o my god they killed kenny

  • şeker abi (611)
  • 615
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

interrail

düşünmeyin, plan da yapmayın.
interrail yapın.
ama mutlaka yapın.
genel görüşün aksine, tek başınıza yapın.
''çünkü insan yalnızken katettiği yollardan / ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir.''

ilk günlerin alışmasını atlattıktan sonra hostel'den fırlayıp yola düştüğünüz bir sabah çöpçülere ''goood morniiing'' diye cıvıldayacak,
yorgunluktan sızdığınız trende kondüktörün sizi ıslıkla şarkı çalarak uyandırmasıyla trenden tabanları kıçınıza vura vura koşarak inecek,
tuvaletten çıktığınızda sizi içten naralarla ''bravaaa turskaaa!'' diye alkışlayan kapıdaki ücreti toplayan amcaya ''ulan bu kadar tezahurat işedim diye mi'' diye yarılacak,
kompartımanda karşınızda oturan yaşlı teyzenin sizin bilmediğiniz dilde bir şeyler anlatıp gülmesini gülerek izleyecek,
otobüste eşek ölüsü ağırlığındaki çantanızı kaldırmaya çalışırken notre dame'ın kamburuna dönüştüğünüzü gören barış manço bıyıklı texaslı amca size yardım ettiğinde hatıra fotoğrafı çekilecek,
kenarı uçurum olan surların tepesine oturup fotoğraf çekilmek istediğinizde size doğru anne modunda ''kiiid don't sit there you're gonna faaaallll!!'' diye saçlarını savura savura koşan turist teyzeyi sakinleştirecek,
2 günlük uykusuzluğun sonunda istasyonda sızdığınızda görevli sizi uyandırıp belgelerinizi istediğinde ''evsiz gibi mi görünüyorum?!'' diye çirkefleşecek,
çantada başka bişey olmadığı için tuvalette antibakteriyel ıslak mendil kullanınca acıdan zıplayıp ''siktiiiiir bi dahaa çocuğum olmıycak galibaaaa!!'' diye bağırıp treni inletecek,
gittiğiniz tourist information'daki kadının ingilizce bilmemesine dellenip ''kaltak!'' diyip ortamı hışımla terkedecek,
büyük bir meydanda oturmuş topuklu terliğiyle (içine çorap giymiş bi de bacım) kıvırcık bi hatunun ayak ayak üstüne atıp saksafon çalmasını, üstelik bunu paralarını toplarken bile sonsuz bir umursamazlık karizmasıyla yaptığında gezmeyi yarıda kesip dinleyerek endorfin salgılayacak,
ihbar üzerine geceyarısı treni basan polisler sizi uyandırıp yatak arkasında mariuhana arıyacak,
yataklı tren için türklüğünüzü gösterip pazarlık yapmaya kalktığınızda dobrovski olacak,
bilmediğiniz bir şehrin gölünün yanına bisiklet sürerken sizi durdurup ot soran rastalı bir çocuğa rastlayacak,
müzedeki teyze size sürekli sweet girl canım görl cicim görl diye hitap ederken, cafedeki kahpe kadın sorunuza kendi dilinde cevap vererek (artık küfür müdür bilemiyciim) götünü dönüp sizi siklemiycek,
şehri bitirip dönerken turistin biri sizi durdurup bişi sorduğunda mahalle muhtarı tadında tarif edip eline harita bile tutuşturacak,
gittiğiniz her ülkenin birasını içerek kendi kendinize gurmecilik oynayacak,
her gün kilometrelerce yol yürümekten ayaklarınız mutasyon geçireceğinden akşam yatağa girip de ayaklarınıza baktığınızda ''oha yazık laaan!!'' diye çığlık atacak,
uyuyakalıp treni kaçırmayasınız diye her hostelde birini sizi uyandırmakla görevlendirecek,
ama yine de uyuyakalıp treni kaçırarak saçınızı başınızı yolacak,
10 saniye önce istasyonda tanıştığınız kaykayıyla dünyayı gezen çocukla sigara pahalı diye ortak paket alacak,
beleşe müze bulunca istikamete doğru kafanız heykele dönüşerek koşacak,
kimsenin ingilizce bilmediği bir trenin gece yolculuğunda sabaha karşı treni serseriler basıp kompartımanınızın kapısını yumrukladığında ödünüz bokunuza karışarak ölü taklidi yapacak,
sokaklarda ''people are strange when you're a stranger'' diye mırıldanarak gezecek,
biletinizde silinebilir tükenmez kalem kullanarak bir kaç yolculuğu beleşe getirerek küçük hesaplar yapacak,
ikinci gününüzü geçirdiğiniz şehirde bakkal size uzaktan selam çaktığında sevindirik olacak,
istasyonda treninizi bekleyip etrafı süzerken kendinizi teoman'ın 'istasyon insanları' şarkısının içinde bulacak,
trende tanıştığınız teyze yatağınızı düzeltip size kahvaltı ısmarlayarak cebinize para koyduğunda ''oha anne len bu'' diye boynuna atılacak,
parasız kaldığınızda ekmek-konserve yiyip midenizi acılara büründürecek,
her ülkeden bir şeyler toplayarak koleksiyon yapacak,
çantanızda zula halinde götürdüğünüz türk kahvesini yolculuk boyu yapıp millete de içirecek,
yanınıza gelip size şehri gezdirip sonra yoluna devam eden elvis adlı dünya tatlısı bir adamla karşılaşacak,
dünyanın her yerinden farklı hikayelerle gelip hayatınızı şenlendiren ve bir daha görmeyeceğiniz gezginlerle odanızı-yemeğinizi-içkinizi-yolunuzu-neşenizi paylaşacak,
döndüğünüzde tekrar yollara düşmek isteyeceksiniz.

''ölesiye yalnız, ölesiye mesudum. içim kalabalık çekiyor. insanlar çekiyor. çocuklar istiyorum: haşarı, sarışın, esmer, edepsiz… seyahatler çekiyor içim.''

devamını okuyayım »