o my god they killed kenny

  • şeker abi (614)
  • 615
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

her

veletliğimizden beri duyduğumuz bi' klişedir:
-insanı hayvandan ayıran şey nedir, çocuklar? insanı hayvandan ayıran şey: insanın düşünebilmesidir.
sırrı tam olarak çözülemeyecek kadar muazzam olan insan beynine hunharca alkışlar ve zılgıtlar eşliğinde tezahuratlar, konfetiler ve havai fişekler! ilkel insanın ateşi keşfedip gök gürültüsünden korktuğu zamanlardan, modern insanın teknoloji çağına yaptığı patinajlı girişle yüzbinlerce insanı öldüren nükleer bombalar yaptığı ve uzaya ''bi' bakalım bakalım neler varmış?'' diye yolculuk yapmasına kadar süren 500 bin yıllık gelişim -beş-yüz-bin-yıl-.
eh, ortada bir ilerleme olduğunu inkar etmek için 432767915 derece miyop olmak lazım evet, ama hiç değişmeyen bir şey sırıtıyor:
hayatta kalmak için vahşi hayvanlardan kaçarak yaşayan ve mağarasına o gün nasıl avlandığının resmini çizen ilk insanın da duyguları vardı, 500 bin yıl sonra uzay aracında dünya ve ayı izlerken müzikçalarından the beatles dinleyen insanın da.

insanı hayvanlardan ayıran şey düşünmesi değildir, çocuklar. insanı hayvandan ayıran şey: duygularıdır. ''insan, sosyal bir hayvandır.'' özdeyişinin gerçekliğini de bu halı altına süpüremediğimiz duygularımıza borçluyuz.
pandora'nın kutusunda kalan umut, hitler'in yahudilere duyduğu kin, mecnun'un uğruna çöllere düştüğü aşk, afrika'da açlıktan ölmek üzere olan çocuğu fotoğraflamasıyla ünlü olan ve sonra o'nu kurtarmadığı için intihar eden fotoğrafçının vicdanı, tecavüzcüsünü öldürdüğü için idama mahkum edilen iranlı genç kızın ölmeden önce annesine yazdığı mektuptaki acı, charlie'nin sokakta bulduğu the kid'i tek odalık evine götürüp orada büyütürken pişen kreplere serptiği sevgi...
bizi ''insan'' yapan şey bu.
neden varoluşsal kaygıları yüzünden göl başında usulca oturup yemeden içmeden kesilen bir hipopotam göremiyoruz ya da neden az önce tartıştığı kumruya ''yapacağın işi sikiym!'' diyerek kıçını dönüp güneye doğru yol alan tripli bir martı ya da havalar bozunca keyfi kaçan ve depresyona girip bu sene meyve vermekten vazgeçen bir portakal ağacı?
bu süpersonik karmaşık duygu halleri bize özgüdür de ondan. heidegger amca çok önceleri yazar bu konuda:

''gül niçin'sizdir; çiçek açar çünkü çiçek açar,
kendini umursamaz görülme arzusu da yoktur.''

doğadaki bu kusursuz niçin'sizliğe ulaşamamamızın fiyonklu promosyonu: duygularımız. işte bizim tüm esprimiz. insanlık tarihini süsleyen kitaplar, filmler, tablolar, besteler, mimari yapılar, icatlar, sosyal ilişkiler: bilinçsizce sahip olduğumuz duygularımızın niçin'li dışa vurumları.

spinoza abimiz, duyguların anıdan başka bir şey olmadığını söyler. ve bunu, kurduğu mantıkla tane tane ilerleyerek öyle güzel inşa eder ki duyguların nereden geldiğini anlamış ve işleyişini çözmüş oluruz. ama çözdüğümüz işleyiş, onu kontrol edebileceğimiz anlamına gelmiyor. zenon dayının başlattığı stoacılık akımı, üst bilince ulaşmak için duygulardan arınmayı hedefler; ardından gelsin nirvanalar, gitsin boyut değişimleri... ama en yakın hastahaneye gidip ''melaba ben duygularımı aldırmaya geldim, şeey akşama nirvanaya ericem de..'' diyemiyoruz. [evet, kötü haber.]

iyi de, o zaman nasıl duygularımızdan arınıp niçin'sizleşebiliriz, nasıl spinoza'ya ''hazır duygulardan kurtulmuşken gel de tavla atalım.'' diyebiliriz, nasıl altımıza fırfırlı donumuzu çekip bi' çınar ağacının altında bağdaş kurup oracıkta nirvanaya eriverebiliriz?
bilemiyorum altan, bilemiyorum. bilsem burada ne işim var?

peki bunların filmle ne ilgisi var?
2013 yılında, yönetmen spike jonze efendi ''yalnızca sesten ibaret üstün bir işletim sisteminin duyguları olsa ve bir insanla duygusal bir bağ kursa nasıl olurdu?'' diye kolları sıvayıp bu filmi yapmış, içine bir adet hali hazırda muazzam bi' oyuncu olan joaquin phoenix koymuş, birkaç tutam görsellik, biraz da hoş müzik derken sonuç olarak melon şapkalarımızı önünde çıkarttıracak kadar şahane bi' iş çıkarmış ortaya.

devamını okuyayım »