objet petit a

  • 1247
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

arrival

(bkz: spoiler)
kadının uzaydan gelenlerle iletişim kurma macerası başlamadan önce, filmin açılışından uzaylılarla temasa kadar geçen sürede, kızının doğumundan erken yaşta ölümüne kadar geçen birlikte-yaşantının hikayesinin sunuluyor oluşu ikinci kısımda kadının yardımına koşan şey gibi geldi bana. entirilerden birinde "piktogram" sözcüğünü kullanarak "tabi ya!" dememi sağlayan ve filmi baya da zengin biçimde çözümlemiş bir yazıya rastladım.

bu piktogramları dilimize dönüştürerek anlamlandıranın louise oluşunda onun kızıyla yaşamının etkisi var. bir bebek yeni doğduğunda anne için kapalı kutudur. iletişim kurma macerasıdır bebekle annesi arasındaki yaşantı. bu yaşantı sağlıklı işlediğinde bebek dilimizi öğrenirken anne de yeni bir dil öğrenir; piktograma yakın, jestlerden, mimiklerden, şifrelerden oluşan bir dil. louise uzaylılarla iletişim kurduğu pek çok sahnenin ardından flash-backler halinde kızıyla ilişkisini anımsıyor. sanki kızıyla kurduğu ilk iletişimler gibi uzaylılarla olanı da, aynı yenilik ve yabancılıkta. bu iletişimi başarabilmesini ilk ilişkisindeki başarısına bağlıyorum. onun bir dilbilimci, farklı diller tercümanı olarak seçiliş oluşu da bebeğinin yabancı diline aşina oluşundan kaynaklanıyor gibi.

hannah-louise ilişkisiyle louise-uzaylılar ilişkisi birbirinin mantıksal zamandaki karşılığı gibi. kavramsal bir dil kullanan, aynı anda pek çok şey söyleyen yalnızca uzaylılar değil. eğer onlar da büyümeyi başarırlarsa, tıpkı hannah gibi, iletişimin bizim kullandığımız haline evrilecekler. anneye ihtiyacı olan sadece hannah değil, uzaylıların insanlara olan ihtiyacı da bir anne arayışı. (anne-bebek iletişiminin ters gittiği bir film olarak we need to talk about kevin geldi yazarken aklıma. keza annenin kızını kaybedişinden sonra giriştiği macerayı düşünürken de gravity'yi anımsayabiliriz. ) bebek-uzaylılar..yaşlı evrenimiz için son derece duygusal bir geliş değil mi bu? nasa'nın keşfettiği en ufak uzay kıpırtısında bile bu yüzden heyecanlanmıyor muyuz? başka dünyalardan gelen bebekler. yeni bir iletişim olanağı..ütopya gibi. onların niçin bizden kat be kat üstün gelişmişlikte olduğunu varsayalım ki? belki de onlardan daha iyi olduğumuz pek çok konu var ve öğrenmek için geliyorlar. misafirperver yantılar bekliyorlar.

pek çok bilimkurgu kaybedenin doğrusal zamanda geri döndüremeyeceği kaybını başka bir zaman dilimi olan "yas tutmanın zamanı"nda telafisini konu alır kendine. benim için arrival'i gravity'nin bir adım üzerine çıkaransa adına mantıksal zaman (bilinçdışının zamanı) denilebilecek aralığı yeni bir ilişkide her an yeniden işlemliyor ve bunun sonucunda uzaydan gelenlerle kurduğu yeni ilişkide yaratıcı çözümler keşfediyor oluşuydu.

devasa bir kütlesi olan, tuhaf görünüşlü, dilimizi bilmeyen ve çevrilebilen ilk sözcüklerinin anlamı da silahlanmayla alakalı olan yaratıklara karşı nasıl davranırız? herhalde ilk tepkimiz çin devletininki gibi kendimizi korumaya almak için saldırmak olurdu. filmdeki dilsel karmaşanın ortaya çıkardığı tehditvari mesajın etkisiyle her ülke kendi güvenlik bölgesini oluşturup diğerleriyle iletişimini koparıyor. uzaydan gelenlerle anlaşılamadığı gibi ülkelerin kendi aralarındaki birliği de dağılıyor. dağılan iletişimin en bilindik sonucu olan şiddet olasılığı ilk çare olarak belirginleşiyor bir anda. "herkes başının çaresine baksın"ın sonucu olan "yabancıyı yoket" türünde bir ilkellik.

bir sahne vardı kuantum fizikçisi olan adam soruyordu louise'e "onları rüyanda görüyorsun değil mi?" diye. rüyada görmek içselleştirmektir (rüyasında louise'in odasına girdiğini gördüğü o uzaylı enemy filminin sonunu anımsattı bana). kadın için bebekten farksızdı uzaydan gelenler. son derece karmaşık, insani olmayan bebekler. onlarla iletişiminde wilfred bion'un reverie diye adlandırdığı bir sezgisellik gördüm. onları yanıtlayabilmesi (cama dokunma sahneleri) ortak bir dil olan dokunsallığa ve ondan doğan, kızıyla ilişkisinde tınlayan ve anlam oluşturan başka bir ortak dilin de sonucuydu.

ian ve louise'in ilişkisiyse şu an için zihnimde pek bir şey çağrıştırmıyor. küçük kızın "anne ve baba hayvanlarla iletişim kuruyor"a benzeyen cümlesi çok manidar olsa da (louise ve ian uzaylılarla iletişim kuruyor) bunun zamanını oturtamıyorum kafamda. buna rağmen hissettiğim bir şey var ki ancak filmin sonunda gösterilebilirdi bu ikisi arasındaki ilişkinin başlangıcı ve evliliğe varan uzantıları. yas tutmanın zamanında yası tutulan nesne öylesine güçlü etkiler ki zaman-dışılık boyutunu açar ve oraya bir aşk hikayesi giremez. gravity adlı filmdeki adam uzayın derinliklerinde kaybolmak zorundaydı ki film sürebilsin.

(bkz: spoiler)

bir hikaye anlatmanın kayıpla ve zamanla çok derin ilişkileri vardır ve villeneuve'ün filmlerinde -kaybı başka bir zamanda yeniden yakalamak- türünden bir cümlenin varyasyonlarını görüyorum ben. çok da seviyorum kayıp zamanın izindeyi filmlerinde görmeyi.

devamını okuyayım »
24.11.2016 22:34