nopain

  • 59
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

yeni yıldan beklentiler

acısıyla tatlısıyla bir yılın daha sonuna gelirken adettendir diyerek sıralamak üzere kolları sıvadığım beklentilerdir. yeşil çayımı hazırladım, tamamlamak üzere olduğumuz yılı şöyle bir değerlendirme ve önümüzdeki yıla göz kırpma işlerini bu miskin pazar gününe bıraktım. gelecek güzel günlerde dönüp bakmak üzere, başlayalım.

-bu yıl 91 kitap okudum. sadece nicelik değil, nitelik açısından da bir rekordu bu benim için. onca farklı iklimde onlarca şehrin sokaklarında onlarca farklı insan oldum, yüzlercesiyle tanıştım, yüzlercesini ancak gözlemlemekle yetindim. kitaplarım sayesinde dünyayı dolaştım. ne söyleyebilirim ki, onlara minnettarım. önümüzdeki yıl için öncelikli hedefim -onun kadar karamsar olmamakla birlikte- schopenhauer’in tariflediği kalifiye yalnızlığı sürdürürken kitaplarımla olan bağımı güçlendirmek.

-sağlam bir ‘kafa’ için kilometrelerce koştum, kürek çektim, ağırlık kaldırdım. öyle ki bazen ‘fazla iyi gidiyorum, biraz yavaşlamalıyım’ diyerek vücudumu kah anne reçelleriyle, kah bienenstich’lerle cezalandırdım (!) yaşadığımı, şakaklarımda kalbimin atışını duyarak hissettim. koşar adımlarla tamamlamak üzere olduğum bu güzel yıldan, koşarak ilerlediğim güzel geleceğe selamlar. ayağıma taş değmesin :)

-çok lezzetli yemekler yedim. onlar olmasa dünyada birkaç renk eksik olurdu sanırım. hele kendin pişirmişsen damağında kalan tatlar haddinden fazla mutlu edebiliyor insanı. her şeyden önce mideme girenden haberdar oldum bu yıl. kaliteli yedim. kabul edelim güzel yedim :p önümüzdeki yıl için de, hem gastrointestinal sistemime hem de limbik sistemime hitap edecek bir beslenme düzeni diliyorum.

-yalnız yediğim değil, içtiğim de güzelleşti. alkolü bıraktım ve eksikliğini hiç hissetmedim. oysa ne çok içerdim. yeni yıl için hedefim anlamlı ufak fireler dışında bu çizgide devam etmek. kavurucu bir yaz günü denizden esen meltem insanın yüzünü okşarken buz gibi bir öğle birası iyi gidiyor evet; fakat bu ‘saylanmaz’, değil mi?

-zamanın ve iletişimin gücüne inandım, ailemle olan ilişkimi sağlamlaştırdım. zor zamanlar geçirdik, kırdık, kırıldık; ama günün sonunda inşa etmenin tüketmekten çok daha zor olduğunun bilincinde olarak birbirimizi sevmekten vazgeçmemeyi öğrendik. atlatmamız gereken sancılı ‘birey olma’ sürecini el ele atlattık. bugün karşımda geçen yıl bu günlerde hayal bile edemeyeceğim nitelikte bir ailem var. onlarla gurur duyuyorum. yeni yılda güzel yüzlerini daha sık görmeyi, güzel seslerini daha çok duymayı diliyorum.

-insan denen canlıyı biraz daha iyi tanıdım bu yıl. biliyorum; hala şaşılacak çok şey, yenilecek çok kazık var. bunun yanında tanınacak güzel insanlar, kurulacak sevgi dolu göz temasları da var bolca. dostlarımla içtiğim kahvenin tadının bambaşka olduğunun bilincine vardım. hayatımın baharında anılarımı paylaştığım, bana katlanan bu bir avuç tutkulu insan, var olsunlar. pek sosyal biri sayılmasam da, yeni yılda onların iyi ve kötü günlerinde elimden geldiğince yanlarında olmayı diliyorum.

-hekim olmanın ağır sorumluluğunun bilincine vardım bu yıl. bazı geceler öyle kabuslar gördüm ki, ‘bilmeliyim’ dedim. başka türlü kaldıramam bu yükü sıska omuzlarımla. bildikçe hafiflediğimi gördüm, ayaklarım yerden kesildi. bir dertlinin eline dokunmadan iyi olamayacağını gördüm. modigliani’nin insanlarını gördüm. gözlerinin netleşmesi için onlara bakmanın yeterli olduğunu öğrendim. bir köşe yazısında ‘’zavallı tıp, bir felsefesi bile yok!’’ diye sitem eden dücane cündioğlu’nu acı içinde okudum. bilakis, tıp ve felsefenin ayrılmaz bir bütün olduğunu gördüm. yaşamı, ölümü, ızdırabı, pazarlığı ve kabullenişi gördüm. o hastalıklı bakışlarda kendi özümü, hikmetin özünü, insanın özünü gördüm. ömrümün geri kalanında da, hastalarımın klinik verilerine değer atfettiğim kadar, bakışlarındaki hüzne de değer atfedebilmeyi diliyorum.

-bu yıl, öteden beri tanıdığım fakat adını bilmediğim bir kavramla tanıştım. enine boyuna inceledim, sorguladım onu. ihtiyacımız olan, pinokyo’nun iç sesi jiminy cricket neyse oydu. josé saramago’nun körlük’ünde ifade ettiği gibi, ‘’bir sürü aptalın saldırısına uğrayan, daha fazlasının da yok saydığı ahlaki vicdan, var olan ve daima var olmuş bir şeydir, yoksa ruh denen şeyin bulanık bir fikirden öte olmadığı dördüncü zaman filozoflarının icadı değildir.’’ jiminy cricket pinokyo’nun vicdanıydı. her pinokyo’nun bir jiminy cricket’i olmalıydı. ahlaki vicdanın kişiliğimin bir parçası olduğunun bilincine varıp, benim için yolculuğun hedefe ulaşmaktan daha önemli olduğunu anladım. ilkelerinden ödün vermemeyi, onuru kavradım. kendimi daha iyi tanıdım. bu yolculuğun da böylece sürmesini diliyorum.

-son olarak, sevmenin gerçekten çok güzel şey olduğunu, ama leblebiden saat olmayacağını gördüm. yetinmeyi, kıyaslamamayı, adanmayı, sadakati; bunların insanı insan yapan değerler olduğunu gördüm. sonra bir iskelede, güneş altında çırpınan öpücük balığını gördüm. o yerde bütün güneşler batmadan bir türkü daha söyleyemediğimize yanacakken, artık tartışacak bir şey olmamasının verdiği garip huzurla doldu içim. ne betonlara çakıldım, ne de aniden ceviz iriliğinde dolu yağmaya başladı. genç miyim? unutur muyum? diye düşünürken ben, bütün kırışıklar silindi sudan. sonra yine yerli filmlerdeki gibi takvim yaprakları uçuştu...

kim ne derse desin, ben seni çok sevdim 2018. biraz yordun beni, doğruya doğru. ama çok şey öğrettin. sana söz, gelecek nesillere de anlatacağım seni. boşuna mı yazıyorum sanıyorsun, benim ufaklıklara okutacağım ileride bunları :)

şimdiden hoşgeldin 2019. bambaşka bir ülkede, aynı hayallere uyanmak üzere. sefa geldin.

devamını okuyayım »
23.12.2018 16:16