niphrodel

  • 413
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

17 ağustos 1999

3 sene bu gece yoncaköy'deydim, kardesimin yazliginda. gecenin bi yarisina kadar oturmustuk müzik dinleyerek, sonra gec oldu diyip eve dönmüstük.

5 sene önce istanbul'daydim, ablamlarin ortakoy'deki evinde. gecesinden gri bulutlar toplanmisti o yaz gecesinin. hani insanin icinde bir seyler kalir ya, yumru yumru olur rahatsiz eder insani, iste o cok sevdigim bulutlar da benim icimde demir lokmalardi.

10 sene önce annem ve babamla paris'teydim. bir gün oncesinde disneyland'da her istedigim yapilmis. 11 yasimdayim o zamanlar, bir cocugun hayalini gerceklestirmisim. suratim gülümsememin büyüklügünden görünmüyordu bile.

10 sene önce yurtdisindayiz ama her sey simdi oldugu kadar kolay degil tabi. cep telefonumuzu caldirmisiz bir fransiz kasabasinda, plastik telefon kartlariyla baglantimiz var evimizle. her yeri arastiriyoruz telefon kulubesi buluyoruz louvre müzesinin altinda. o kisa boyumla ben ceviriyorum numaramizi. her sey cok güzel ama evim beni cagiriyor.

telefonu melike aciyor. nasilsiniz diye soruyor can hiras. biz mükemmeliz elbet. her sey normalmis gbi konusma basliyor, ama ikinci cumleyi duyunca afalliyorum. "türkiyede deprem oldu. 1200 tane ölü var, tüpras cayir cayir yaniyor. bana hemen babami ver!"

tarih 17 agustos. o zaman 11 yasimdayim. hayatimda saklambac oynarken 100e kadar saydim en fazla, 1000 o kadar büyük ki gözlerimde nerede kalmis 1200. annem haberi duyunca gözyaslari süzülüyor yanaklarindan. o da konusuyor ablamlarla. tek istedigi onlarin iyi olup olmadigi.

o mutluluk bir anda yitiyor. kilometreler var aramizda ama sanki biz de göcük altindayiz. sucluluk duygusu gibi bisey bu. cikiyoruz müzeden. bizim bu kipalar var ya onlar gibi marketlere gidiyoruz. annem babam ve ben, onlarca televizyonun satildigi reyondayiz. annem babam ben ve alisveris sepeti o ekranlara bakiyoruz. cünkü o camlarin arkasi gri, toz yigini, enkaz. tek renk insanlarin gecelikleri, pijamalari. allar morlar üstlerinde. 20 gündür uzakta gördügüm tek türkce yazi o beton kirislerin arasinda gururla duran "yilmaz market" tabelasi. biz ekranlara bakiyoruz, sanki bir performance art misali, fransizlar da bizleri izliyor. ben sallanan tabelayi izliyorum.
5 sene önce bu saatlerde istanbula bir yagmur yagdi. basim sikisinca okuyacak kadar dua bilirim, onun yaninda dindar biri oldugum söylenemez. ama o gri bulut sanki rahmet yagdiriyordu. bugünün bir önemi var diyordu sanki, unutanlarin aklina sokmak icin. evet o gün ters giden onbinlerce sey vardi, insanlarin yasamlari.

3 sene bugün gece 03.02de yoncaköydeydim. 15 senelik arkadasimla beraber. denize baktim, biliyorum sen farketmedin ama agladim o gece. ayagimizin altina vuran dalgalar 7 sene önce insanlarin yüzlerine vuruyordu cünkü.

2 sene önce saat 3.30 gibi bir saatti yattigimda. yine icim buruk. bir babam bir de ben vardik evde. gece 1e kadar depremde ölen yakinlara yakilan agitlari okudum. suratim kipkirmizi oldu. banyoda lavobaya akittim bu sefer gözyaslarimi. sonra balkona ciktim. hava almam gerekti. karsida duran apartmana baktim. yikilsa o an gözümün önünde ben de asagiya atlayacagim.

iste simdi bunlari yaziyorum, 10. yıldönümünde. ama aklimda hala sallanan o tabela. hayatimdan kimseyi kaybetmedim o saniyelerde. an be an yasamadim bile. neler oldugunu ertesi gün ogrendim gazete sayfalarından. ama ufaktim o zaman ve 10 sene sonra anliyorum ki fiziksel degil ruhsal kisiligimden parcalar kalmis enkazin altinda. sadece unutulmasin istedim 17 agustos ve gri betonlari.

devamını okuyayım »
17.08.2009 01:07