pablo andres

  • 104
  • 5
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

21 mart 2018 doğan medya grubunun satılması

tehlike, tehlike olmaktan çıktı ve ete kemiğe bürünüp gerçekliğe dönüştü.

mesele o aydın doğan isimli sinsi adamın veya ahmet hakan denen riyakâr, utanmaz herifin meselesi değil, olay bambaşka.

aydın doğan ve doğan medya grubu ile iktidarın arası hep kötü oldu. birbirlerine en yakın oldukları dönemde bile iktidarın asla unutmadığı bir şeyler vardı. mesela 28 şubat'ta doğan medya'nın tutumu gibi. çıkar ilişkileri nedeniyle hükümet doğan medya grubuna hep tahammül etti ancak kin, hınç ve nefreti asla bitmedi akp'nin.

doğan medya yıllardan beri iktidarın öfkesini üzerine çekmemek adına her şeyi yaptı fakat asla tamamen yandaş değildi doğan medya. düşünün yıllarca emin çölaşan, bekir coşkun ve yılmaz özdil gibi isimler bu grubun gazetelerinde yazdı. şu an cezaevinde olan enis berberoğlu hürriyet gazetesi'nin eski genel yayın yönetmenlerindendi. radikal gazetesi gibi liberal ve sol renklere açık bir gazete yıllarca doğan medya tarafından çıkarıldı. sesleri çok çıkmasa da hâlâ pek çok muhalif isim doğan medya grubunda. mesela radikal gazetesi'nde parlayan ve radikal kapatılınca hürriyet'te çalışmaya devam eden ismail saymaz gibi.

mehmet ali yalçındağ ve arzuhan doğan yalçındağgibi isimlerin doğan medya grubunda yayınlara müdahale edebilecek önemli konumlara gelmesiyle islamcı hükümetin talepleri karşılık bulmaya başladı. ama artık denge politikası veya arada sırada olsa da çıkabilecek cılız muhalif seslere değil, gür ve kesintisiz bir akp propagandasına ihtiyaç olduğu çok açık.

16 yıl sonra peki neden bugün el değiştiriyor doğan medya? çünkü 2019 başkanlık seçimi islamcı hükümet için hayati önemde bir seçim. diğerlerine hiç benzemiyor, ya hep ya hiç gibi bir şey. en ufak bir hata, ufacık bir bir boşluk dahi istemiyorlar. doğan medya'nın demirören'e yani akp hükümeti'ne resmen geçişiyle tek seslilik daimî kılınacak.

kısacası, doğan medya grubunun, demirören'e geçmesiyle doğan medya grubu akp genel merkezi'ne bağlanmıştır.

medyamızı yöneten grupları ve siyasî çizgilerini şöyle bir anımsayalım:

demirören
ciner
doğuş
çalık

peki ya sosyal medya?

2013 yılından sonra sosyal medyada akp destekçisi (ama sadece kendi fikirlerini paylaşmayan bütün muhaliflere ana avrat sövüp onları terörist ilan eden, fikirlerini beğenmediğini "egm"ye şikayet eden, çok takipçili muhalif hesapların her paylaşımının ardından yüzlerce, binlerce gönderiyle ardı ardına küfürler yağdıran organize islamcı kötülük çetesi) troll takımı her yeri sardı.

sosyal medya artık muhalefetin rahatlıkla paylaşım yapabildiği bir yer değil. youtube, netflix, puhu bile artık rtük denetiminde. eskiden kafalarını bozarsan şalteri indirip sosyal medyayı kapatıyorlardı şimdi artık yurtdışıysa hesabı kapatıyorlar zaten buradaysan istedikleri an evini basıp seni tutukluyorlar.

bu memlekette muhalif içerikte twitter'da bir twit atarken, facebook'ta bir gönderi paylaşırken, sözlükte bir entri yazarken tutuklanmaktan korkan milyonlar...

başta kemal kılıçdaroğlu olmak üzere chp yönetiminin ise tek bir derdi var: koltuğunu korumak.

türkiye'deki siyasî rejimin temel nitelikleri:

ohal, tutukluluk (esaret), gözaltı, işkence, baskı, tehdit, sansür...................................................................................................................................................................................................................................................................................................................

(bkz: erdoğan'ın 2019 başkanlık seçimini kaybetmesi/@pablo andres)

(bkz: 2019 başkanlık seçimi/@pablo andres)

çok çok uzatıyoruz hep, aslında sorulacak tek bir soru var:

bu memlekette adil ve eşit koşullarda bir başkanlık seçimi yapılabilir mi??

not:

bir şeyler daha ekleme ihtiyacı duyuyorum. bu ülkede yaşayan sıradan biri olarak yapabileceğim yalnız bu. aslında bu bile riskli çünkü bu ülkede artık en büyük suç, kolayca terörist ilan edilmenize yetecek en büyük suç "onların kafasına uymayan" sözler etmek. geldiğimiz yer burası işte.

sosyal medyada sesiniz çok çıkarsa cezaevi, sokağa çıkarsanız en iyi ihtimalle gözaltı sonrası cezaevi veya çıkan yasalarla bir "makbul vatandaş" kurşunuyla mezarlık.

kendi gerçeğimizle iktidar sağolsun bizi daha çok yüzleştiriyor yoksa bir çoğumuzun anlayacağı yok.

türkiye bir tek parti tarafından totaliter rejimle yönetilen bir diktatörlük.

böyle bir ülkede seçim nasıl yapılır? sandığa giren, biliyoruz ki, çıkanla aynı değil. bir seçim kazanma şansınız yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok, yok................

gidip oy verdiğimizde yalnızca ve yalnızca seçimlere meşruiyet kazandırıyoruz. şu durumda, muhalefetin 2019 seçimlerinde oy kullanması yalnızca islamcıların iktidarına meşruiyet kazandırır.

anamuhalefetin öncülüğünde boykot dışında hiçbir mantıklı seçenek yok çünkü bir seçenek kalmadı. yol bitti. ama tekrar ediyorum anamuhalefetin öncülüğünde, bireysel veya küçük parti ve sendikaların öncülüğünde değil.

güncel siyaset, seçimler, kılıçdaroğlu'nun erdoğan hakkında atıp tuttuğu salı konuşmaları tamamen bir tiyatro.

"tehlikenin farkında mısınız?"

tehlike, tehlike olmaktan çıktı ve ete kemiğe bürünüp gerçekliğe dönüştü.

devamını okuyayım »
21.03.2018 19:24