patlak fermuar

  • 7280
  • 64
  • 3
  • 0
  • 3 gün önce

hatırladıkça iç burkan garibanlık anıları

yıl 1999 mevsimlerden şubat diye hatırlıyorum. tarabya üstünde oturuyoruz ana oğul. havalar soğuk havalar ayaz.

annem işe ben okula rutin bir hayat var. bir akşam annem beni dedemlere götürdü bugün orda dur akşama gelip seni alıcam diye. meğer üvey babam olacak hırtoyla tanışmaya gidiyormuş.

neyse iki gün geçti akşam eve geldim evde bir adam. bir kibar ki sanırsın versay sarayının kahyası. bir iyilikler, benimle sohbete girmeye çalışmalar. sanki kim milyoner olmak ister koltuğunun bir ucunda o bir ucunda ben birimiz yarışmacı birimiz kenan. aldı o akşam gs maçına götürdü dönüşte gs eşofmanı anneme bana falan.

senin baban olmak istiyorum bana baba der misin diyor adam. ne diyeyim lan bu hıyara ne babası amk ben kendi babama bile baba diyemeyen adamım sen kimsin ki?

yazının vurucu kısmına başlamadan önce bir şey demem lazım size, çocuklarınızı bir hiç uğruna harcamayın hayat öyle de böyle de zor yavrularınızın hayatını zindana çevirmeyin. boşandınız olabilir hayat bu tek başına büyütün çocuklarınızı. onlara acı çektirmeye hakkınız yok.

neyse hayat bana güzel amına goyayım yaş 13 kışın it gibi titrek ayazlarında gece giriyorum eve günün kör karanlığında köşe başı yapılan sohbetler kızlı erkekli. seviyorum mahallemi takım ruhu gibi, bir hareketimiz.

fakirsek hepimiz fakiriz yokluğu da sevinci de bir hepimizin ne bir eksik ne bir fazla.

bir gün komşuya gittik annemle hiç unutmuyorum, üstü çikolata kaplı kek. şimdi bir liraya satılıyor işte misafir geldiğine yanına koyuyon çayın. arkadaş ben öyle güzel kek yemedim lan her yeri çikolata kaplı belli ki zengin işi bizim buralardan değil bu. eve gittim aklım kekte kaldı anne dedim böyle böyle yaparım oğluşuma dedi izinli gününde bildiğin tepsi keki yaptı kadın lan ne çikiletası.

kafaya koydum arkadaş hayallere metelik atıyoruz o yıllar. topladım bizim çeteyi sitelerin çöpüne gidiyoruz dedim sanırsın merkez bankasını soymaya gidiyoruz bir sevinç bir macera bir gizem. 3 tane konteynır var içine girip karıştırıyoruz ne çıkacak diye depozitolu şişe bulursak satıp ıvır zıvır alıyoruz.

neyse rızkımızı bulduk koştuk kuruyemişçi hüseyin abiye baktım çikolata kaplı kek kocaman bişi. aldım bunu paketi açtım ısıra ısıra yiyorum hiç unutmadım lan bu olayı ben. 28 yaşındayım o keki yiyişimde hırsımdan çöplere girişimde hep gözümde.

dünyanın en mutlu çocuğu o gün bendim ben. amaca ulaşmak için çalışmıştım takımımla. leblebi tozuyla fırıldağı eksik etmedik tabi.

hayat hep güzel gitmiyor be genşler. bu adam -üvey babam- bildiğin yerleşti eve, anne diyorum ben bu adamı sevmedim gelmesin bir daha istemiyorum. her defasında eliyle ağzımı kapamalar. neyse o akşam balık çekmiş bizim babalığın canı istinye balıkçısına gittik giderken bana derslerimi soruyor ben de tam leyla amına koyim.

derslerin nasıl dediğinde ingilizcem 2 matematiğim 5 türkçem 2 gerisi hep iki zaten diye sayıyorum tek tek. he valla matematik ve resim dışında hep zayıftı derslerim. ama 2 oğlum ikinin hatırı var zayıf sayılır mı, sanki yakama üstün liyakat haçı taktılar toz kondurmuyorum notlarıma.

aradan bir hafta geçti annem bu gerizekayla tartışmış bu da içmiş körkütük kadın bir yalvarıyor beni bırakma ne derim naparım gibisinden noluyo lan burda diye daldım içeri hee böyle de korkusuz korkak mülayim adamım ben. içeri dalmamla ne göreyim adam anadan üryan yatakta götünü dönmüş anneme bağırıyor ben o an south park sessizliğinde surata terlik yemiş tahsin gibi yamuğum.

bir iki güne barıştılar derken bir iki ay geçti adam hala bizle. annem taşınmaya karar verdi oturduğumuz mahallenin 200 metre aşağısına taşındık. ev kocaman deniz manzaralı. zaten resime meraklıyım manzara çiz allah çiz, üvey babam olacak adam ödüyor kirayı. ressam hem de. ovv çok entelektüel çok bohem diyeceksiniz alakası yok. benim gözümde değersiz manasız bir organizma şu anda.

birincisi yalancı, kötü bir yalancı, karaktersiz, pis, seviyesiz, çıkarcı, alaycı kısaca insanı insan yapan hiçbir değerin vücut bulmadığı zavallı. yaşı 57 hala yalan söyler cebinde para olsa seni beni tanımaz neyse anlatacağım birazdan.

ilk kavgayı hiç unutmuyorum mesela. bir gece sabaha karşı geldi kör kütük sarhoş anneme tokat attı sonra saçından tutup duvara vurdu kafasını nasıl korktuğumu kelimelere dökecek kadar usta değilim. elim ağzımda anne diye bağırışlarım yetmezmiş gibi ağzına ve gözüne sert yumruklar karnına tekmeler hıncını alamayıp elektrik süpürgesinin metal borularıyla kafasına sırtına vurmalar. araya girişlerim kenara itilişlerim. ağlamalarım isyanlarım.

saat dokuz olunca dua etmeye başlardım nolur allahım sarhoş gelmesin annemi dövmesin diye. gece annemle beraber uyumazdık korkudan nolur anne cevap verme ben açarım kapıyı sen uyuyor numarası yap nolur kavga etme uyusa ne fayda tokatlıyarak uyandırıyormuş kadını bir ay değil 2 yıl değil 11 yıl sabrettim. alkolik gece hayatına düşkün sarhoş olduğunda ya da cebinde parası olduğunda beş para etmeyenleri eğlendiren konsolara şampanya açtıran faturaları dağ gibi yığan her yerle icralık olan, karısını küçümseyen bir adam.

4 kere annemi öldüresiye dövdü hep araya girdim ben hep arada kaldım. 2010 senesinde askere gidicem gitmeden bir tartışma daha çıktı evde annemin üstüne yürürken tuttum bunu arka ense kökünden çektim yere yatırdım öyle bir yumrukluyorum ki elimden annem alamıyor konu komşu mahalleli eve daldı suratımda tırnak izleri kaşım patlamış ağzımda kanlı tükürükler ellerim yumruk atmaktan kızarmış. bir yandan da boğazımı sıkıyor yerde yuvarlanıyoruz o bana vuruyor bu sefer.

neden dediğim oldu, neden tanrım neden ben? cevabı yoktu bu sorunun. cevap verecek bir insan sesi dahi duymamışken derinlerden gelen bir çocuğun göz yaşının sesiydi sadece. ağlama duvarında biten umutlarımın aforoz edilen düşlerimin kalıntıları arasında bir çocuk sesi.

düşünüyorum da biz kötü biri değildik annemle ne yaptık neyin kiniydi bu neyin bedelini ödedik yıllarca. hani derler ya hayat iyisiyle kötüsüyle de tecrübe iyi de sevgili tanrım kötüyü tecrübe etmeyi neden bana borç bildin?

ruhumu acıyla terbiye ettim sayende, keşkelerim oldu çok, yaşımdan büyükçe, sayısız. bir tutam sevgiydi istediğim çok gördün ya işte o koydu bana.

ahh benim insanlık hallerim ahh benim kalp sızılarım önümü göremeyişlerim kördüğüm sevdalarım soğuk havada baba diye bekleyişlerim vurma diye ağlayışlarım içimde öldürdüğüm çocukluğum hayata küstüğüm gençliğim elimden koparılan hayallerim uçurumun kenarından ölüme atlayışlarım her gecenin sonunda ölüp yeni bir günle dirilişlerim. bugün, verdiğin sınavı da geçtim tanrım sırada ne var?

devamını okuyayım »