oteki pluton

  • 1155
  • 20
  • 7
  • 0
  • 3 gün önce

ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar

şarkıların insan ruhundaki değişimine, bazen de zamanı durdurup farklı alemlere götürdüğünü son 1 yılda sıkça yaşamış durumdayım. duyulan her söz yalnız o anı değerli kılmıyor; planlanan her yılı, o yıllardaki her güzel detayı tekrar ve en coşkulu bir şekilde yeniden önünüze seriyor. her müzik aleti bir anda etrafınızı sarıyor ve notalar, melodiler renkli bir duvar örüyor etrafınıza. hangi köşeye dokunsanız yeni bir sahne çıkıyor karşınıza ve bu sahnelerde bazen el ele sıcak bir havada göl kenarında yürürken görüyorsunuz kendinizi, bazen de batan güneşin yarattığı o kızıl anın her detayını sevgilinin gözlerinde hissediyorsunuz; yumuşak tenine dökülen her güneş ışığına ve yanaklarından süzülen her detaya, pembenin en sevgi dolu tonuna şahit olunca yeniden ve sonsuza kadar sürecek bir huzurla baş başa kalıyorsunuz. bazen de sırtınızı yasladığınız ağaçtan bir yaprak düşüyor kucağınıza ve en olgun meyvesini bu aşka sunar gibi diz çöküyor önünüzde doğa. başınızı omzuna koyunca yeniden çalıyor o şarkı ve yeniden hissettiriyor her dokunuşu size hayatın yaşanabilinirliğini.
aslında tek bir şarkı da yetmiyor, bambaşka melodiler hayatınızın bu en değerli anını hiç yorulmadan karşınıza çıkarıyor. ince bir saz eşliğinde, kuş cıvıltısı dahi sonsuz güç veriyor kollarınıza.
insan her fırsatta sevdiğini düşünüyor sanırım.
mutluluğun sözlük manasını anlamak zaten onun avuçlarındaki çizgilerin dahi muntazam bir şekilde dizildiğini görmekle başlıyor. sıkılınca yanınınızda olması için gözler onu ararken, öfke anında tek bir sözü mum gibi eritiyor insanı karşısında. bir bakışı ile gönül penceresi daha farklı açılıyor insanın içinde; gözlerinden ve dudaklarından akan sevgi dolu bir rüzgar ferahlatıyor her yeri. ahşap bir pencerenin dibinde mavi denizin ufuklarındaki hayallerle kayboluyorsunuz ve bir an için tek bir dokunuşla hayalinizin yanınızda, bir adım ötede, olduğunu fark ediyorsunuz. insan anlamıyor bazen; rüyanın ve hayalin, gerçeğin ve zahirin kaybolduğu tek bir anı kavrayabilmek çok zor.
yanaklarına dokunduğunuzda zamanın bir rüzgar gibi akıp gittiği anı yaşıyorsunuz her defasında. bilmiyorum, yaşamın ne kadar tuhaf ve hızlı olduğunu böyle anlarda fark ediyor insan.

peki bir şarkı insanın ruhunu nasıl besleyebilir? özellikle her saniyesini sevdiği insanı düşünmekle geçirdiği günlerde. evden adım atıp az öteye gidemezken kalbinin adını sayıklayadığı kişi şehirler ötesi bir uzaklıktayken ne yapmalı insan? ilk kez onunla dinlediği şarkıyı yeniden açmak bir ödül müdür ruhuna yoksa acı bir ceza mıdır? albümünde her bir detayını ezberlemiş olduğu fotoğraflara yeniden bakmak, yeniden özlemek, o anları yeniden yaşamak, yeniden aynı kalp çarpıntısını yaşamak, yeniden aynı ritimle nefes almak, yeniden gülümsemek ve yeniden sonsuz hayallere dalmak.
zamanın nasıl geçtiğini anlamaya çalışırken "normal" denen günlere yoğun özlemler duymak ve tekrar kavuşmanın açlığını büyük bir iştahla beklemek ne olmalı? ne hissettirmeli? gerçek mi bu dünya yoksa her şey sanal bir imaj mıydı? nasıl başladı her şey?
bilmiyorum açıkçası.
bilmek neyi kanıtlar sanki insana; ince bir melodi doldururken odayı ve gözleriniz sevgilinizin güzel yanaklarını tekrar süzerken hem ona aşık olursunuz bir kez daha, hem de şarkının yarattığı alemin sahipleri olursunuz. belki de şarkıları anlamlı kılan da bu anı beraber yaşamaktır ve belki de en azından onunla beraber yaşayacak olmayı bilmektir.
bir eylül güneşinde onun gözlerindeki ışıltıyı hissetmek ve yanaklarının pembeliğinde omzunda huzurun kokusunu içe çekmektir. ilk dinleyişte bir şarkı onu neden sevdiğinizi yeniden serer önünüze ve siz onun beline sarılırken dudaklarından aşkı öğrenirsiniz.
"ah ne güzel" dersiniz,
"ne kadar güzel; bir güvercin gibi, hem de ne kadar şirin."

devamını okuyayım »