otopsicocugu

  • 1888
  • 4
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

hatırladıkça iç burkan garibanlık anıları

sene 1996. orta 2. sınıftayım. teknoloji ile aram pek yok. hala da olduğunu söyleyemem. yenilikleri çok gerilerden takip etmeyi sevenlerdenim. zaten teknolojiyi takip edebilmek ile ekonomi arasındaki ilişkiyi o zamanlar hissedebiliyordum. zengin çocuklarının evinde nintendo oluyordu. pilin şarj edilebildiğini ilk kez nintedo'su olan bir arkadaşımın evine gittiğimde öğrenmiştim.

işte bu senelerde ingilizce öğrenmeye çalışıyorduk. anadolu lisesinde okuyorsak farkımızı ingilizce ile göstermeliymişiz. tüm hocalar bununla beynimizi yıkıyordu. acun'dan kötü olmamakla birlikte iyi kötü turistler ile kaynaşabiliyorduk bursa'ya gittiğimizde. babam da bizimle gurur duyardı. duyan da turistle felsefe patlatıyoruz, dünya meselesi konuşuyoruz sanacak. nereli olduğunu anlayabiliyorsak ne ala..

işte bu ingilizce olayı hocalara dert olmuş ya, hepimizin mektup arkadaşı olmalıymış yabancı memleketlerden. o yabancı memleketindeki gençlerle yazışacakmışız. hem dünya görüşümüz genişleyecek hem de ingilizcemiz uçup kaçacakmış..

o zamanlar mektup arkadaşı edinmek için bir şirket vardı; international youth service . bizler de bu şirkete arkadaş başına bi' kaç dolar verip dünyanın 4 bir yanından arkadaşlar edindik. (anımsatma)

ilk mektup arkadaşım southampton'dan bi' velet olmuştu. ardından osaka'dan bir japon hatun. sonra, amerika, sonra avustralya. bana her hafta 1 mektup geliyor. gelen mektupları babam neredeyse çerçeveletip evin en güzel yerlerine asacak.

bu zamanlardayken, bir gün abim eve geldi. adam acayip heyecanlı. anlatacak ama nereden başlayacağını bilemiyor.

- olm biz çet yaptık internet kafede.

hayatıma 2 kelime girdi o an.

1 - çet
2 - internet

- abi çet ne internet ne?
- olm internet diye bir şey var. bu babamların bankadaki gibi bilgisayarlar var. onların klavyesinden bişi yazıyorsun, 3-5 saniye sonra karşındakiler sana cevap yazıyor. (tarif bu)

benim için bilgisayar sadece memurların ve fbi ajanlarının kullandığı bir makina. internet ise kafamda canlanamamıştı. ben buradan yazacağım da amerika'daki hatun da bana cevap yazacak ve bunlar bilgisayar ekranında 3-5 saniyede gerçekleşecek. lan biz o işi mektupla yapıyoruz ve evin kahramanıyız. olmaz öyle şey. olamaz.. saatinin 10 atari jetonu parası olduğunu öğrensem de topuklarımı kıçıma vura vura gidiyorum ben de çet alemine.

kafe ağzına kadar dolu. sıraya isim yazdırmam gerekiyormuş. yazdırdım ben de ismimi. ismimi yazdırdıktan sonra hemen olayı görmek için bi' tanıdığın yanına oturdum. adam selam bile vermedi. 10'ar saniyelik aralıklarla ekranın sağında sonu _f ile biten yazıların üstüne tıklayıp "hi, asl? yazıyor. sonra o yazı yazdığı şeyler "19 f lebanon, u?" gibi şeyler yazıyor. "asl ne lan" diyorum. cehaletimi vuruyor hemen yüzüme. "age, sex, land soruyorum, gel otur sana da öğreteyim" diye çıkışıyor.. daha da sokuluyorum bilgisayara. ben olayın nasıl olabileceğine inanamazken bir yandan da çaktırmadan ortamı anlamaya çalışıyorum.

internet kafe sahibi adımı ve masa numaramı bağırıyor. saati biten eleman yapışmış sandalyeye, kalmak istemiyor. sonra kafenin sahibi gelip kaldırdı, senin paran bitti falan diyerek. sonra bana dönüp "çet mi yapçan?" diye sordu. evet dedim çet yapçam. mirc yazan simgeye basıp ardından ekranın sol üstünde şimşek işaretine basıp yanımdan ayrıldı. ayrılmasıyla beraber yanıma kafedeki diğer çocuklar üşüştü. "abi şuna yaz, abi buna yaz" çığlıkları. bir ismin kırmızı yanması sanki tutulan takımın derbi maçında son dakika golü atması sevinci. goller arka arkaya geliyor benden. ama gol sevincimiz çok uzun sürmüyor. o sol üstteki şimşek işareti bir ayrılıyor, bir birleşiyor. 1 saat boyunca "hi, asl pls" yazıp klavyedeki en büyük tuşa basıyorum. 4. satıra ulaşabilmiş bir pencerede karşıdaki hatun "brb" yazmıştı. arkamdakiler omzuma vuruyor "abi ayarladın filipinliyi" diye.. "brb" de neymiş mnagoim diyorum, çocuklar da "iyi bişi abi merak etme" diye gaz veriyor.

derken başka bir çocuğun adı ve benim masa numaram. içimi garip bir hüzün kaplıyor. benim saatim dolmuş. kafeden çıkıp doğru eve koşuyorum. internete girdiğimi yazıyorum bütün mektup arkadaşlarıma. bir sonraki mektubuma kadar mail adresim bile olmuştu.

artık mektup gelmiyordu, e-mail adresimin inbox'ında 1 yazıyordu hatta bazen 2
bende bir sevinç, bir heyecan..
ama artık babam benimle gurur duymuyordu, artık mektup gelmiyordu..

devamını okuyayım »