perplexed

  • 484
  • 1
  • 0
  • 0
  • 4 hafta önce

egoyu sıfırlamak

tıpkı (bkz: kibir) başlığında yazılanlar gibi bir başka gülünçlüktür bu "ego sıfırlama" meşgalesi. bayılıyorum bu tip başlıklara, "egolu insan" goygoyunuza. ama bu kez yazılanlara/söylenenlere gülmek yerine birkaç şey söylemek istiyorum. anahtarımız abdülkâdir geylânî'nin şu sözleri olacak: "insanlar nefsin için bir perdedir, nefsin kalbin için, kalbin de sırrın için bir perdedir."

öncelikle görüldüğü üzere her şey sırayla: henüz ilk perdeyi kaldırmadan, mevzubahis diğer perdelerin gerisinden seslenmeye kalkılıyorsa size, karşınızdakinin ucuz bir ahmak kösemeni olduğuna emin olabilirsiniz. bu gülünç ve kitsch tipin/mizacın da şarlatanlıkları saymakla bitmez.

ego'nun çektiği kılıcın saplanabileceği tek yer yine bir ego olabilir ancak, hükmü başka bir odağa geçmez. karşınızdakinin kibri ancak ve ancak sizin onu alt edemeyen kibrinizi rahatsız edebilir, yoksa mağlup tarafta olmak sizi ondan zerre dirhem daha az egolu/kibirli, iyi kalpli veyahut masum falan yapmaz. büyük şeytanlar vs küçük şeytanlar çatışması tamamen. kılıçla yaşayan kılıçla ölür. ne diyordu machiavelli? "savaştan kaçmak yoktur, sadece düşmana karşı avantaj sağlayana kadar ertelenir". şimdi bunu biraz açalım. karanlık bir odada iki düşman olduğunu düşünelim. ateş etmeyen, edenden daha iyi kalpli falan olduğu için değil, ateş ederek yerini belli edip av olmamak için ateş etmez; var olmaktan kaçınarak var-olmamaktan kaçınmış olur, ne uğruna? varlıkta ısrarın böylesi, pes! (aynı örneği suskun/çekingen insanlara da uyarlayabilirsiniz, dostoyevski iblis'in gülünç duruma düşme korkusunun gerisinde saklandığını söyler) olası bir farkındalığı/kurtuluşu da sonsuza dek hıncahınç reddetmiş olur, katmerli egoizm diye işte buna denir. ateş eden [kendini sakınmayan] sözde "zalim" ise çoktan av olmuştur karanlıkla muhafaza edilen sözde "mazlum" nefse. sonra vurun firavuna ressentiment ahalisi, linç başlasın... ilk önce, öteki insanların tortusunu ve perdesini kaldırmak gerektir nefsin üzerinden. böylelikle en azından yenme şansınızın doğduğu en büyük düşmanınız size ayan olur, boşluğa yumruk sallamazsınız: kurtuluş şansı böyle doğar.

yine de benden söylemesi, firavun yani ferra an nefsih[kendine kaçan], bu spiritüel ve tasavvufçu solucanlardan bin kat evladır. carl gustav jung bu hakikatin bilinciyle "gerçekte firavun bireydi ve insanlar sadece özelliği olmayan bir kalabalıktı" diyebilmişti. onların kibirle akortlanmış tevazularını görebilecek basirete sahipseniz şayet, pontius pilatus gibi "burası peygamber kaynıyor!" diye mektup yazmanız, heidegger gibi "belki benim tanrısızlığımın tanrıya yakınlığı, felsefede teizm adı verilen şeyden daha fazladır" demeniz, hallâc-ı mansûr gibi "dostum ve üstadım, iblis ve firavun'dur!" diye haykırmanız işten değildir. tabii ki zavallılara kötücül görünen bu bakış, gerçekten de son kertede olumsuzdur. ancak altını kalın kalın çizmekte fayda vardır: son kertede. başlangıçta anahtar kabul ettiğimiz sıralamayı unutmayın. küfr-i hakiki olmadan iman-ı hakiki olmaz.

kibir onu kötüleyen çevrenizden daha kötü değildir, bilakis sizin iyiliğinizi istediğini beyan eden bu kitleler, iyiliğinizle sizden ne istiyor, suistimal kokan cibiliyetlerinin arzusu nedir? bu yüzden ismet özel "nefsimi, söylesinler kimler hesabına ıslah edecekmişim?" diye soruyordu savaş bitti adlı şiirinde. baudrillard'ın şu sözleri çok kıymetli: "insanın kendi iyiliğini isteyen her şeye karşı mücadele edebilecek güce sahip olması gerekir." pek sevgili okuyan, sahip olmadığın şeyi nasıl bırakabilirsin? ilk önce tokluğu bilen bir hayvana sahip olun, sonra onu dönüştürürsünüz (bakınız öldürmekten bahsetmiyorum, çünkü hiçbir şey ölmez, form değiştirir. yol dönüştürmektir. kulağı olanlar işitsinler); hayvan, henüz doymadığı şeyden yüz çeviremez. sadece tok hayvanların kurtuluş için bir şansı olabilir ve evet, onları yani "firavunları", "münkirleri" kendilerini güzel sözlerle temize çıkaran sinsi aç kurtlara bin kez tercih ederim. bakmayın sinsi kurt dediğime: onlar iyidir, masumdur, halktır, mazlumdur, istikametleri doğrudur; zaten aksi mümkün değildir, aynı fikirde olmadıkları (ya da ilimde onlardan üstün olan) herkes kitap yüklü eşek olur, onlar da hal ehli kisvesine bürünür bir anda, ama kendi çizgilerinin ötesinde bir hal ehli çıkarsa da meczuptur o mutlaka, ilim ve seyri-süluk reçetesi yazarlar. haha! ustadırlar, ancak kendi zavallılıklarını rasyonelize edip meşru hale getirmekte ustadırlar.

benim "kibrin akordu" olarak tanımladığım tevazuyu bilge karasu, gece adlı kitabında şöyle anlatır:

"insanlar, nedense, taşıdıkları değer konusunda pek tuhaf düşünceler besliyorlar. alçakgönüllülük taslarlar, ardından, kendilerine söylenmiş bir sözü, bırakın onu, kendi ellerinden çıkmış bir işi, beğenmezler, kendi değerleri konusundaki düşüncelerine yaraşır görmezler, sözü söyleyene kızar, yazılarına başka bir adla imza atarlar. kendini beğenmek içtenliğini, bunu belli etmek tutarlılığını gösteremeyenler, aşağılanası yaratıklardır."

aydınlanma mı, aydınlanan nedir? giorgio agamben'in idea della prosa isimli eserindeki müthiş pasajı aynen aktarıyorum:

"karanlık bir odada ışığı açıyorum: aydınlanan oda doğal olarak karanlık oda değil artık, onu sonsuza dek kaybettim. peki ama aynı oda değil mi bu? karanlık oda, aydınlanan odanın yegâne içeriği değil mi? bundan böyle sahip olmadığım, sonsuza dek geriye doğru kaçıp giden ve benzer şekilde beni ileriye iten, dilin bir temsilidir yalnızca: ışığın önkabulü olan karanlık. ama eğer bu önkabulü kavrama çabamdan vazgeçersem, dikkatimi ışığın kendisine yöneltirsem, onu anlarsam -o zaman ışığın bana verdiği şey aynı odadır, varsayımsal-olmayan karanlıktır. üstüne bir örtü örtülen, kendi içine kapanan, vahyin yegâne içeriğidir -ışık, karanlığın kendine gelmesinden başka bir şey değildir."

ve son olarak, éliphas lévi'nin dogme et rituel de la haute magie isimli başyapıtında geçen ve anlamayan kulaklara kapalı olan* şu sözlerle bitiriyorum:

"o halde eğer tanrı ve akıl bizimleyse kim bize karşı olabilir? insanların bize önyargıyla yaklaşıp iftira etmeleri önemli mi? bizim bütün gerekçemiz düşüncelerimizde ve eserlerimizdedir. oedipus gibi, sembolizmin sfenksini yok etmek için gelmiyoruz; aksine onu yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. sfenks yalnızca kör yorumcuları yiyip bittirir; ve onu öldüren kişi, kehanet için ondan nasıl yararlanacağını anlayamamış olan kişidir; sfenks itaat altına alınmalı, zincirlenmeli ve bizi takip etmeye mecbur bırakılmalıdır. sfenks insanlığın canlı paladyum'udur [tanrıça pallas'ın truva'yı koruyan heykeli], thebes kralı'nın fethidir ve eğer oedipus onun içerdiği tüm muammayı anlayabilseydi onun da kurtuluşu olurdu!"

(küfr içinde iman vardır seçebilirsen gel beri)

post scriptum: ikilik vehminin olduğu her uzamda şeytan'ı ve firavun'u hepinize tercih ederim. ancak heyhat. lütfen dikkat ediniz, başından beri bu görüşün ancak son kertede yanlışlanabileceğine dikkat çekiyorum. nedir o son kerte, sır?

la ilahe illallah. (ilahlar yok allah'tan ayrı olan)

devamını okuyayım »