objet petit a

  • 1248
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

ana dil

"anadilin terkedilmesinde ana katli vardır." (j. kristeva)

bu kadar çarpıcı bir cümleyi yabancı dillerle olan zorlantılı ilişkimi aktaran paragraflar yazarak görünmez kılmak istemiyor olsam da, herkesin bildiği ingilizce'yle aramın hiçbir zaman iyi olmadığını, ingilizce'ye ilgisiz davrandığımı ("herkes konuşabiliyorsa konuşmanın ne anlamı var" cümlemin sebep olduğu berbat telaffuzum..) ve anadilime ihanet etmek için az bilinen, cümle kurabilecek düzeye asla erişemediğim ama bilgisizliğimi kelimeler düzlemindeki bilgimle örtmeye çalıştığım fransızca'yı seçtiğimi yine de belirteceğim ve alıntıladığım cümlenin buz gibi berraklığının bilincimde uyandırdığı soruyu soracağım:

anne dolayısıyla anadiliyle uzlaşmayı reddeden insan yabancı bir dilde en içten duygularını, rüyalarını, sayıklamalarını ifade edebilecek kadar yetkinleşebilir mi? içindeki duygulardan saklanmak için yabancı dilleri kendine siper edişinin yoğunluğuyla orantılı olarak o yabancı dilde ifade edilen duygulara nasıl yaklaşır? bunları öğrenebilir mi? öğrenilebilecek birşey midir hem bu? dili öğrenmekle dilin doğduğu kültürün içine girmek aynı iki şey midir? yanıt olumsuzsa, kişi o dilin içinde de yabancı kalmaya devam edecek, anadiliyle olan kopuşunu başka bir düzlemde yineleyerek sürgün edilmişliğini katlayacaktır.

karşımda bir psikanalist olsaydı eğer, yabancı dilde psikanalizin mümkün olup olmadığını sormak isterdim ona.

şimdilerde türkçe gramer kitapları, etimolojik sözlükler okuyorum ara sıra. bu james joyce'un "finnegans wake"inin hayaleti de dadandı yazımın sonuna.

devamını okuyayım »
06.03.2016 20:48