organsizbeden

  • 266
  • 3
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

post-truth

terimi türkçe'ye çevireyim derken içinden geçtiğim süreç, askerliği erteleyeyim derken ortaya doktora tezi çıkaranlarınkine benzedi. ama olsun, doğru çevirmek bu terime neden yakışır, aşağıda yazacağım.

post-truth basitçe hakikat sonrası anlamına mı geliyor? şahsım olarak, bu çeviriyi doğru bulmuyorum. çünkü ne oradaki post’un basit biçimiyle kronolojik bir “sonrası” anlamını taşıdığını, ne de truth’un günümüzde tam olarak hakikat anlamı taşıdığını söyleyebiliriz.

ikincisinden başlayalım. truth nedir? eski bir yüzyılda yaşasaydık bunu hakikat olarak nitelendirecektik. yalnız, 20. yy’dan sonra truth doğruluk anlamında kullanılsa daha iyi olur çünkü eskiden truth anlamını karşılayacak olan hakikat, şeylerin altında yatan bir hakikate gönderirken, bu ya kutsal, ya da metafizik bir anlam taşıyordu.

kutsaldı, çünkü dini hakikatin gücü günümüzdekinden oldukça fazlaydı ve hakikat dini bir kavram olarak, din de hakikatin meşru dile getirilme zemini olarak ele alınabiliyordu. diğer taraftan metafizikti. nedir'ine nasıl'ına girip konuyu dağıtmadan, tek cümleyle metafiziğin tecrübe ettiklerimiz değil, onların ardında yatan bir hakikate gönderdiğini söyleyelim. peki neden şu ingilizcedeki truth kelimesi ve özellikle post-truth kavramında kullanılan truth kelimesi, iki türlüsünden de hakikat anlamına gelmiyor? sebebi basit, “truth” taşımadığı iddia edilen tüm yargıların doğrulukları dini ve metafizik bir zeminde değerlendirilerek ele alınmıyor da ondan. bu özelliği taşımayan ifadeler genellememize imkân verecek ekseriyetle, yalan veya yanlış olarak nitelendiriliyorlar ve bu yalan-yanlış ifadeler, ampirik bir veriye dayandırılamadığı için yalan-yanlış olarak ifade ediliyorlar.

felsefi olarak truth’un neden, hangi çevrelerce ve nasıl artık hakikat anlamında kullanılmadığını bambaşka bir felsefi zeminde tartışırız. ama burada konumuz siyaset. o halde, truth’un türkçeye nasıl çevrilmesi gerektiğini hemen söyleyeyim: doğruluk. (bu arada felsefe tarafından da bir kesim, analitik felsefe yapan kesin bunun böyle tercüme edilmesi gerektiğini söyler ama o ayrı mesele, hemen açtığım parantezi kapatayım.) evet, doğruluk dedik, çünkü doğrulukta bir test edilebilirlik imkânı mevcut. siyasetin günümüzde tüm dünyada uygulandığı zemin, bir politik felsefe konusu olmaktan ziyade, ekonomi, istatistik ve reklamcılık alanlarının tuhaf bir karması olduğu için, tüm bu üç disiplin de felsefeden ziyade ancak modern bilimle iletişim kurabildiği için, modern bilim de eğer bir felsefeyle iletişim kuracaksa, ancak onun ifadelerini daha anlaşılır kılma rolünü üstlenen ve “truth”un doğruluk anlamını içselleştiren analitik felsefeyle iletişim kurabildiği için, hakikatten ziyade doğruluk diyelim şu “truth”a.

şimdi geçelim post terimine. post-expressionism vardır mesela, resim sanatındaki dışavurumculuğa bir tepki olarak onun ardından gelen bir akım. ya da, post-war derler ikinci dünya savaşından sonraki sürece. sadece savaştan sonra olduğu için değil, sıcak savaş paradigmasına karşı olduğu için. (her ne kadar soğuk olanın sıcaklığı epey el yaksa da…) bir de post-modern var. hakkında makalelerden, kitaplardan geçilmiyor. bunlar arasında çok değerli olanlar var. onlara göre, bu terim, kronolojik bir sonralığı işaret etmekle kalmıyor elbet. bu daha ziyade bir karşıtlık biçiminde gelişen sonralık. dolayısıyla, eğer içinden geçilen bir süreci ifade edecekse, bu karşıtlık arka planının farkında olarak “sonrası” diyebiliriz, tabi ancak “post”’un ön eki olduğu “truth”un, yani doğruluğun da bir süreci ifade ettiği ölçüde...

peki doğruluk gerçekten bir süreci mi ifade ediyor? enformasyon bombardımanına tutulabildiğimiz bu dönemden önceki dönem doğruluk dönemi miydi de, biz bu döneme doğruluk sonrası diyeceğiz? ne “post-war” ne de “post-expressionism” ne de “post-modernism” gibi bir şey bu. çünkü tüm bunlarda içinden geçilen bir süreç mevcut. ister politik arenada, ister resim alanında, ister felsefe alanında içinden geçilen, en azından geçildiği ifade edilen süreçler ve o süreçlere dair bir karşıtlığı ifade eden bu “post” terimini, bu sefer doğruluk teriminin önünde kullandığımızda neyi ifade etmiş olacağız?

o halde, truth’u doğruluk olarak çevirmeye karar versek de post teriminde sıkıştık, kaldık. isterseniz, ilk olarak bu terimin nereden çıktığına bir bakalım. ilk olarak steve tesich adındaki sırp bir yazar tarafından 1992’deki ulus (the nation) adlı haftalık politika dergisinde kullanılan bu terim, watergate skandalı, iran kontra skandalı vs. gibi bir dizi sansasyonel olayı hedef almıştı. burada tesich, “biz, insanlar, bilinçli olarak bir post-truth döneminde yaşamayı tercih ettik” ifadesini kullanıyordu. onun hedef aldığı tüm bu olayların ortak özelliği, deliller ve kanıtlarla açığa çıkarılan bazı gerçeklerin çok basit ifadelerle inkâr edilip yalan olarak nitelendirilmeleriydi.

bu skandalları apayrı bir bölümde belki ele alırız. ama şu post-truth kavramındaki “post”un izini sürmeye devam edelim. ne yani, politikacılar ilk defa mı yalan söylüyordu? buna inanmanın naifliğinin akılla bağdaşır herhangi bir tarafı olamaz. peki politikacılar ilk defa mı göz göre göre ortada duran gerçekleri yalanlayabilip bu yalandan meşruiyet kazanıyorlardı? tabi ki değil. peki, bu doğruluk karşıtlığı vurgusu nedir? bu dönemde doğrulukla, daha önceki dönemlerde hiç kurulmamış olan bambaşka bir ilişki mi var? artık evet cevabı verebileceğimiz bir soru bulduk sanırım. peki bu, doğrulukla kurulan ilişkide nasıl bir değişim var ki, bir döneme, içinden geçilen sürece doğrulukla ilişkisi üzerinden bir isim verilmiş ve bu isim 2016 oxford sözlüğünde yılın kelimesi olarak seçilebilmiş?

bu doğrultuda, doğrulukla eskiden veya “normalde” nasıl bir ilişki kurduğumuzu araştırarak başlamak iyi olur sanki. ben bunun cevabını bir meşruiyet ilişkisi olarak verirdim. doğruluk bir meşruiyet zemini, meşruiyet de, gerekçelendirmenin basit bir zihinsel plandan çıkıp, pratik alanda hukuki geçerliliğine verilen ad olabilir. bu doğrultuda, iş dönüp dolaşıp hukuk alanına bağlanıyor gibi duruyor. peki, hukuki bir çıkarım nasıl yapılır? ampirik bir zemini mi bulunur, yoksa normatif bir karakter mi taşır, bu apayrı bir soru. buralara girmenin bir âlemi yok. fakat, asgari bir mantıksal makul olma durumuna sahip olması gerektiği de aşikâr. peki makulden ne zaman sapılır? eğlenirken sapılabilir mesela. burada, sonrasını öncesinden ayırabilecek bir platoya ulaşmış olabiliriz, biraz dinlenelim.

medya ile eğlencenin günümüzde gitgide daha da örtüşmek zorunda kaldığını inkâr edemeyiz herhalde. ister rating kaygısı olsun, isterse insanları amigdalasından yakalama gereksinimi, her haber bir eğleme boyutunu içinde saklı tutuyor gibi değil mi? bu anlamda günümüz medyasında eğlence, bilinçli bir bir strateji olmayı bile geçmiş, aksi iddia bile edilemez bir paradigma hâline gelmiş duruyor. en “ciddili” programlarda bile, bir izleyiciyi eğleme kaygısı görmemek mümkün değil.

o halde post teriminin kronolojik bir sonralığı ifade etmesindeki saçmalık, yukarıda belirttiğim ve sayısını arttırabileceğimiz muhtelif sebeplerden ötürü gün gibi ortadayken, aynı zamanda bu terimin doğruluk dönemi ve doğruluk olmayan dönem olarak ikiye böldüğü eksen bir ayaklarını yerden kesme, baştan çıkarma, amigdalasını gıdıklama, kısaca eğleme gibi bir eksen iken, post kelimesine türkçede, temel aldığı şeyden daha uzak olan yer veya şey anlamında kullanılan öte kelimesini öneriyorum. çünkü bu iş ölüm kalım meselesi değildir belki ama; bir kriterden kopma meselesi, ayakları yerden kesilme meselesi, kalabalıkların içinde birbirinden gitgide uzaklaşma meselesi.

o halde çeviri önerim: doğruluk ötesi

devamını okuyayım »