ockhamda sinek kaydi

  • 239
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 ay önce

ateist bilimadamı

yüksek ihtimalle olgunlastikca agnostik olacak bilimadamıdır.

zira tutkusu olan bilim, metodolojisinin dogasi geregi kadir-i mutlak (bkz: omnipotent) in varligi ile ilgili sorunlarla ilgilenmez artik uc bes yüzyıldır.

filhakika, kendi payima, bilimadamlarindan ziyade daha cok matematikci ya da filozof olanlarinin agnostisizme daha yakin oldugunu dusunuyorum. (bkz: bertrand russell)

şahsım, carl sagan tarafına meyilli birazcık.

dolayısı ile, bilimsel metodolojiyi kullanarak doğayı anlama sürecinde, biryerlerde tanrıyı değil de, hem bu çabanın kendisinde, hem de doğayı açıkladıkça ortaya çıkan tanrısal güzelliğin kendisini görmenin verdiği heyecan ve huşu benim içimi kıpır kıpır ediyor açıkçası*

lakin, tanrının kendisini hiçbir zaman ve kesinlikle bulamayacak olmamızın farkındalığı, yukarıda anlattığımdan daha huşu verici ve bir o kadar güzel.

herneyse efendim, tatavayi kesip, insanlik tarihine onemli etkiler yapmis, cok saglam bazı bilimadamlarının teolojik goruslerini aktarmak isterim naçizane. bilim adamları ateist midir yoksa namazında niyazında sıkı birer mü`min midirler saçmalıklarına girmeden, durum tespiti yapayım biraz.

sübjektif tespitlerime göre, enbiçok üstbeyin olarak tanımlayabileceğim bilim insanlarının tanri olasiligi uzerine söyledikleri ve görüşlerini yazayım istedim. yorum katmadan yaptım bunu. sadece, bilimin, bir insanın düşünce yapısını ve ifade şeklini ne kadar güzelleştirdiğini göstermek isterim. o kadar. aşağıda yazacaklarım, şuradaki makalenin nacizane çevirisidir.

ilk sırayı büyük insan galileo galilei (1564 - 1642) alsın.

bilindiği üzere astronom bilim adamı olan galilei, roma katolik kilisesi (bkz: roman catholic church) tarafından, sapıkça ve dinsel değerlere aykırı görüş olarak nitelendirilen ve tüm gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü destekleyen düşünce ve çalışmaları sebebi ile mahkum edilmiştir. (bkz: convicted of heresy)

yazdığı bazı özel mektuplarda, düşünce ve inancının hiç değişmediğini söyler. tuskanya grand düşesine yazdığı, ve o dönemin filozoflarını aptalca bir körlükle bilimsel kanıtları ve deneyimleri hiçe sayarak hala incil`i otorite olarak görmeleri konusunda kıyasıya eleştiren galileo, şöyle devam etmektedir.

"tanrının bizi mantık, zeka ve duyularla donatıp daha sonra bunları kullanmamamızı ima ederek onlarla ulaşabileceğimiz bilgiyi (bkz: knowledge) bize başka anlamlarda ve yollarla* vermiş olmasına inanmak için herhangi bir zorunluluk göremiyorum. etrafta görünen herşeyin (bkz: madde) mantığı ve anlamını, insan aklına göstermek adına yapılan deneyler ve çalışmaları inkar etmemizi isteyeceğini sanmıyorum."

sir francis bacon (1561 - 1626)

bilimsel metodolojinin babası (bkz: founder) * bu amca bildiğiniz gibi. bacon, oldu olası, bilimsel ilerlemenin temelinde iyi organize edilmiş şekilde bilgi toplanması ve bu bilginin analiz edilmesi olduğunu söyler. datayı belli prosedürlerin sınırları içinde toplamak yetmez, değerlendirilmesi ve yorumlanması için de sistematik ve iyi organize edilmiş prosedürler gerekir.

bir anglikan olarak, francis bacon tanrının varlığına inanırdı. ilginç bir ironi olarak, bilimin, tanrının varlığından daha ikna edici açıklamalar yapabilecek kapasiteye gelmesi, yine sıkı bir hristyan olan bacon sayesinde olmuştur desek başımız ağrımaz. - burada bir parantez açtım gördüğünüz gibi. bilim tanrının olmadığını kanıtlamıştır diye bir saçmalığı ben gibi meczup bir agnostikten hiç duyamayacaksınız. ancak bu, bilimin ve bilimsel metodun, tanrı düşüncesinden daha ikna edici açıklamalar getiriyor olması gerçeğini (bkz: sübjektif) değiştirmez -

konuya dönelim. ateizm üzerine bir deneme yazısında bacon şöyle yazar efenim.

"tanrı, bir ateisti ikna etmek için mucize (bkz: miracle) getirmez. çünkü tanrının sıradan işleri zaten ikna edicidir. doğrudur efenim, az felsefe, insan aklının ateizme meyletmesine sebebiyet vermiştir. ancak bu felsefedeki derinlik, aynı zamanda insan aklının dinlere meyletmesi ile sonuçlanmıştırda. ilk anda bakıldığında, ikincisi biraz dağınık görünebilir insan aklı için. zaman zaman onda dinginlik bulur, çok ileri gitmez. ancak dikkatle baktığında, bu ikisi arasındaki ittifak, birbiri arasındaki bağlar, aklın, takdir-i ilahi ve tanrıya (bkz: providence and deity) doğru uçmasını elzem kılar"

ben çok severim frensis beykını. bilimsel metodoloji, o olmasaydı, bu denli ivme kazanamaz, binaenaleyh, bugünlere gelişimiz böylesine hızlı olamazdı belki de.

charles darwin (1809 - 1882)

genç çarls, arkadaşlarına yazdığı mektuplarda genelde tanrı ile ilgili düşüncelerinin çok git-gelli olduğunu itiraf etmiştir (bkz: faith fluctuations)

bir yandan kötülüklerle dolu dünyanın omnipotent bir tanrı tarafından bilinçli yaratılmış olmasının getirdiği mantıksal ve ahlaki zorluklar, diğer yandan kafasındaki mükemmel evren (bkz: grand design) sorunsalının tanrıyı evetliyor olması, ona illa ki bir etiket vereceksek agnostik dememiz gerekliliğini gösterir beyanatlar vermesine sebep olmuştur.

1873 senesinde arkadaşı hollandalı yazar nicolaas dirk doedes efendiye yazdığı mektupta, bu argümanların kafasını nasıl bulandırdığından, mükemmel evren ve insan bilincinin şans eseri ve bilinçsiz bir kuvvet (bkz: brute force) yaratılmış olmasını kabullenemediğinden, ancak ote yandan bunun ne kadar zavallı bir argüman olduğundan bahseder. finalde en güvenli uzlaşımı, bu konunun insan aklının çok ötesinde olduğu itirafıdır.

insan aklı yine de, ilk tetikleyicinin nereden geldiğini merak edecektir. bunun için yanıp tutuşacaktır.

insan, yapması gerekeni yapmaya devam etmelidir. devinim şarttır. hoş bir agnostizm söylemidir bu.

--- spoiler ---

the safest conclusion seems to be that the whole subject is beyond the scope of man's intellect; but man can do his duty."

--- spoiler ---

maria mitchell (1818 - 1889)

bu astronom ablayı tanımayanlarınız için, öncelikle; bu kadıncağız, amerikanın ilk kadın astronumu olup, amerikan sanat ve bilim akademisinin (bkz: american academy of arts and science) ilk kadın üyesidir de.

marya, protestan bir tarikata (bkz: quaker) üye bir ailenin kızıdır. yirmili yaşlarında, mehzebinin öğretilerini sorgulamaya başlar, sonunda tarikattan çıkarılır.

tamamen ateist olmaz, ancak, daha basit bir inanış tipi arayarak hayatını geçiren bir dindar olur sadece.

kiliseden, bilimin ne çok tehlikeli olduğunu anlatan bir vaize şahit olur ve bunun üzerine mitchell şöyle der.

"sürekli ilerleme kaydeden bilimsel araştırmalar, aslında tanrının çalışma yöntemlerini ortaya çıkarır"

marie curie (1867 - 1934) süpersonik insan!!!111

fizikçi biliminsanı marie, katolik bir ailede yetişti. sonrasında ise erken yaşlarda (bkz: teenager) agnostik olduğu söylenir. ablamız, aynı zamanda nobel ödülü alan ilk kadındır. ne marie, ne de kocası (bkz: pierre curie) hiçbir dine mensup olmamışlardır.

şöyle muazzam bir özdeyiş patlatmıştır : "bu hayatta, korkmak için hiçbirşey yok, herşey anlamak ve bilmek için. şimdi, daha fazla anlama (bilme) zamanı, böylece daha az korkacağız"

affınıza sığınarak, aforizmanın orjinal halini vermezsem olmaz.

--- spoiler ---

"nothing in life is to be feared, it is only to be understood. now is the time to understand more, so that we may fear less."

--- spoiler ---

albert einstein (1879 - 1955)

evet, o!

bu entryde muhtemelen mausunuzun rolırını fırrrt fırrrt diyerekten aşağı aşağı çekerek aradığınız isim. öyle dangalakça bir inanış var ki zira din-bilim tartışmalarında dönen, einstein üzerinden herkes taraftarı olduğu düşünceyi doğrulamaya çalışır hep (bkz: argumentatum ad verecundiam)

aynştayn söylemişse doğrudur çünkü dimi? "aynştayn ateistse, bu ateistleri doğrular. demekki tanrı yoktur" gibi bir çılgınlığı anlatmak istiyorum yani.

uzatmayayım.

seküler, yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi bu büyük insan. yetişkinlik dönemlerinde, kendisine dinsel bir etiket yapıştırlmaması için epeyi uğraş verdi. bireysel tanrı fikrini reddetti ama, fanatik bir ateistten de ayırdı kendini. kendisi, fanatik ateistleri, göksel melodileri duyamayan bireyler olarak tanımlar.

ölümünden bir sene önce, 1954 senesinde npr için kaleme aldığı bir makaleye bakalım.

"tecrübe edebileceğimiz en güzel şey -gizem- dir. yarattıklarını cezalandıran, ödüllendiren ve bizim deneyimlerimize müdahil olacak bir tanrı fikrini tahayyül edemiyorum. doğanın kendini dışavurumundaki mantığın en ufak olsa dahi bir parçasını ve hayatın sonsuzluğunun ve dünyanın varoluşundaki mükemmel inşanın gizemini değişmez bir kararlılıkla anlama çabasıdır bizimkisi. sadece bunun farkındalığı, beni tatmin ve memnun etmeye yetiyor.

kozmik dinselliğin temeli bu diyebilirim. bana öyle geliyor ki, sanat ve bilimin temel fonsiyonu, hedef kitlelerine bu farkındalık hissini uyandırmak ve onu sürekli canlı tutmaktır."

kendisi bizzat panteist olarak tanımlayamam kendimi dememiş olsa, şu yazılanlardan kendisinin gayette panteist olduğunu çıkarabilirdik.

rosalind franklin (1920 - 1958)

x-ray ışınlarının pratikteki kullanımına öncülük etmiş bu güzeller güzeli ablamız, londra`da yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. babasına yazdığı mektuplarda, açık bir şekilde, kadir-i mutlak bir yaratıcının varlığında şüphe ettiğini yazmıştır.

babası, kendisini, bilim`i yeni bir din yaptığını düşünmeye başlayınca, şunu kaleme almıştır.

"bence, iman için gerekli olan herşey, insanlığın ilerlemesi ve gelişmesi için elimizden gelenin en iyisini yapmamız ve başarıya yaklaşabileceğimiz kadar yaklaşmamıza olan inançtır ve bu tip bir inanç, ulaşmaya değer. herhangi birisinin inadığı tüm dinler, aslında bu amacı ima eder. ancak ben bunu değiştirerek, bu inancın sadece bu dünyada mümkün olabileceğini söylüyor, ancak başka bir dünyaya da taşınması için bir sebep göremiyorum.

ben, ilk hücrenin (bkz: protoplasm) ya da ilk maddenin (bkz: primeval matter) bir yaratıcı tarafından yaratılmış olması için bir sebep olduğuna inanmıyorum. olsa dahi, evrenin ufacık bir köşesinde böylesine ehemmiyetsiz bir tür olan insan için özel bir ilgi göstermiş olması ve ona bunları anlatmış olması için bir sebep göremiyorum."

carl sagan (1934 - 1996)

keşke babam olsaydı denen ünlüler diye gerzek bir başlık açılırsa, ya da zaten varsa, bu ismi benim için yazıversin birileri oraya. çogutanıyorum çünküsü. kendim yapamıcam*

kendisini ateist olarak hiç tanımlamadı carl. zira o, birgün bilimin, tanrının varlığı ile ilgili saygıdeğer kanıtlar bulabileceği ihtimaline açık idi. ancak, bunun ihtimalinin çok çok düşük olduğunu düşündüğünü de söylemekten çekinmedi. sagan, maneviyattan (bkz: spirutiality) dem vurdu sık sık.

maddesel dünyanın hükümdarlığında herşey olagelirken, herşey bir oluş içinde iken, insanın doğayı anlama yolculuğunda karşılaştıklarının onda korku ve merak ile karışık bir saygı ve huşu uyandırması (bkz: awe) durumunu maneviyat olarak tanımladı.

--- spoiler ---

"spirituality" as something that happens within the realm of material world, when humans encounter nature and are filled with awe.

--- spoiler ---

the demon-haunted world* kitabında sagan şunları söyler.

"bilim, sadece maneviyat ile uyumlu olmakla kalmaz, maneviyatın özüdür ve kaynağıdır da.

ışık yıllarıyla karşılaştırıldığında, bildiğimiz çağ/yıl/gün referansları ile anlatabildiğimiz yerlerimizi tanıyınca, hayatın karmaşıklığını, güzelliğini ve ondaki ince zekayı kavrayınca, havada öylece süzülen, yükseklerden uçan, mütevazılıkla ve coşku ile kombine edilmiş bu hissiyat, şüphesiz ki maneviyattır. (bkz: spirutiality)

stephen hawking

2014 senesinde ateist olduğunu açıklamıştır. yaşamdan sonra başka bir hayatın olması, cennet, cehennem gibi olguların kesinlikle bilim ile uyumlu olmadığını söyler. ispanyol gazete el mundoya verdiği röportaj malumunuzdur. şöyle der;

"bilimi anlamadan önce, tanrının evreni yarattığına inanmak çok doğaldı. ama şimdi bilim, çok daha tatmin edici ve ikna edici açıklamalar sunuyor"

venkatraman ramakrishnan

1952 senesinde hindistanın tamil nadu denen antik ve çok eski bir tarihi olan kasabasında doğdu. bu kasaba, hindu tanrıçası shiva için yapılmış muazzam tapınaklara ev sahipliği yapar. moleküler biyolog ve aynı zamanda fizikçi olan ramakrishnan beyefendi, 2009 senesinde ribozomlar üzerinde yaptığı çalışmalar ile kimya dalında nobel almıştır. hindular, daha çok astroloji saçmalıklarına yakınlığı ile bilinir.

gezegenlerin hareketinin dünyadaki insanlar üzerinde etkisi olduğunu gösteren bilimsel hiçbir dayanak yoktur der bu saygıdeğer biliminsanı. doğum tarihinin (bkz: horoscope) (bkz: falcılık) (bkz: burçlar), zamanın ilerleyen dönemlerinde insana etki etmesi için hiçbir sebep göremiyorum.

neil degrasse tyson

agnostiktir. agnostiğin tanımı gibidir çağdaş dönemde.

"sen, dostum... der, süpernovalarla patlayan yıldızlardan (bkz: detrius) ibaretsin sadece. bununla yaşa, ya da daha güzeli, kutla bunu!. çünkü bu, evrenle birlikte yaşamanın, evrenin senin içinde yaşıyor olduğunun, senin evrenin içinde yaşıyor olduğunun, o mükemmel içiçeliğin kanıtı ve güzelliği."

içine mevlana kaçmışçasına...

ezcümle; yukarıdaki bilim insanlarının derinlemesine ve ancak üstbeyinlerden çıkabilecek kertedeki düşünceleri haricindeki sıradan insanoğlunu erdal özyağcılar genel başlığı altında toplayacak olursak (bkz: hepimiz) durumun özeti, şu repliğin altında gizlidir.

kekeç salman : dünya tapularının hepsi kapılmıştır agam. bize bu dünyada yer kalmamıştır. o yüzden cennetten tapu almışık.

~züğürt ağa, 1985~

cennetten tapu almak için birbirini siken bir güruh olarak bizler, tanrının varlığı-yokluğu tartışmasına kendi kafamızın içinde dahi girmek için önünde çok uzun yolu olan, bilmediğimiz şeylerin çokluğu altında ezilen bilincimiz ve egomuz ile dünyayı hep daha iyi biryer haline getireceğimize inanırız.

bunu yaparken de, bazen ekşisözlükte birbirimize ana avrat küfrederiz.

yedit: suser arkadaş tatli cocuk züğürt ağa analojim ile ilgili der ki; o söz kekeç salman'a ait olmayabilir.

imdb kontrolüne göre celal perk'in canlandırdığı "remo"ya ait olabilir. ikinci ihtimal atilla yiğit'in canlandırdığı karakter olabilirmiş.

kendisine teşekkür ederim :)

devamını okuyayım »
08.02.2016 19:21