panic13

  • 1023
  • 15
  • 5
  • 0
  • dün

basur

askerdeyken yakaladı meret. yıllar sonra ameliyatla kurtulacağım bu basur illetin ilk işaretlerini 2004-05 gibi almıştım ama her türk erkeği gibi sallamamış ve ertelemiştim. askere gittiğimde öyle bir hal aldı ki, değil oturmak ayakta bile duramıyordum. taşak oğlanı olmamak için 3-4 gün idare etmeye çalışsam da uykusuz gecen bir gece ardından komutanın karsısına dikildim, tekmilimin ardından "hemoroit ataklarımın azdığını" emir komuta nezaketi içinde ilettim. taşak geçeceğini düşündüğüm karakol komutanı astsubay son derece babacan bir şekilde ihmal etmemem gerektiğimi söyleyerek hemen çarşı iznini yazdi, bir gün sonra soluğu kuşadası devlet hastanesinde aldım. acım artık dayanılmaz bir hal almıştı ama doktora gideceğim için içim ferahtı. hastaneye gittiğimde biraz kalabalıktı, yarım saat kadar bekledim, sonra adım yandı, içeri girdim. içeride kadın bir asistan vardı, doktor totom ona doğru olacak halde bana dizlerim üzerinde durma vaziyeti al dedi. hocam falan demeye kalmadan domalık vaziyette durma vaziyeti aldım. arkada totoma bakan asistan hatun ve doktor, önde ben duruyoruz. 10 saniye kadar baktı ve "ameliyat ama asker olduğun için burada yapamayız, izmir’deki askeri hastaneye sevk ediyorum" dedi, yolladı. ben tırıs tırıs bölük karakoluna döndüm, orada bölük komutanının imzası lazım izmir’e gitmek için, onu bekliyorum. uzun dönem askerlerle konuşuyoruz. dedelerden birisi şunu söyledi "çavuş, senden önce bir poşet vardı burada. o da basurdan izmir’e gitti, teskereye 50 gün kala ameliyat oldu evine döndü". ve aklımda bir an için "what a wonderfull wooooorld".

bir gün sonra izmir'e yollandım. saat 11:50 gibi hastaneye vardım, 12:00'de öğle arasına girilecek. önümde 5 kadar asker var, bir tanesi yamuk duruyor ve inliyor. tabib binbaşı sırayla alıyor içiriye, 30 saniye ya bakıyor ya bakmıyor; "bu yüzden mi geldin!" deyip azarlayıp gerisn geri odadan kovuyor. doğal olarak benim ameliyat umutlarım hızla azalıyor. benden önce o yamuk duran ve inleyen er içeri giriyor, röntgen çektirmiş. doktor röntgen'e bakıyor; "evet apandisit kötü durumda ama daha patlamamış, paylayınca gel" diye bunu da yolluyor. çocuk bir iki söz söyleyecek oluyor ama komutan bunu kovuyor. benim ameliyat umutlarım orada sönüyor. seyahatimin turizm dışında bir amacı kalmıyor.

saat tam 12:00, benden sonra kimse yok. ben de doktorun tavırlarından dolayı gitsem mi gitmesem mi diye dşünürken "gel sana da bakalım çavuş" diye gülerek beni içeri alıyor. esas duruşta tekmili veriyorum. şikayetin ne? diye soruyor. hemoroit diyorum. hiç beklemediğim bir şekilde şiddetini falan soruyor, olduğu gibi anlatıyorum. o zaman sen 13:30'da gel, bir daha bakalım ona göre karar verelim diyor. ben hayatımda verdiğim en coşkulu tekmili veriyorum ve odadan çıkıyorum. evet... askerliği kafamda bitiriyorum artık. 13:30'da ne yapıp edip ameliyat kararını alıcam diyorum. aklıma nedense çok ama çok acılı bir adana yeme fikri geliyor. gördüğüm ilk kebapçıya girip 1,5 porsiyon acılı adana ile acılı şalgam gömüyorum. hem zihnen hem bedenem en büyük sınavıma hazırlanıyorum. saat 13:25 gibi kapıya dikiliyorum. benden başka kimse yok zaten. hocam geliyor beni içeri alıyor. "pantolonunu indir ve dizlerinin üzerine çök" diyor. keyifle yapıyorum. totomu inceliyor "evet, dışarı da çıkmış diyor" ve eldivenlerini takıyor. anlıyorum ki elle muayene edecek. ben dokunduğu anda allah ne verdiyse bağırmaya karar veriyorum ama o muayenedeki en stratejik hatamı yapıyorum. doktor daha dokunmadan mikrosaniyeler evvel öküz gibi anırmaya başlıyorum. doktor gülerek "daha dokunmadık bile diyor" ve kurcalamaya başlıyor, bu sefer gerçekten bağırıyorum ama artık bir önemi yok. doktor yine de ikna oluyor ve muayeneyi bitiriyor. "sen kısa dönemsin değil mi?" diye soruyor. acılar içinde saf saf pantulumu toplarken "evet" diyorum. "sizin 60 70 gün falan kaldı di mi terhise?" diye soruyor. ben de "evet komutanım" diye cevap veriyorum. ve son hançeri göğsüme saplıyor "evet, ameliyata ihtiyaç var ama terhis olduktan sonra olursun. burada uğraşma" diyor. ben "ama komtanım" demeye kalmadan beni bir el hareketi ile siktir ederken elime receteyi veriyor. tahmin ettiğim gibi pomat ve fitil yazmış. büyük bir hayal kırıklığı ile gerisin geriye karakolumun yolunu tutuyorum.

burada bitiyor mu? bitmiyor. o öğlen keriz gibi yediğim acılı adana ve acılı şalgamın hatırasını iki gün boyunca gözümde yaşlarla hatırlıyorum. şu an hafifçe tebessüm ettirse de o günlerde pek komik gelmiyor.

devamını okuyayım »