optimize

  • hırçın golcü (280)
  • 624
  • 7
  • 2
  • 0
  • 3 gün önce

23 ağustos 2015 thy rezaleti

kendileri sayesinde yaşadığım en stresli, en sıkıntılı uçak yolculuğunu geçirdim. benim gibi sabırlı, hakkını arama konusunda tamamen pısırık bir adamı bağırarak kavga edecek noktaya getirdiler. buraya yazmaktaki asıl amacım hem benim gibi bir durum başlarına geldiğinde insanların neler yaşayacaklarına dair bilgi sağlamak hem de zaten yerlerde olan thy şirket imajını biraz daha zedelemek. neyse uzatmayayım.

geçen hafta pazar günü, istanbul-londra öğlen uçağına binmek üzere atatürk dış hatlar’a gittim. her zaman online check-in yapardım ancak bu sefer bir sebepten telefonumdan bilet detaylarına ulaşamadım, hata aldım. neyse dedim, nasıl olsa 3 saat önce havalimanında olacağım, rahat rahat check-in yapıp valizimi teslim ederim.

yarım saatlik bir bekleyişten sonra kontuara geldim. londra’ya gideceğimi öğrenen görevlinin surat ifadesi değişti: “maalesef geç kalmışsınız, yerimiz kalmamış.” dedim; “herhalde şaka yapıyorsunuz. 13.15 uçağına 10.45’te check in yapıyorum ve yer mi kalmamış?” bir kontrol edeyim falan diyip gevelemeye başlıyor. ben biraz ısrar edince şu karşılığı alıyorum: “sizi stand-by olarak alıyım, bir şansınızı deneyin. kapıya gidin ve boarding’in bitmesini bekleyin, en son sizi alacaklardır.” “eğer binemezsem valizim gitmeyecek, kaybolmaz değil mi?” diyebildim sadece. “evet, zaten eğer binemezseniz valizinizi bloke edip, diğer uçağa aktarıyoruz.”

dedim ya sabırlı ve pısırık bir adamım, zaten hepsi bundan başıma geliyor. paşa paşa kabul edip elimdeki stand-by biniş kartıyla kapıya gittim. kapıda benimle beraber bekleyen dünya tatlısı fransız bir kadın da var. yanlış anlamadıysam kocası türk bir pilotmuş ve ekonomi biletine yer olması durumunda business’a yükseltilmesi için not düşülmüş, onu bekliyor. bizden sonra türkçe bilmeyen 2 kişi daha geldi, onlar da benimle aynı kaderi paylaşıyorlar. stresli 2 saat beklemeden sonra boarding başladı.

sıradaki herkesi uçağa aldılar, uçağın kalkış zamanı geldi. halen 35-40 kişi giriş yapmamış. ben biraz rahatladım, mutlaka yer kalacak diye. bir yandan da soruyoruz ne zaman bitecek boarding.
insanlar koşturarak yetişmeye çalışırken, maganda tipli ceketli bir türk geldi. o da stand-by olarak gelmiş ama business. sürekli bağırıp çağırıyor, caka satıyor. boarding bitti, içerde 4 adet no show yer kalmış. 1 tanesi business. bunu duyan fransız kadın ve mafya bozuntusu tip kavga etmeye başladılar. görevli ekrana baktı, bir yerleri aradı ve maganda adam hariç 3’ümüzü ekonomideki yerlere, fransız kadını da business’a yerleştirdi. check-in sıralaması böyleymiş. bunu duyan maganda delirdi. hiçbir kelime sarfetmememe rağmen bana bakıp bağıra bağıra ben elite plus’ım demeye başladı. sanki “haa o zaman buyur abi yerime, ver el valizini taşıyım” dememi bekliyor.

adam olay çıkarınca görevli kadın panik yaptı. merkezi bilmem nereyi arıyor sürekli. sonra bir yerden bilgi geldi güya, business olan magandayı öncelikli almaya karar verdi. magandadan bir önceki sırada check-in yapan da benim, beni çıkaracak listeden. bu noktaya kadar sabır içinde dinleyip bekleyen ben, en sonunda delirdim. bağırıp çağırmaya başladım ama nafile. bazı şeyler doğuştan yetenekler gerektiriyor. elimde çantam sap gibi kalakaldım. görevli kadın 211 no’lu kapıya gidip “denied” ofisini bulmamı, orada yardımcı olacaklarını söyledi.

bilenler bilir. ana giriş noktasındaki gazete dağıtan, dünyanın en mutsuz adamının arkasında thy danışması bulunur. ne kadar sinirli, mutsuz yolcu varsa burada birikir. ben de bu insanlarla beraber 1 saat kuyruk bekledikten sonra mevlana’nın 3.kuşaktan torunu sakinliğindeki görevli amcayla konuşabildim. bir önceki maceradan bişeyler öğrendim ya, hemen heyecanlı bir şekilde durmadan olayı anlatıyorum. sağolsun hiç kesmedi sözümü. 15 dakika dinledikten sonra, “anlıyorum sizi, denied ofisi 215 no’lu kapının yanında, orada yardımcı olacaklar.” bunu duyunca gözlerimi kapadım, içimde şimşekler çakmaya başladı. ve ağzımdan şu kelimeler çıktı: “peki o kapıdaki … bunu bilmiyor muydu da beni buraya gönderdi?” “bazen olabiliyor böyle şeyler…özür dileriz efenim…”

koşarak bir hınçla 215’teki ses izolasyonlu aptal odaya girdim. elimdeki pasaport ve diğer belgeleri fırlatıp ne yapacaklarsa yapıp bir sonraki uçağa biniş kartımı basmalarını, londra’da yaşayacağım sıkıntıları, dava edeceğimi, bir başka deyişle yok sayılan, hakkı yenilen her insanın yapabileceği tehditleri savurdum.gün içerisinde her zaman bu durumu yaşadıkları belli olan bu insanlar sakin bir şekilde bana para ödeneceğini, biniş kartının basılacağını ve valizin diğer uçağa transfer edileceğini söylediler.

içimde fırtınalar kopuyordu ama hırsımı bu insanlardan çıkarmamın yanlış olduğunu fark ettim. sonuçta kurumsal bir şekilde yürüyen bu overbooking yönetme sürecinin sadece bir parçasıydılar. yapacak bir şey olmadığını anlayınca belgeleri aldım ve saatler süren havalimanı bekleyişime başladım.

dedim, eşek değiller ya, bu kadar çektirdiler herhalde lounge’a alırlar. eşeklermiş, böyle bir uygulama yokmuş. ama fiş veriyorlar, burger’dan chicken menü yiyebiliyorsunuz, haklarını yememek lazım.

vakit geldi, uçağa bindim. binerken kapıyı kolaçan ettim. bu sefer en azından 10 tane kapıda bekleyen huzursuz insanı gördüm. acaba parasını ödedikleri uçağa binebilmek için nasıl bir savaşa girişmeleri gerekecekti?

neyse sonunda londra’ya geldim, valizimi bekliyorum ama nafile. ben ve benim gibi overbooking mağduru 4 kişinin valizi gelmedi. şaşırtıcı bir şekilde hiç şaşırmadım. gecenin bir yarısı bir yandan otele bir yandan araç kiralama şirketine ulaşmaya çalışıyor, bir yandan ingilizce bilmeyen mağdur teyzenin formunu doldurmasına yardımcı olmaya çalışıyordum. üstelik 4,5 saat araba kullanıp sabah ofiste çalışmaya başlamam gerekiyordu.

aradan 2 gün geçtikten sonra valizim geldi. içinde fotoğraf makinem ve ekstra lensim olmadan. bu süre zarfında bir-iki parça kıyafet, biraz da yaşamsal ihtiyacım için gerekli şeyleri satın almak zorunda kaldım. şimdi hem şirketim hem ben, zararımın karşılanması için takipteyiz. işin hukuki boyuta taşınması durumunda bunları silmeyi düşünüyorum.

sonuç olarak siz siz olun, online chek-in mutlaka yapın. değerli hiçbir eşyanızı valize koymayın. mümkünse valizi thy’ye emanet etmeyin. hatta mümkünse thy ile uçmayın. hatta ve hatta her yerde kötüleyin ki, kendilerini dünya devi zanneden bu büyük esnaf biraz olsun müşterisine kıymet vermeye başlar.

biraz uzun ve edebi anlamda kötü yazmış olabilirim, kusura bakmayın. yazarken yine sinirlendim.

edit: cep telefonumdan online check-in yapamamamın nedeni, ingiltere ve abd’de bazı sorulara check-in öncesi cevap vermek gerekmesiymiş. web’den check-in yapabilirmişim.

devamını okuyayım »