nikdediginnedirki

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (528)
  • 1005
  • 0
  • 0
  • 0
  • 7 ay önce

the o.c.

ilk yayınlanmaya başladığında çok dalga geçmiş olduğum dizi. ama sonra utandırdı beni ve çok önemli bi yer aldı hayatımda kendisi.

özellikle seth ve summer ın karakterlerinin stilleri ve hayatı sorgulayışları çok "içim"dendi. monolog yaşadığın birer arkadaş sanki ikiside..ne garip..

ayrıca dizinin senaryosu son derece başarılıydı, görüntüler ve özellikle müzikler çok kaliteli ve yerindeydi. oyuncuların harikalığını da eklemek lazım.

bu geyikleri geçtikten sonra bu dizide sevdiğim ama özellikle çok sevdiğim iki nokta;

kanbağına bakılmaksızın insanların aileden biri gibi görülmesiydi. özellikle seth ve ryan ın arkadaşları -ki ryan bunun en belirgin kanıtı- sanki o evin çocukları gibi, inanılmaz bir hoşgeldin ile kucaklanıyorlar, sorunlar ve sıkıntılar onlardan köşe bucak kaçırılmıyor, misafirlik tabaklar aceleyle masaya dizilmiyordu.

benim evim senin evin, hep beraber büyük bir aileyiz..

o ailenin bir parçası oluyorlar her şeyiyle. arkadaşlar eve geldiğinde hep beraber o an bir aile toplantısı gibi samimiyetle yaşanıyor, her türlü sıkıntıda kapısı herkese açıktı o evin, süresiz olarak.. en çok zevk aldığım buydu bu diziden, hayallerimde de böyle bir ev olduğu içindir belki..

ve diğer bir nokta, bu hoşgeldin havasının en yoğun muhatabı olan dizinin gençleri aynı zamanda çok da ciddiye alınıyordu. ne düşünüyor, napıyor, seçimleri, hayalleri, söledikleri öylesine umursanıyordu ki, kıskanmamak elde değildi..
gençlerin ve varlıklarının bu denli ciddiye alınması da bu dizinin çok zevkli bulduğum yönlerinden biriydi..belki de böyle bir yetişkin olabilmeyi hayal ettiğim içindir..

gençlerin konuştuğu, tüm sevilenlerin gönülden bir yer verildiği ve "kanına bakılmaksızın" gerçekten aileden sayıldığı bir evdi...

devamını okuyayım »
21.09.2007 19:19