikler olacak şekilde konumlanmıştı. darius da süvarilerden oluşan muhafız kıtasıyla birlikte ordunun merkezinde düşmanı beklemekteydi.
bunu gören ve düşmanın sağ kanattan sonuç almayı amaçladığını sezen iskender ordusunun sağ kanadında konumlanan teselyalı süvarileri sol kanattaki süvarilerin başında olan parmenion'a destek olması için göndermiş ve bunların yerine sağ kanada hafif süvarilerle piyade birlikleri yerleştirmiştir.
savaş başlar başlamaz parmenion emrindeki askerlerle birlikte perslerin sağ kanadına çok şiddetli bir saldırı düzenleyip bunları geri çekilmeye zorladı. bu sırada merkezdeki makedon piyadeleri tecrübeli yunan askerlerine karşı ezilmekle meşguldü. pers süvarilerinin nihayet saldırıyı püskürtüp karşı saldırıya geçmesiyle birlikte işler sıkıntıya girmeye başladı. kaynağımda savaş berabere gidiyordu diyor ama görünen o ki ibre pers tarafından yanaymış. işte tam bu noktada genç ve çılgın kralımız, hasmı darius'u görünce dellendi ve atını üstüne sürdü. böyle bir manyaklığı beklemeyen darius'un soylu satrapları kralı korumaya çalışsa da hepsi teker teker düşünce darius bir anda korkuya kapılıp her şeyi geride bırakarak kaçtı. kralın kaçtığını gören ordu da doğal olarak kaçmaya başladı, öyle ki adam akıllı ricat eden tek unsur yunan paralı askerleriydi. bu pers ordusu da tırtmış canım, gerçi kral ne ki ordu ne olsun...

bu muharebenin sonuçları öncekinden daha netti. kehanet gerçekleşmiş ve iskender'e suriye'den mısır'a kadar direniş gösterecek kimse kalmamıştı. darius her şeyi geride bırakarak kaçtı demiştim ya hani, ailesi de dahilmiş buna. pers geleneğiymiş hükümdarın ailesinin de savaş meydanına gelip ordugahta kalması. iskender bunlara iyi davranılacağının sözünü vermiş falan filan. bunlar ıvır zıvır, bu muharebenin en önemli sonucu ele geçirilen ganimettir. sadece madeni paralarının toplam değeri iki bin altı yüz talanton olan pers savaş hazinesi ele geçirilmiş ve iskender bundan sonra hiç maddi sıkıntı yaşamamıştır.

fenike, suriye ve mısır'ın fethi:

muharebeden sonra fırat nehri'ne kaçan darius iskender'e bir yazı yollayıp dostluk antlaşması imzalanmasını ve ailesinin serbest bırakılmasını istemiş, iskender de ancak ayağına gelip onu asya kralı olarak tanıması durumunda bunu kabul edeceğini söyleyerek açıkça siktir çekmiştir. sonrasında iran'a kaçan hasmını kovalamak yerine fenike bölgesine yürüyen iskender, burayı tyros kenti dışında direnişle karşılaşmadan ele geçirmiş, kıbrıs prensinden biat almış ve tyros'u da 9 ay süren uzun ve çetrefilli bir kuşatma sonucunda fethedebilmiştir. yazı çok uzadığından affınıza sığınarak ayrıntıya girmeyeceğim, bir ara tyros kuşatması başlığına yazarım.

tyros düştükten sonra darius, fırat nehri'nin batısının iskender'e bırakılması, iskender'in darius tarafından kendisiyle eşit bir kral olarak tanınması, pers kralının kızıyla evlenmesi ve kraliyet ailesi için de on bin talanton ödenmesini öneren yeni bir barış antlaşması önermiş fakat bu da reddedilmiştir.
iskender'in bu konu ordugahta görüşülürken "senin yerinde olsam kabul ederdim." diyen parmenion'a "ben de parmenion olsam kabul ederdim ama iskender'im." diye ayar verdiği rivayet edilir.

tyros'tan sonra güneye doğru ilerlemeye devam eden iskender'in kudüs'e uğrayıp uğramadığı belli değildir ama es geçmiş olması daha büyük bir ihtimaldir zira yahudiler yaklaşan krala biatlarını bildirmişlerdi. mısır'a giden yolda gazze kalesi'nin direnmesi yüzünden vakit kaybeden ve kaleyi ele geçirmeden önce iki ay boyunca kuşatmak zorunda kalan, kuşatma sırasında da yaralanan iskender, garnizon kumandanını korkunç bir şekilde öldürtmüş ve tüm kale sakinlerini de köleleştirmiştir. demek ki neymiş? iskender'i sinirlendirmemek gerekiyormuş.

neyse goygoyu bırakıp devam edelim. iskender'in hasmını takip edip işini bitirmek yerine mısır'a ilerlemesi garip gelmiş olabilir ancak onun için zenginliklerle dolu olan mısır'ı işgalden kurtarmak ve akdeniz'deki tüm pers limanlarını ele geçirmek daha önemliydi. ayrıca yunanlar için tarih boyunca mistik bir diyar olagelmiş mısır'ı ziyaret etmek pers işgalinden beri mümkün değildi, iskender'in kaşif ruhunun ilk göstergesi de kovalaması gereken bir düşman varken mısır'a gitmesidir. buradan da düşmanını artık pek de ciddiye almadığını görüyoruz, zira bir kez yenmişti ve bir daha yapabilirdi. gene de ordusunun bir kısmını her ihtimale karşı şam'da bırakmıştır.

mısır'a ulaştığında bir kahraman gibi karşılandı zira mısır halkı persleri yabancı hükümdar olarak görüyor ve sürekli başarısız isyanlar çıkartıyordu. issos'ta ölen mısır satrapının yerine geçmiş olan yeni satrap ülke yönetimini resmen iskender'e devrederek görevinden çekildi.
iskender daha önce mısır'ı fethettikten sonra apis boğası'nı öldüren persli fatihin aksine boğaya kurbanlar sundu ve başkent memphis'e geçince bir firavun olarak tahta çıktı ve kendisini böyle resmettirdi. bir heykel
burada ayrıca atletizm ve sanat şenlikleri düzenleyerek kendi kültürünü de tanıtmıştır.

ordusunun büyük bölümünü başkentte bırakan iskender, muhafız kıtası ve hafif piyadeleriyle birlikte mareia lagün gölü'ne kadar ilerledi ve burada meşhur iskenderiye şehrini inşa ettirdi.(m.ö. 331 yılının ağustosu) yunan mimarisine bağlı kalınarak inşa edilen şehirde bir de isis tapınağı inşa edilmesini emretmesi de gene yerel halka olan saygısındandır.

buradan sonra yalnızca ufak bir birlikle amon kehanet ocağı'nı ziyaret etmek için siva vahası'na doğru yola çıkan iskender, uzun bir yolculuktan sonra nihayet ocağa vardı. burada en yaşlı kahin tarafından firavun olduğu için ammon'un oğlu olarak selamlanan iskender, kahine sorduğu sorular ve aldığı cevaplardan kimseye bahsetmese de annesine yolladığı bir mektupta çok önemli şeyler öğrendiğini ve geri döndüğü zaman bunları anlatacağını söylemiştir.
bu konuda pek bir bilgimiz olmasa da sonrasında olanlara bakarak iskender'in ammon'un oğlu olduğuna ve tanrısal yanına iyice inandığını tahmin edebiliriz sanıyorum. bu ziyaretten sonra her zor duruma düştüğünde ammon'a dua etmesi ve öldüğünde bu vahaya gömülmek istemesi bu tahminimizin temel sebebi.

ziyaretten sonra mısır'a geri dönüp birtakım ayarlamalar yapan iskender buraya bir satrap atamak yerine aşağı ve yukarı mısır için birer yerli memur ve memurların yanına da "yardımcı olmaları için" birer komutan atadı. ayrıca memphis ve pelusion şehirlerine birer işgal kuvveti yerleştirdi, bu sırada donanması da nil nehrinde demir almıştı.

mısır'da sadece birkaç ay kalan iskender, m.ö. 333 yılının ilkbaharında doğuya doğru yola çıktı.

mezopotamya ve persis'in işgali:
iskender geldiği yoldan geri dönerek tyros'a ulaştı, o sırada donanma da oraya varmıştı. (m.ö. 331'in ilkbaharı) doğuya doğru ilerlemeden önce bir süreliğine burada kalarak herakles'e sunguda bulundu ve şenlikler düzenledi. bu, mevcut hedeflerine vardığını ve yeni ve daha büyük hedefleri için çalışmaya başlayacağını gösteriyordu. iskender burada ikamet ederken daha önce fethedilen yerlerin yönetimiyle ilgili birtakım ayarlamalar yaptı, yazı zaten çok uzadığından bu ayarlamalardan bahsetmeyeceğim. merak edenler siegfrired lauffer'ın büyük iskender isimli kitabının 96. sayfasına bakabilirler.

iskender m.ö. 331 yılının mayıs ayında fırat nehrine doğru yola çıktığında fenike'nin kıyı şeridinden ayrılıp bölgenin iç kısımlarına yöneldi. amacı lübnan ile anti lübnan arasında bulunan yaylayı aşarak suriye'den kuzeye geçmek ve oradan da doğu'ya varmaktı. iskender hareket ederken o sırada şam'da kuzey suriye'yi kontrol eden parmenion'a tapsakos yakınlarında fırat nehri üzerinden geçilmesi için bir köprü kurması emrini verdi. burada eski zamanlardan beri kullanılan bir geçiş noktası bulunmaktaydı ancak mezopotamya satrapı mazaios fırat'ı kontrol altında tuttuğu için köprü tamamlanamamıştı, ta ki iskender'in yaklaştığı haberini alıp çekilene kadar. köprü inşaatları bundan sonra temmuz ayında tamamlandı ve iskender hiçbir engelle karşılaşmadan fırat'ı geçti.

mazaios'un çekilmesi aslında korkusundan değil, taktik icabıydı. iskender mısır'da oyalanırken yeni bir ordu toplayan darius düşmanını geniş dicle ovasında savaşa zorlayarak sayı üstünlüğünü ve süvarilerini kullanmayı amaçlıyordu, bu yüzden mazaios'un amacı iskender'in fıratı geçmesine engel olmak değil, sadece yaklaşmasını izlemekti. darius'un kendisiyse bu sırada erbil yakınlarında ordugahını kurmuş ve savaşa hazır halde bekliyordu.

iskender ilerlerken nehri takip etmemiş, bunun yerine nusaybin üzerinden geçen kervan yoluna sapmıştır. bu yol üzerinde hem erzak bulmak daha kolaydı hem de mezopotamya çöllerine kıyasla hava daha serindi. bu sırada gelen haberler pers ordusunun birkaç günlük mesafede, savaşa hazır bir şekilde beklemekte olduğunu gösteriyordu. iskender hemen bir ordugah kurdu.

pers ordusunun ön cephesini süvari birlikleri oluşturmaktaydı. baktria ve sogdiana satrapı bessos'un komutası altında sol kanadı baktrialılar, sodianalılar ve zırhlı sakalar, orta kısmı persler ve sağ kanadı da mazaios'un komutası altındaki medler, ermeniler ve diğer iran halkları oluşturmaktaydı. darius önceki muharebede olduğu gibi merkezin arkasında durmaktaydı. çevresinde mızraklı askerlerden oluşan muhafız kıtası ve yunan paralı askerler vardı.

makedon ordusunun merkezindeyse her zaman olduğu gibi mızraklı piyadeler vardı. kleitos ve filotas komutası altındaki hetair süvarileri iskender'in yönettiği sağ kanatta durmaktaydı. bu süvari ve ağır silahlı piyadelerin arasına hipaspistler yerleştirilmişti. teselyalı ve yunan süvariler sol kanatta parmenion komutasındaydı. makedon hattı daha dar olduğundan iskender olası bir çevrelemeye karşı kanatların arkasına hafif piyade birlikleri yerleştirmiş, merkezdeki piyadeleri de ön ve arka olmak üzere ikiye bölmüştü. böylece arkadan gelecek olası bir süvari saldırısına kargaşa olmadan karşılık verilebilecekti. bu önlemler, iskender'in tüm ihtimalleri ciddiye alıp buna göre hazırlık yapan iyi bir komutan olduğunu bir kez daha göstermektedir.

(bkz: gaugamela muharebesi)

m.ö. 333 yılının ekim ayının ilk gününde her iki ordu da savaş meydanına geldiğinde iskender ordusuna bir konuşma yapmış ve bu konuşmada kendisini zeus-ammon'un oğlu olarak tanıtarak tanrılardan zafer istemiştir. bu, iskender'in tanrısal yönünü apaçık dile getirdiği nadir anlardan biridir.

makedonlar savaşa temkinli başladı ancak gece saldırısı bekleyen persler o kadar uzun hatlar kurmuşlardı ki saldırıya geçen makedon sağ kanadı birdenbire pers hattının merkezindeki savaş arabalarıyla burun buruna geldi. bu durum karşısında iskender taktik değiştirerek süvari birliklerini yavaş yavaş savaş meydanının kenarına doğru çekerek ve kademeyi azaltarak kanadını olabildiğince uzattı. makedonların kanatlardan saldıracağından endişe eden darius bu taraftaki süvari birlikleriyle düşmanı kuşatmaya çalıştı. iskender perslerin bu saldırısını uçlardaki siperlerle durdururken kendisi de süvari birliği ile bir kama şekli oluşturarak pers süvarilerin hareketi sonucunda düşman hattında oluşan bir gediğe doğru atını sürdü. burayı geçen iskender önceki savaşta olduğu gibi doğruca darius'un üzerine yürüdü. bu arada persler de makedon ordusunda açılan gediklerden içeri akmaya başlamışlardı, savaş gene her ihtimale gebeydi ve gene darius yapacağını yapıp iskender'i görünce kaçtı. adamda fobi oluşmuş amınakoyim. darius kaçmaya başladığı sırada persler de makedon ordugahına kadar ilerlemiş ve yağmaya başlamıştı. eğer darius azıcık adam olsaydı bu savaşı kazanabilirdi yani. iskender darius'u takip ederken parmenion'un hemen yardıma gelmesi için haber yollaması üzerine geri döndü ve ağır bir çatışma sonrası durumu düzeltti.
bunun üzerine başsız kalan pers ordusu da dağıldı ve makedon zaferi tescil edilmiş oldu.

savaştan sonra ordusuna yaptığı konuşmada kendisinden asya kralı olarak bahseden iskender'in hedefi artık pers tahtıdır. tabii darius'u elinden kaçırmasa işler daha kolay olacaktı, hatta bu yüzden parmenion'a sitem ettiği söylenir. yenilgilere doyamayan darius da muharebeden sonra medya bölgesine sığınmıştır.

iskender issos muharebesinden sonra olduğu gibi gene darius'u takip etmek yerine başka fetihler yapmaya odaklanmıştır, zira onun için mezopotamya'nın kalbi olan babil'i ve sonrasında da pers hükümet merkezini ele geçirmek tahttaki iddiası için daha önemliydi. babil'e hiçbir direnişle karşılaşmadan giren iskender satrap mazaios ve şehrin ileri gelenleri tarafından kral olarak kabul edilmiştir.

iskender'in aynı yılın(m.ö. 331) kasım ayında babil'e girişi şüphesiz ki hayatının en ihtişamlı anlarından biri olmuştur. burada da adeta bir tanrı gibi karşılanan iskender, asma bahçeleri ve babil kulesi'ni geçerek kraliyet sarayına doğru ilerlemiştir. babil'in ele geçirilmesi aslında doğu'nun ele geçirilmesi anlamına geliyordu ve yeni babil kralı iskender'de bir babil geleneği olan "doğunun ve batının hakimi" olma arzusu başlamıştı, artık hedefleri daha da büyüktü. babil geleneklerine uygun olarak tanrı marduk'a kurban sunan iskender mazaios'u görevden almayıp şehre bir işgal birliği koymakla yetindi. mezopotamya'nın diğer bölgelerinde de bir direnişle karşılaşmayan iskender'in sıradaki hedefi pers imparatorluğunun başkenti sus'tu. sus'a doğru yürüyüşte ordusuna çok ağır tatbikatlar yaptıran ve günde 30 kilometre yürüten iskender'in orduyu tekrardan disipline etmeye çalıştığını anlıyoruz, zira bunca zaferden sonra rehavete kapılmak epey normaldir.

bundan sonra anlatacaklarımı daha iyi anlamanız için antik iran haritası koyu yeşil olan yer imparatorluğun ana merkezi ve bizimkinin sıradaki hedefi.

bu sırada amyntas'ın ana vatandan getirdiği takviye birlikler de orduya ulaşmış ve birlikler buna göre yeniden düzenlenmiştir. ana vatandan gelen bir diğer şey de sparta'nın isyanının bastırılması ve krallarının ölümüyle zorla birliğe dahil edilmesidir. iskender bu isyanı ve sonrasında yaşananları fare savaşları olarak nitelendirmiştir. bu da artık yunanistan'la pek de ilgilenmediğini ve gözünü daha büyük yerlere diktiğini açıkça göstermektedir. o, artık makedonyalı filip'in oğlu ve korint hegomonu iskender değil, amon'un oğlu firavun ve asya kralı iskender'dir.

iskender, muharebeden hemen sonra philoksenos komutası altında bir öncü birliği yolladığı sus'a nihayet gelmiş ve m.ö. 331 yılının aralık ayında pers imparatorluğunun başkentini ele geçirerek akamenidlerin tahtına oturmuş, kurbanlar sunmuş ve dövüş müsabakaları düzenletmiştir.

sus'ta ele geçirilen ana ganimet, elli bin talanton değerinde gümüş külçe, dokuz bin talanton değerinde altın, beş yüz talantonluk kumaş ve daha birçok hazineden oluşmaktadır. iskender, şark geleneğinin aksine bu paraları harcamaya karar vermiş ve bir kısmını ordu için ayırıp bir kısmını da imar faaliyetleri satraplarına yollamıştır. gene bu ganimetten ciddi bir miktarı da yunanistan'da isyanlarla uğraşan antipater'e göndermiştir.

burada kısa bir süre kaldıktan sonra yaklaşık 500 km uzaklıktaki persopolis'e doğru yola çıkan iskender dağlık arazilerden geçerken uksiler'le uğraşmak zorunda kalsa da birtakım taktiklerle bunları alt etmiştir. sonrasındaysa bu kavmi yurdundan etmek yerine özgürce yaşamalarına müsaade etmiş ve karşılığında bölgeden geçişlerinde erzak temin etmelerini buyurmuştur. bu kararda issos muharebesinden beridir iskender'e eşlik eden pers kraliyet ailesi üyeleri ve sus'ta bırakılan darius'un annesinin ricası etkili olmuş olabilir.

persopolis'e yapılan yolculukta en büyük zorluğu pers kapısı adı verilen dağ geçidini güçlü bir birlikle tutan persis satrapı ariobarzanes yaşatmıştır. iskender düşmanına saldırıp ağır bir yenilgi alarak geri çekilmek zorunda kalmıştır, bu iskender'in ilk mağlubiyeti olarak kabul edilir. iskender ise liderliğin gereğini yapıp mağlubiyeti kabullenmemiş ve bir yerlinin gösterdiği patikayı elit birlikleriyle takip ederek düşmana arkadan saldırmış ve geri çekilmeye zorlayarak bu engeli de aşmıştır. hiç tanımadığı bir adamı takip ederek muhtemel bir tuzak tehlikesini hiçe sayan iskender'in kaybetmeye yakınken baş gösteren ve hep kazandıran çılgınlığını bu olayda görmek mümkündür.

geçidin zaptından sonra sorunsuz bir şekilde şehre ulaşan ve bir direnişle karşılaşmadan teslim alan iskender askerlerine yağma izni vermiş ve kraliyet binalarının yakılmasını emretmiştir. bu, perslerin geleneksel kraliyet şehrine karşı yapılan bilinçli bir saldırı olup böylece xerxes'ten açıkça intikam alınmış ve akamenidler döneminin bittiği vurgulanmıştır. ancak yangın sırasında parmenion'un iskender'e bu yaptığının tahttaki iddiasını zedeleyebileceğini söylemesi üzerine iskender hatasını anlayarak yangının söndürülmesi emrini vermiş ve binaları onarmaya çalışmıştır ancak ne fayda. doğu'da bir daha asla böyle güzel bir şehir inşa edilememiştir.

burada ele geçirilen ganimetse daha büyüktür: on iki bin talanton!
iskender bu paranın bir kısmını sus'a yollayıp bir kısmını da gene gerekli gördüğü şeyler için harcamış ve ordusuna şehirde dört aylık bir dinlenme izni vererek az sayıda birlikle dağlık persis bölgesini ele geçirmiştir. doğru düzgün yolu olmayan, karla kaplı dağlarla çevrili bu ıssız bölgeye yapılan kış harekatı sırasında iskender ilk defa ordusundan geri dönme talebi duymuş ancak kendisini örnek göstererek bu talebi kesin bir şekilde reddetmiştir. bu arada bundan sonra daha çok geri dönme talebi olacağını belirtelim, bunun sebebi de aslında seferin amacına ulaşılmış olmasıdır. bundan sonraki harekatlar iskender'in kişisel tutku ve arzuları doğrultusunda şekillenecektir.

persis'in idaresini bir yerliye veren ve ayrılmadan önce şehre bir makedon işgal kuvveti yerleştiren iskender buradan sonra kyros'un eski hükümet merkezi pasargadai'ye gitmiş ve altı bin talantonluk bir hazine ele geçirdiği şehirde kyros mezarlığını süsleterek yerel halka saygısını göstermiştir. tabii bunda biraz da yunan edebiyatında adı geçen ve saygı duyulan bir isim olmasının etkisi olabilir.

pasargadai'yi de teslim aldıktan sonra m.ö. 330 yılında ordusuyla birlikte işgal edilmemiş son hükümet merkezi olan medya satraplığı başkenti ekbatana'ya doğru yola çıktı. bu seferin bir diğer amacı da darius'un burada bir ordu toplamakta olmasıydı, 12 günlük bir yolculuktan sonra medya bölgesinin sınırına vardı ve burada kilikya'dan gelen altı bin kişilik taze bir birlikle ordusunu takviye etti. darius'un muharebeye hazırlandığı haberi üzerine iskender aceleci davrandı ve ikmal ve iaşe araçlarını geride bırakarak ordusuyla ekbatana'ya doğru hızla ilerledi. şehre vardığındaysa darius'un kaçmış olduğunu gördü.

görünen o ki iskender'in hızlıca ilerlemesi darius'un maiyeti arasında anlaşmazlıklara yol açmıştı. frigya satrapı ve yunan paralı askerlerin komutanı makedon ordusuna karşı savaşılmasını söylerken yüksek rütbeli baktriya ve sogdiyana satrapları ise doğu bölgelerine geri çekilmek gerektiğini söylüyordu. bunu söyleme nedenleri kuvvetle muhtemel başarısız darius'u pek de siklememeleri ve kendi topraklarına ulaşınca onu aradan çıkartıp liderliği ele alma isteğiydi. sonuç ne olursa olsun medya bölgesi de kaybedilmiş ve darius bir kez daha kaçmıştı. bunu görünce şaşıran iskender daha öncelikli bir hedefi olmadığından bu sefer darius'u takip etmeye karar verdi ancak tüm bu telaşa rağmen artık bir sonuca vardığının farkındaydı ve buna uygun olarak birkaç düzenleme yaptı.

yunan müttefik askerlerine ve teselyalı süvarilere büyük hediyeler sunarak memleketlerine dönmelerine izin verdi. bu hareketiyle birlikte intikam seferinin sona erdiğini ve birliğin artık oynayacak bir rolü kalmadığını belirtiyordu. buna rağmen bu askerlerin bir kısmı yunanistan'a dönmeyip para karşılığı orduda kalmalarına dair yapılan teklifi kabul etmiştir.

merkezi konumu dolayısıyla ekbatana şehriyse doğuya yapılacak seferler için bir üs haline gelmişti. öyle ki harpalos ele geçirilen hazinelerin sus'ta depolanmadıkları sürece burada toplanması ve değerlendirilmesiyle görevlendirildi.

parmenion'a persopolis'ten hazineleri getirecek olan kervanı koruması ve sonrasında da doğuya doğru ilerleyip kadusya bölgesine gitmesi için güçlü bir birlik verildi. kleitos da başka bir birlikle partyalılar'a karşı aynı yönde ilerleyecekti. iskender ise bu emirleri verdikten sonra nihayet yola koyuldu ve darius'u takibe başladı.

doğu iran'ın fethi:
iskender darius'u olabildiğince hızlı bir şekilde takip etti ve iki hafta içinde hazar geçidi'ne ulaştı, bu sırada pers ordusundan kaçan askerler darius'un thara kasabasında satraplar tarafından esir alındığı haberini getirdi. iskender ragai'nin 350 kilometre doğusunda küçük bir araba kafilesine rastladı, kafile hiçbir direniş göstermeden teslim oldu. arabalardan birinde darius'un cesedi bulunmaktaydı. iskender'in cesede sessizce yaklaşıp pelerinini çıkararak üstünü örttüğü söylenmektedir. bu, bahtsız düşmanına her şeye rağmen duyduğu hürmeti gösteriyordu, aynı zamanda da darius'un halefi olarak yapması gereken bir şeydi.

iskender, darius'un cesedini annesi sisügambis'e teslim etmiş ve persepolis'te kraliyet mezarlığına defnettirmiştir. ayrıca selefinin intikamını alacağının sözünü verdiği söylenir. darius'un erkek kardeşi oxyathres'i de maiyetine alan iskender, kraliyet ailesiyle olan bağını böylece bir kez daha vurgulamıştır.

darius'un kişisel korumalığını üstlenmeyi teklif eden yunan paralı askerlerini perslere olan saygısından dolayı reddettiği ve bundan mütevellit de yunanların kralı terkettiğini biliyoruz. sonrasında da muhtemelen soylu bir aileden gelen ve tahta çıkmak isteyen bessos tarafından öldürülmüştür. yaklaşan tehlike nedeniyle sonrasında bu iki satrap ayrılmış ve nabarzanes ordusuyla birlikte kuzey yönündeki hirkanya'ya, bessos da doğudaki baktriya'ya kaçmıştır.

yapı itibariyle biraz saf ve azimsiz olan darius, çevresine söz geçirmeyi başaramamış ve ne kalıp savaşma cesaretini gösterebilmiş ne de kaybettiğini kabul edip teslim olmuştur. gene de bu bahtsız hükümdarı acımasızca eleştirmeden önce rakibinin büyük iskender olduğunu hatırlamak gerekir, kim olursa olsun böyle tanrısal bir gücün karşısında duramazdı zaten. ben bu antik yunan'ın tanrısal savaşçı masallarına inanmam ama bu sıfat illa kullanılacaksa büyük iskender için kullanılmalıdır.

neyse efenim, iskender bundan sonra partya, arya ve drangiyana satraplıklarını da işgal etmiş ve birkaç isyan bastırmıştır. bu konuda fazla detayı girmeyeceğim zira hem yoruldum hem de pek de ilginç bir olay yok. gene de birkaçından bahsedelim.

o dönemlerde okyanusun bir koyu olduğuna inanılan hazar denizi'ne ulaşan iskender burada ilk defa dünyanın kıyısında olduğunu düşünmüş ve denizin coğrafi olarak araştırılmasını planlasa da herhalde daha önemli işleri olduğundan bunu sonraya bırakmıştır.

darius'un ölümünden sonra bir süreliğine pers kıyafetleri giyen ve alından çevreleyen bir tür taç olan diademi takan, bununla da yetinmeyip perslerle ilgili emirlerini darius'un yüzüğüyle mühürleyen iskender'in bu hareketleri makedon ordusunda huzursuzluğa yol açmıştır. bir kısım asker darius'un ölümüyle birlikte artık ana vatana dönüleceğini umarken yeni bir sefer başlatılmasından dolayı kızgınken bazıları da iskender'in yerel adetleri bu kadar benimsemesinden hoşnut kalmamışlardır. iskender hediyelerle ve gayrıresmi nikahları bizzat onaylayarak ordusunu memnun etmeye çalışsa da huzursuzluğu asla tam olarak bitirememiştir.

pharada şehrinde yaptığı katliam da bu çatışmanın bir sonucudur. iskender, parmenion'un oğlu filotas'ın kendisine karşı bir suikast planladığından şüpheleniyordu, filotas'ın limnos adında bir başka makedon'un suikast planını öğrenmesine rağmen bunu zamanında bildirmemesi de şüpheleri iyice güçlendirmişti. bu adam ayrıca babasına güveniyor olsa gerek ki iskender'i açık açık eleştirme cüretini gösteriyordu. kendisini tehlikede hisseden iskender, tahta ilk çıktığında yaptığını tekrarladı. antipater'in damadı ve makedon bölgesi prensinin oğlu tahta talip olabilecekleri gerekçesiyle idam ettirildi. filotas da aynı şekilde öldürtürülürken ektabana'da güçlü bir ordu birliğinin başında bulunan zavallı parmenion da hiçbir şeyden haberi yokken oğlunun idamından sonra isyan edebileceği gerekçesiyle suikastçiler tarafından öldürtüldüğünde 70 yaşındaydı.
bu gaddar eylemlere iskender'in bakış açısını pharada şehrinin adını propthasia(önlem) olarak değiştirmesinden anlayabiliyoruz. acımasız ve özellikle parmenion'un başına gelenler son derece adaletsiz ve yakışıksız olsa da en nihayetinde bu katliam ordunun gözünü yeterince korkutmuştu.

iskender baktriya'da kendisini hükümdar ilan eden bassos'la savaşıp bu bölgeyi de kontrol altına almak için normal geçidi değil hindikuş dağlarının kullanmıştır. hocası aristo'nun bu dağlardan okyanusun görülebildiğine dair söylediklerinin yanlış olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğrasa da okyanus meselesini daha sonraya bırakıp hedefine odaklanmıştır. iskender'in dağlardan gelmesiyle şaşıran bassos da götü yemeyip kaçarak kendi mülkünü iskender'e savaşmadan teslim edince ne kadar basiretsiz olduğu anlaşılmış ve maiyetindeki spitama tarafından tutuklanıp iskender'e teslim edilmiştir. pers adetlerine uygun olarak bu taht hırsızını topal bırakan iskender sonrasında darius'un kardeşine teslim etmiş ve bassos vahşice katledilmiştir.

iskender bu olaydan sonra sogdiyana satraplığını da ele geçirmek üzere harekete geçince bu savaşlardan sonra perslerin mağlup edilmesiyle bağımsızlıklarına kavuşmayı hayal eden sogdinyalılar duruma uyanıp spitama önderliğinde isyan etmişlerdir. bu isyanlar sırasında birkaç makedon ordusunu yenen spitama nihayet yenilince bassos'la aynı kaderi paylaşarak masagetler tarafından öldürülmüş ve böylece isyanlar sona ermiştir. bu isyanlar sırasında iskender kuzey sınırına iskitlere karşı müstahkem bir mevki olması için bir şehir inşa ettirmiş ve şehrin inşaası sırasında saldıran iskitleri kovalayıp bir muharebede mağlup ettikten sonra tarafsızlık antlaşması imzalamıştır. hatta bu sırada bir harezm prensi trakya ve baktriya arasında bir bağlantı kurulabilmesi için iskender'i karadeniz üzerinden trakya'ya götürmeyi teklif etmiş ancak iskender önce hindistan'a gitmesi gerektiğini söyleyerek bu teklifi reddetmiştir.

spitama'nın ölümüyle beraber geriye sadece iki kale kalmıştır. bunlardan biri sogdiyana kalesi olarak da adlandırılan ariamazes kalesiydi. sarp kayalıklarla çevrili olan kalenin garnizonu teslim olmaları çağrısıyla kaleye ancak uçan askerlerin girebileceğini söyleyerek dalga geçmiş ve bunu bir meydan okuma olarak gören iskender de büyük para ödülleri vaadiyle 300 askerini merdivenler ve kancalarla kaleye çıkartmış ve uçarak gelmiş gibi görünen bu askerleri gören garnizon teslim olmuştur. garnizon kumandanı cüreti nedeniyle askerleriyle birlikte çarmıha gerilerek öldürülmüştür. sisimithres kalesi de gene zorlu bir kuşatmadan sonra teslim alınmıştır.

isyanların bastırılması sırasında vuku bulan en önemli olay şüphesiz ki kleitos'un katlidir.

daha önce iskender'in hayatını kurtaran kleitos, yaşı sebebiyle baktriya satrabı olarak görevlendirilmiş ve bunu bir nevi uzaklaştırma olarak algılamıştır, bundan dolayı da iskender'e kırgındır. baktriya'ya doğru yola çıkmadan önce yapılan bir içki aleminde kleitos, iskender'i persleri her şeyini borçlu olduğu makedonlar'a tercih etmek ve amon'un oğlu olduğu iddiasıyla babasını aşağılamakla suçlamıştır. tıpkı kleitos gibi sarhoş olan iskender başta bunlara gülüp geçse de kleitos işin bokunu çıkarıp kralın makedonlarla değil kendisine tapınan aşağılık barbarlar ve kölelerle içmesi gerektiğini söyleyince iskender sinirlenip hançerini almak için elini uzatmış ancak hançeri bulamamıştır -zira korumalarından biri münakaşa başlayınca olacakları tahmin edip hançeri başka bir yere koymuştu.- . bunun üzerine bir komplo kurulduğunu düşünen ve selefiyle aynı kaderi paylaşacağı korkusuna kapılan iskender küfürler savurarak muhafızlarından silah istemiş ve bir mızrakla kleitos'u delik deşik etmiştir. ayıldıktan sonra büyük bir pişmanlık duyan ve intihardan zar zor vazgeçirilen iskender inleyerek yerlerde yatmış ve günlerce odasından çıkmamıştır. bu cinayetin iskender'in en büyük pişmanlığı olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde, yalnız fikrimi sorarsanız bence kleitos bunu haketmiş. ne olursa olsun bir hükümdarla - hele de iskender gibi bir adamla - böyle konuşulmaz.

her neyse, asıl olaylara geri dönelim. fethettiği kalelerden birinde mülteci olarak bulunmakta olan soylu rhoxana'ya aşık olan iskender onunla resmi nikah kıymış ve m.ö. 327 yılının ilkbaharında görkemli bir ziyafet vermiştir. düğün sırasında yerel geleneklere uyarak gelinle aynı ekmeği yemesi emrindeki şarklılar tarafından şüphesiz takdir edilmiştir.

iskender hindistan seferi için hazırlanırken ordusuyla iki kere daha karşı karşıya gelmiştir. pers geleneklerine uygun olarak maiyetinin kendisini yerlere kapanarak selamlamasını şart koşan iskender, tüm yunan ve makedonların tepki göstermesi üzerine onları bu karardan muaf tutmak zorunda kalmıştır. ayrıca bir başka suikast girişimi daha atlatan iskender suikaste karışan genç askerleri ve bu olayı desteklediğinden şüphelendiği kallisthenes isimli tarihçiyi öldürtmüştür. aristocular ve stoacılar tarafından tiran olarak adlandırılmasının sebebi budur.

afganistan, pakistan ve indus'un fethi:

düğünden sonra baktra'dan yaklaşık elli bin kişilik bir orduyla yola çıkan iskender yaşlı ve işe yaramaz haldeki askerleri hindikuş'tan geçip daha önce kurduğu şehre yerleştirmiş ve yeni takviyelerle yerlerini doldurmuştur. bu takviyelerle birlikte persler orduda çoğunluğu oluşturmaya başlamıştı, özellikle okçu atlılar çok ciddi bir taktiksel esneklik sağlamıştır.

iskender'in hint seferinde en büyük amacı şüphesiz okyanusu görmek ve imparatorluğunu doğal sınırlarına ulaştırmaktı. bunun yanı sıra dionysos ve herakles'in de hindistan'a gittiği efsanesinin de etkisi olmuştur. seferden önce elçilerini göndererek iskender'e bağlılıklarını bildiren hint prensleri sisikottos ve taxiles de seferde epey yardımcı olmuştur.

sefer sırasında afganistan ve pakistan üzerinden geçen iskender buradaki kabileleri boyunduruğu altına almış ve nihayet indus nehrini geçerek pencab'a girmiştir. m.ö. 326 yılının ilkbaharında daha önce bağlılık bildiren taxiles, nehri geçen iskender'i karşılamış ve başkentini kendi elleriyle teslim etmiştir. iskender de ona dokunmayarak hükümdarlığına devam etmesini onaylamıştır. burada ikamet ederken hint beden terbiyecilerine ilgi duyan iskender pek çoğunu maiyetine almıştır.

taxiles'in komşularından keşmir hükümdarı abisares hediyeler göndererek bağlılığını bildirdiğinden ona dokunulmamış ancak biatı reddedip savaş ilan eden poros'a saldırılmıştır, bu da iskender'in son ciddi muharebesi olacaktır.

poros'un topraklarının sınırı olan ilhelum nehrine varıldığında 800 metre genişliğindeki nehri geçip diğer kıyıda bulunan poros'a saldırmanın mümkün olmadığı anlaşılmıştır. bunun üzerine iskender uzun süre bekleyip farklı şaşırtma manevralarıyla düşmanını oyalamış ve birkaç haftalık bir yürüyüşten sonra nihayet askerlerini üzerinden geçirebileceği bir ada bulunca gece vakti buraya çıkmıştır. mevzuya uyanan poros oğlunu süvarilerle gönderse de bu çatışmayı kazanan iskender karşıya geçmiş ve poros'un ebesine atlamıştır. hasmını esir alan iskender, onurlu bir şekilde savaştığı için onu bağışlayıp ülkesine dokunmamış ve hatta sonradan fethettiği bazı toprakları da poros'a vermiştir. (m.ö. 326, haziran)

muharebeden sonra nehri takip eden iskender hiçbir direnişle karşılaşmadan denk geldiği kalabalık şehirleri teslim alıp poros'un hükmüne vermiş ve yerlilerden öğrendiği bilgiye dayanarak ganj nehrine bir sefer için hazırlıklara başlamıştır. ancak ordusu yeter amınakoyayım bir de oradaki güçlü prenslerle mi uğraşacaz, serüven serüven siktin ebemizi diye tepki gösterince iskender sinirlenmiş, para ödülü ve ganimet teklifi de işe yaramayınca mecburen yönünü değiştirip okyanusa başka bir yoldan gitmeye karar vermiştir.

donanmasıyla güneydoğu'ya doğru hareket eden iskender, hindistan'ın güçlü kabilelerinden mallalar'la uğraşan iskender ordusunu küçük gruplara bölüp adamların kafasını karıştırarak başkentleri de dahil olmak üzere epey mevkilerini ele geçirmiş ve geriye sadece başkentteki kale kalmıştır. surlara merdiven dayayarak kaleye çıkan makedon ordusunun merdivenin en başında tabiki iskender vardı. yalnız merdiven askerlerin ağırlığına dayanamayıp kırılınca iskender aceleyle kalenin içine atlamış ve burada uzun süre tek başına, göğsüne yediği bir okla bayılana kadar dövüşmüştür. bu sırada arkasından atlamış olan özel korumaları peukestas ve leonnatos yetişip iskender'i taaa seferin başında troya'dan aldığı kutsal kalkanla korumuştur. nihayetinde kale düşmüş ve iskender de aşağı indirilmiştir. göğsündeki ok çıkarılınca tekrar bayılan iskender'in öldüğü söylentileri çıksa da bir hafta sonra kendine gelip elini kaldırarak yaşadığını orduya göstermesi sonucunda herkes sevinmiş ve mallalar'da ulan bunla uğraşılmaz amınakoyim diyerek teslim olmuştur.

sonrasında okyanusa doğru ilerlemiş ve nihayet uçsuz bucaksız sulardan başka hiçbir şey göremediği bir adaya çıkınca amacına ulaşmış ve seferin sonuna gelindiğini ilan ederek geri dönüşe başlamıştır.

geri dönüş:

indus nehri'nin ağzından yola çıkıp güney iran'daki gedrozya çölünden geçerken donanma da ona eşlik etmiş ve basra körfezine ulaşılmıştır. sus'ta seferin tamamlanması kutlanmış(m.ö. 324 ilkbaharı) ve sonrasında pers krallarının adeti olduğu üzere yazı ekbatana'da geçirmek üzere hareket edilmesine karar vermiş ancak öncesinde ordu kurulunu toplayarak emektar ve sakat makedonların terhis edilmesi kararını açıklamıştır. bu kararsa beklediğinin aksine sevinç değil kızgınlıkla karşılanmıştır, zira makedonlar orduda çoğunluk haline gelen perslerin kendilerine tercih edildiğini düşünmekteydi. bu tepkiye şaşıran iskender tereddüte düşmüştür, tam o sırada kalabalığın içinden bir alaycı ses "babanla tek başına savaşa gidersin artık!" diye bağırarak ammonla dalga geçince iskender çıldırmış ve kalabalığın içine atlayıp on üç kişiyi bizzat yakalayarak idam edilmeleri için muhafızlarına teslim etmiştir. yıllarca başarıdan başarıya koştuğu ordusunun bu davranışına fena halde bozulan iskender tüm başarılarına kısaca değindiği bir konuşmayı hadi yolunuz açık olsun diye sonlandırarak tüm makedon ordusunu terhis ettiğini söylemiştir.

sonrasında odasına çekilen iskender ertesi gün de kimseyle görüşmemiştir. daha sonra makedon askerlerinin yerini tamamen perslerle doldurup onları akrabası ilan edince makedonlar pişman olmuş ve bir konuşmacı yollayarak barışmayı teklif etmişlerdir. bunun üzerine çok duygulanan iskender teklifi kabul edip tüm makedonyalılar'ı da bundan sonra akrabası kabul edeceğini söyleyerek büyük bir ziyafet vermiştir.

ziyafetten sonra yaklaşık on bir bin asker makedonya'ya dönmek istediklerini belirtip terhis istemiş ve istekleri kabul edilmiştir. bu askerlere fazla fazla ücret ve ayrıyeten yolculuk masrafları için kişi başı birer talanton verilmiştir ki bu paranın masraflardan çok daha fazla olduğu açıktır. iskender ayrıca antipatros'a bir yazı göndererek geri dönenlere tiyatrolarda onur yerlerinin ayrılmasını ve savaşta şehit düşenlerin çocuklarına babalarının ücretleri kadar maaş bağlanmasını emretmiştir.

daha sonrasında ekbatana'ya giden iskender burada birtakım düzenlemeler yapmış ve şenlikler düzenlemiştir. bu şenliklerse, kendisine varis olarak gördüğü hefaiston'un ölümüyle yarıda kesilmiştir. en yakın dostlarından birini kaybeden iskender, arkadaşı fenalaştığında tiyatrodaymış. haberi alır almaz hareket etmesine rağmen arkadaşının vefatına yetişememiş ve bu olay onu fena halde sarsmıştır. gece gündüz cesetin başında kalan, saçlarını kesen, yemeden içmeden kesilen iskender yas ilan etmiş ve yasa uygun olarak atların yeleleri kesilmiş, şenlikler durdurulmuş ve şehir surunun burçları yıkılmıştır.
ayrıca amon kehanet ocağına ulaklar gönderen iskender hefaiston'a tanrısal bir saygı gösterilip gösterilemeyeceğini sordurmuştur.
hefaiston'un bedeni perdikas'a verilmiş ve babil'de devasa bir kabir inşa etmesi emredilmiştir.

iskender m.ö. 324 yılının kışında ekbatana'dan ayrılmış ve babil'e doğru yola çıkmıştır. yolda gene çeşitli kabileleri tokatlayan iskender bir mola vermek için ordugahını kurduğu sırada dünyanın dört bir yanından elçiler gelerek onu selamlamış, hediyeler vermiş ve kendi bölgelerindeki sorunları çözmesini rica ederek iskender'in cihan hakimiyetini kabul ettiklerini göstermişlerdir.

iskender'in babil'e girişi ise gecikmeli oldu. dicle geçildikten sonra babilli kahinler ve keldaniler onu kötü işaretlerden dolayı uyarıp babil'e girmemesini söylemişlerdir. keldaniler'e güvenmediğinden başta pek ciddiye almayan iskender, hefaistion'un ölümünü de önceden bilen peithagoras'ın da bir felaketten söz etmesi üzerine şehrin önüne bir ordugah kurup nehrin batısında kalan borsippa'ya gitti. burada filozof anaxarchos ona batıl inançlara inanmamasını söyleyip telkin edince iskender rahatlayarak babil'e ikinci defa girmiştir. (m.ö. 323 yılının başları)

bu sırada arabistan'a düzenlenmesini planladığı keşif seferinin hazırlıklarını başlatan ve ayrıca devlet işleriyle ilgilenen iskender, amon tapınağından gelen olumlu cevap üzerine arkadaşı için görkemli bir cenaze töreni düzenletmiş ve onun adına sunulan kurbanların ilkini sunmuştur. ayrıca arkadaşı için bir anıtkabir inşa edilmesi emrini vermiş ve on iki bin talantonluk çılgın bir bütçeyi bunun için ayırmıştır.

bu arada orduya iran kavimlerinden yirmi bin kişilik bir takviye gelmiş ve bunun üzerine ordusunu yeniden düzenleyen iskender, takviyelerin şerefine bir kutlama yapmıştır. kutlama sırasında susadığı için konuşmasını yarıda kesip tahtından kalkan iskender'in yerine bir yabancı oturarak tacını takmış, bunu bir felaket olarak gören pers hassa muhafızlarıysa çıldırıp kıyafetlerini yırtmaya ve göğüslerini yumruklamaya başlamışlardır. başta bunun bir komplo olduğunu düşünen iskender, adamı işkencelere rağmen konuşturamamış ve lanetin ona geçmesi için öldürtmüştür.

vefatı:
bu olaydan birkaç gün sonra nearch'ın verdiği bir ziyafette herakles'in büyük kadehinden içkisini içerken aniden bir ağrı hissedip inlemeye başlayan iskender'in buradan taşınması gerekti. bu olay 17. daisios'ta(29 mayıs) meydana gelmişti. gece ateşlendi, tüm doktorlar buraya çağrıldı. ertesi gün geçirdiği ateş havalesi nedeniyle banyoda uyudu. sonraki gün daha iyi hissetti ve tanrılara kurbanlar sunarak iştahlı bir şekilde yemek yedi, hatta medios ile bir zar oyunu bile oynadı. ordu komutanları arabistan seferi için 23. daisios'a kadar hazır olmaları emrini aldılar, donanma da bir gün sonra yola çıkacaktı. iskender gece tekrar ateşlendi ancak sabahında ayağa kalkıp nearch ile sefer hakkında konuştu. orduya verdiği emirleri yineledi. sonraki iki gün içerisinde ateşi iyice yükseldi, öyle ki kurban sunmak için bile taşınmak zorundaydı. gene de ordu komutanlarıyla boş olan subaylık pozisyonlarının doldurulması konusunda konuştu ve ateşi azalmadığından onlara gece sarayda kalmalarını emretti.

komutanlar ertesi gün sefer hakkında konuşmak için iskender'i ziyaret ettiler ancak iskender artık konuşamıyordu, sonraki gün de durum değişmedi. peukestas, seleukos ve birtakım komutanlar bir şifa tapınağını ziyaret edip ne yapmaları gerektiğini sordular, tapınaktakiler de iskender'in sarayda kalmasını öğütledi. bu sıradaysa askerler arasında iskender'in öldüğü ve ölümünün saklandığı söylentisi yayılmıştı, bu yüzden zorla içeri girdiler ve uzun bir alay halinde ölüm döşeğinin önünden geçtiler. iskender kendisini dik durmaya zorlayarak kafasını kaldırdı, onları bakışlarıyla selamladı, elini uzattı ve bir daha kalkmamak üzere geriye düştü. işte böyle vefat etti tanrısal iskender, takvimler 28. daisios'u(10 haziran 323) gösterirken. henüz yalnızca 33 yaşındaydı ve 12 yıl hüküm sürebilmişti, ama ne 12 yıl!

sonrasında olanlar, yaşanan kavgalar, imparatorluğun parça pinçik edilmesi... bunlardan bahsetmek istemiyorum, zaten konumuz da değil. dilim döndüğünce bu büyük adamı anlatmaya çalıştım, umarım becerebilmişimdir. bu yazıya başlarken amacım hem elimdeki kaynağın bir nevi özetini çıkartmak hem de böyle büyük bir şahsiyet hakkındaki online türkçe kaynak eksikliğini kapatmaktı. laf-ı güzaf ettiysem affola. zaman zaman cıvıtmış olabilirim, bazı yerlerde sıkıldığımdan biraz daha eğlenceli hale getirmeye çalıştım. özellikle sonlara doğru detaylardan epey arındırılmış şekilde yazdım, bu da gene aynı sebepten ötürüydü. zira sadece bugün 6 saat ayırdım yazmaya, toplamda 14 saat olmuştur dersem abartı olmaz herhalde. neyse, lafı daha fazla uzatmayalım. ileride inşallah karakteri üzerine de detaylı bir tahlil yazısı yazmak istiyorum.

kaynağım siegfried lauffer'in büyük iskender isimli kitabıydı, mutlaka alıp okuyun derim.

devamını okuyayım »