openmind

  • 39
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

nutuk

atanın 1919'da samsuna çıktığındaki vaziyet-i umumiyle başlayıp şeyh sait isyanı ve izmir suikastine kadarki dönemi anlatıp gençliğe hitabeyle sonladırdığı söylevidir. kazım karabekir, refet bele, ali fuat cebesoy, hüseyin rauf orbay gibi mili mücadele döneminin önemli isimleri sert bir şekilde -belki biraz fazla- eleştirilmektedir.

rauf orbay eleştirilerden en fazla payını alan kişidir. rauf orbayla görüş ayrılıkları erzurum kongerisi zamanıdan itibaren ufak tefek başlamış fakat açık şekilde kendisinin lozan görüşmeleri öncesinde ismet paşayı yanında yardımcı olarak götürmek istemesi üzerine atatürkün yardımcı olmaktan öte delege başkanı olarak ismet paşayı atamasıyla sertleşmiştir. ali fuat ve refet paşalarla olan ayrılık yunan savaşlarındaki askeri başarısızlıklarla olmuştur. kazım karabekir paşa bu isimler arasında en az eleştirilen olup cumhuriyetin ilanından sonra kendisinin rauf orbaydan yana taraf almasıyla ayrılık gerçekleşmiştir.

nutukta en güzel kısım kanımca atanın kararlılığını net bir şekilde gösterdiği şu kısımdır.
--- spoiler ---

önümüzdeki sıranın üstüne çıktım. yüksek sesle şu konuşmayı yaptım: "efendiler" dedim, "egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. egemenlik, saltanat, kuvvetle ve zorla alınır. osmanoğulları, zorla türk ulusunun egemenlik ve saltanatını el koymuşlardı. bu zorbalıklarını altı yüzyıl sürdürmüşlerdi. şimdi de türk ulusu bu saldırganların hadlerini bildirerek, egemenlik ve saltanatını, ayaklanarak, kendi eline gerçekten almış bulunuyor. bu bir oldubittidir. söz konusu olan, ulusa saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. sorun, zaten oldubitti haline gelmiş bir gerçeği ifadeden ibarettir. bu, kesinlikle olacaktır. burada toplananlar, meclis ve herkes sorunu doğal karşılarsa, fikrimce uygun olur. aksi takdirde, yine gerçek, yöntemine uygun olarak ifade olunacaktır. fakat, ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

işin bilimsel yönüne gelince, hoca efendilerin hiç merak ve endişelerine gerek yoktur. bu konuda bilimsel açıklamalar yapayım" dedim ve uzun uzadıya birtakım açıklamalarda bulundum. bunun üzerine ankara milletvekillerinden hoca mustafa efendi " bağışlayınız efendim" dedi, " biz konuyu başka bakış açısından ele alıyorduk; açıklamalarınızdan aydınlandık." sorun ortak komisyon tarafından çözülmüştü.
--- spoiler ---
buradaki konuşmayı saltanatın kaldırılması kararının alındığı 1 kasım 1922 günü komisyonun toplandığı odada yapmıştır. ata, saltanatı zaten kafasında çoktan kaldırmış ama bunu hâlâ anlamayanları "net" şekilde uyarmıştır.

bir diğer beğendiğim kısımda ise 2 aralık 1922 günü milletvekili seçilme kanunda değişiklik yapılmak koşulu ile kedisinin milletvekili seçilmesini engellemeye çalışanlara karşı, atanın mecliste yaptığı konuşmadır.

--- spoiler ---

14. maddede yazılı olan satırları gözden geçirecek olursanız , orada deniliyor ki 'büyük millet meclisine üye seçilebilmek için, türkiye'nin bugünkü sınırları içinde yerleşmiş olmak şarttır veya kendi seçim bölgesi içinde yerleşmiş olmak şarttır. ondan sonra göç ederek gelenlerden türk ve kürtler yerleşim tarihlerinden itibaren beş yıl geçmiş ise seçilebilirler.' ne yazık ki, doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. ikinci olarak, herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl oturmuş da değilim. doğum yerim, bugünkü sınırlar dışında kalmıştır. fakat, bu böyle ise, unda benim kesinlikle kasıt ve suçum yoktur. bunun sebebi, bütün ülkemizi, ulusumuzu bitirip yok etmek isteyen düşmanların, harekâtında başarılı olmalarına kısmen engel olunamamasıdır. eğer düşmanlar tamamen amaçlarına ulaşmış olsalardı, allah karusun, buraya imza atan efendilerin de doğduklar ve oturdukları yerler sınır dışında kalabilirdi.

bundan başka , bu maddenin istediği şarta sahip bulunmuyorsam, yani beş yıl devamlı olarak bir seçim bölgesinde oturmamışsam, o da bu vatana yaptığım hizmetler yüzündendir. eğer bu maddenin istediği şartı yerine getirmeye çalışsaydım, istanbul'u kazandırmaktan ibaret olan arıburnu ve anafartalar'daki savunmalarımı yapmamaklığım gerekirdi. eğer ben bir yerde beş yıl oturmaya mahkum olsaydım, bitlis ve muşu aldıktan sonra diyarbakır yönünde yayılan düşmanın karşısına çıkmamaklığım, bitlis ve muş'u kurtarmaktan ibaret olan vatani görevimi yapmamaklığım gerekirdi. bu efendilerin istedikleri koşulları yerine getirmek isteseydim, suriye'yi boşaltan orduların arta kalanlarından halep'te bir ordu kurarak düşmana karşı savunma yapmamaklığım ve bugün ulusal sınırlar dediğimiz sınırları fiili olarak çizmemekliğim gerekirdi.

sanıyorum ki, ondan sonraki çalışmalarım herkesçe binmektedir. hiçbir yerde beş yıl oturamayacak kadar çalışmış bulunuyorum. ben sanıyordum ki, bu hizmetlerimden dolayı ulusumun sevgisini ve saygısını kazandım. belki bütün islam dünyasının sevgi ve saygısını da kazandım. dolayısıyla, bu sevgi ve saygıya karşılık, vatandaşlık haklarından yoksun bırakılacağımı asla aklıma getirmezdim. tahmin ediyorum ve ediyorum ki, yabancı düşmanlar, bana suikast yaparak, beni ülke hizmetinden ayırmaya çalışacaklardır. fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getirmezdim ki, yüce meclis'te, iki üç kişi de olsa, aynı anlayışta kimseler bulunabilsin. dolayısıyla ben anlamak istiyorum. bu efendiler, gerçekten kendi seçim bölgeleri halkının ciddi olarak duygu ve düşüncelerinin tercümanı mıdırlar?

yine bu efendiler karşı söylüyorum; milletvekili olmaları bakımından doğal olarak kapsayıcı bir sıfatı taşıyorlar. dolayısıyla, ulus bu efendilerle aynı düşüncede midir?

efendiler, beni vatandaşlık haklarından yoksun bırakma yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir?! bu kürsüden, resmen, yüce heyetinize ve bu efendilerin seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve yanıt istiyorum!"
--- spoiler ---
burada ise ata, birkaç kendini bilmez "efendilerin" yapmaya çalıştığı düzenbazlığa karşı kendisinin hizmetlerini ve vatan sevgisini gayet açık ve vurucu şekilde anlatmıştır.

devamını okuyayım »