orospuyum ulan

  • 247
  • 9
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

just kids

gözyaşı ılıklığında bir kitap. çok içten, derinden gelen sıcak bir üslup; durdurulamayan, su gibi akan bir anlatım... ve finaliyle okuyucunun kalbinde bıraktığı ince bir sızı. aşk hikayesi gibi başlayıp, bir tür rock'n roll üniversitesine dönüşen, okuyucusunu kendi seçen kitaplardan. (bazı kitaplar böyledir, siz onu seçtiğinizi zannederken o sizi çoktan seçmiştir. kafasındaki bandıyla poz veren 60'ların asi kızı patti ve havalı delikanlısı robert daha kitapçıya girer girmez beni ''kurbanları'' olarak seçmişti. dinlemem gereken bir hikaye vardı ve bunu patti bana fısıldayacaktı. sakın yanlış anlaşılmasın, ''ben seçilmiş kişilerdenim ve bu kitabı özel kişiler okur'' demek istemiyorum. sonuçta bir bestsellerdan bahsediyoruz. yüz binlerce seçilmiş olamaz takdir edersiniz ki. sadece bu kitapla aramdaki kuvvetli çekimi kastediyorum.. hayattaki açıklanamayan kuvvetli çekimlere her zaman inanmış biri olarak, arapça yazılar işli iki mor plakadan oluşan iran kolyesi ile başlayan iki gencin hikayesine bir şekilde çok ısınacağımdan, onlardan ilham alacağıma emin olduğumdan bahsediyorum.. özellikle siz de kariyerinizin başındaysanız, işinizi sevmiyorsanız ya da işiniz yoksa ve içinizde sanat aşkı varsa ilham verici ve baştan çıkarıcı bir kitap bu. gemileri yakmanıza, dönülmez kararlar almanıza neden olabilir...) patti smith & robert mapplethorpe. özgürlüklerinin bedelini uzun süre açlık ve sefaletle ödeyen iki genç. evlerinden, toplumdan, dayatmalardan kaçıp kendilerine nefes alacak bir yer bulmaya çalışan iki gözükara insan. sabahtan akşama kadar sevmedikleri, onları bunaltan bilumum işte çalışıp akşam eve gelip sanata tutunan iki yaratıcı ruh. onların bedenleri, ruhları, çizimleri en nihayetinde sanatları birbirine karışmış; birleşmiş, büyük bir toz bulutu oluşturmuş. ayrılıkları ise büyük patlamaları olmuş, iki ayrı sanat gezegeni yaratılmış böylece. birbirinden ayrı ama bir o kadar da yakın, aynı sistem içinde iki büyük sanat gezegeni...

kitabın başına gelirsek onların hep farklı olduklarını, sanatçı ruhlu olduklarını çok rahat görebiliriz: ''bir pastırma yazı günü en sevdiğimiz giysilerimizi üzerimize geçirdik; ben beatnik sandaletlerimi ve yıpranmış şalımı, robert ise boncuklu kolyesini ve koyun derisinden yeleğini... batı 4. sokak'a giden metroya bindik ve öğleden sonramızı washington meydanı'nda geçirdik. termostaki kahveyi paylaşıp dalga dalga gelen turistleri, kafası güzel tipleri ve folk şarkıcıları izledik. heyecanlı devrimciler, savaş karşıtı bildiriler dağıtıyordu. satranç oyuncularının başına kalabalıklar toplanmıştı. tartışmalardan, bongo seslerinden ve köpek havlamalarından oluşan sabit bir uğultu içinde, herkes birarada var olabiliyordu. tüm bu faaliyetlerin kalbinde yer alan çeşmeye doğru yürürken, yaşlıca bir çift önümüzde durup bizi alenen incelemeye başladı. robert ilgi çekmekten hoşlanıyordu heyecanla elimi sıktı. ''hadi fotoğraflarını çek,'' dedi kadın, hayretler içindeki kocasına. ''sanatçılar galiba'' ''hadi canım,'' dedi, adam, omuz silkerek. ''bunlar çoluk çocuk'' (syf. 45) doğrusu onlar daha çoluk çocuktu ama içinde bulundukları dünyaya isyan eden ve onu değiştireceklerine dair büyük umutlar besleyen çocuklardı. silah olarak da topu tüfeği değil sanatı, kültürü, konuşmayı, paylaşmayı ve akstivistliği seçmişlerdi. (maalesef önce 60'ların isyanı bastırıldı, sonra 70'lerin umudu söndürüldü. o döneme çok uzan olan bizler (-25), filmlerden kitaplardan biliyoruz bunları..) hayattaki bu duruşlarının yanısıra ve araya giren yıllar, şehirler ve bedenlere rağmen kopmayan büyülü bağ'ı yine en iyi patti smith anlatıyor: ''birimizi çingene diğerini soytarı, birimizi sessizliği yaratan, diğerini de o sesisizliği dikkate dinleyen olarak betimlemişti. hayatlarımızın gürültülü girdabı içinde bu rolleri birçok kez değişecektik.'' (syf. 52) ''kimse bizim gördüğümüzü görmüyor patti. robert böyle şeyler söylediği zamanlar, büyülü bir zaman aralığıyındaymışçasına, dünyada sadece ikimiz varmış gibi hissediyordum.'' (syf. 103)

--- spoiler ---

kitapta geçen öyle unutulmayacak olaylar, isimler ve mekanlar var ki.. işte patti'den insanın rüyadaymış hissine kapılmasına neden olan bir ortam tasviri: "solumda masada janis joplin grubuyla birlikte takılıyordu. sağımda grace slick ve jefferson airplane ile country joe and the fish elemanları vardı. kapıya bakan son masada jimi hendrix oturuyordu." peki ya 23. sokak, coney island, brooklyn patti'nin jimi hendrix'le yaptığı merdiven sohbeti, ev sahibi domuzadam, chelsea otel, janis joplin'le chelsea otel'deki hüzünlü konuşma, `max's', fabrika (andy warhol'un atölyesi), robert'ın kuru kafalı boncuklu kolyeleri, patti'nin jim morrison'ının mezarını ziyaret edişi, tim hardin, bob dylan, tim buckley, the doors, rolling stones, blue öyster cult şarkıları, patti smith şarkılarının yaratım süreçleri, robert'ın çalışma masası.. robert'ın kendini arayışında patti'nin takındığı cesur, anlayışlı tavır.. robert'ın eşcinselliği ile barışmasında ve sanatında homoerotik ögelere özgürce yer vermesinde patti'nin desteği... ve 1989 yılında robert'ın hamisi/sevgilisi sam wagstaff gibi aids'ten ölümünün ardından patti'nin ''neden ölüleri diriltecek bir şeyler yazamıyorum?'' şeklindeki derin hüznü ve isyanı.. hepsi uzun süre hafızamdan silinmeyecek. biz ne kadar yazarsak yazalım, ne kadar mürekkep dökersek dökelim bu ''onların'' hikayesi ve hiçkimse onlar kadar güzel anlatamayacak bunu: ''robert hakkında, bizim hakkımızda yazabileceğim daha pek çok hikaye var. ancak anlattığım hikaye bu. anlatmamı istediği hikaye bu. sözümü tuttum. dünyanın kara ormanına dalan hansel ve gretel gibiydik. asla hayal edemeyeceğimiz cazibelerin, cadıların ve iblislerin yanı sıra ancak bir kısmını hayal ettiğimiz ihtişamlarla karşılaştık.bu iki genç adına ne kimse konuşabilir, ne de birlikte geçirdikleri günler ve geceler hakkında doğruyu söyleyebilir. bunu sadece robert ile ben anlatabiliriz. onun deyişiyle bu bizim hikayemiz. ve o gittiği için, bunu size anlatma görevini bana bıraktı.'' (syf. 288) tüm bunların dışında, patti smith'in -19 yaşın verdiği cehaletle- hamile kalıp bebeğini daha iyi bir geleceğe sahip olması için evlatlık vermesini anlıyabiliyorum. ancak bir daha ondan hiç bahsetmemesi, ünlü olduktan sonra onu aramaya çalışmaması bana tuhaf geldi.. tabii ki o olay bu kitabın konusu değil ama insanın zihnindeki bazı soru işaretleri silinmiyor. bu kadar duyarlı bir kadının çocuğunu umursamayacağını düşünmüyorum. onun içindeki en büyük yaralardan biri de evlatlık verdiği çocuğudur sanırım.. bu kadar gevezelikten sonra sizlere robert için yazılan şarkı ile veda etmek isterim:

--- spoiler ---

little emerald bird wants to fly away if i cup my hand could i make him stay? little emerald soul little emerald eye little emerald soul must you say goodbye? (küçük zümrüt kuş uçup gitmek ister. eğer avucumu kaparsam, kalmasını sağlayabilir miyim? küçük zümrüt ruh, küçük zümrüt göz. küçük zümrüt kuş, veda etmek zorunda mıyız?)

devamını okuyayım »
12.01.2017 00:38