personal

  • 352
  • 5
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

ekşi itiraf

“hadi gel bugün dışarıda yiyelim” diyen arkadaşlarıma, içimden “sktirin gidin lan. tutturdunuz ev yemeği de ev yemeği” derken, yüzlerine “bugün dışarı çıkasım yok. siz gidin ben yemekhanede yicem” dedim. “hadi gel asansörle inelim” diyen diğer arkadaşlarıma, içimden “azıcık yürüyün de götünüz erisin muaagoyim” derken, yüzlerine “yaa çok sıra var. hem 4 kat, nolcak. yürürüm” dedim ve buz gibi merdivenlere “sen benim yarraamı ye” diyerek aşağı, ağır ağır indim. yemekte tek olmak istedim. kimseyle tek kelime konuşmadan, ağır ağır lezzetsiz yemekleri boğazıma dizmek istedim. hüzne, koşar adım gitmek istedim. yemek veren ustayı buna ortak etmek istercesine “bugün hüzün çorbası yok mu” dedim. “yok. yayla çorbası var” dedi, beni anlamadı. ses etmedim. her masasına çağıranı “konsomatris miyim lan ben” diyerek terslemek istedim ama, onun yerine ikiyüzlüce “mehmetlere sözüm var abi bea. arkadalar. ayıbolur şimdi” yalanını söyleyip, yavşakça sırıttım. en arka sıralara, tanıdık yüzlere rast gelmemeye büyük özen gösterdim. sırtımı büyük bir kolonun arkasına verip, tüm gözlerden saklandım. çorbaya acı ektim, daha tesirli olsun diye. acıydı, baya acıydı. her şey istediğim gibi gidiyordu ki, benden bir bok olmayacağını, adamakıllı “ne derdi olduğu belli olmayan ama üzgün yüzlü plaza çalışanı” haline bürünemeyeceğimi anladım. her bir kaşık çorbaya ağlamaklı bakarken, kendimi kaybettim. zihnimde, salak bir senaryo yazılıyordu… o kadar hüzünlü, ilgiye muhtaç bir hale bürünüyordum ki, karşımda oturan güzel memeli sarışın masama geliyor ve “ne kadar da üzgün görünüyorsun. ne oldu sana” deyip, bana oracıkta veriyordu. kendime geldiğimde, çorbam bitmiş ve güzel memeli sarışının yerine kirli sakallı biri oturmuştu.

hep böyle oluyor. ne vakit bu ruh haline bürünsem, bunun da içine ediyorum. o zaman da böyle olmuştu. iyi başlamıştık aslında güne. lakin öğleden sonra boka sardı. artık gün geçmiyordu. bok gibiydim. her söylenen, her söylediğimiz kafamda yankılanıyordu. o da yetmezmiş gibi mesai vardı. zaman sike sike geçti. mesai de bitti. servise binmiştim. ağlamaklıydım. hatta ağlıyordum. gözümü kapadım ve sonrasını hatırlamıyorum. kendime geldiğimde edirnekapı mezarlığındaki tramvay durağında tavuklu pilav yiyordum. plastik tabaktaki yemeğime bir kedi ortak olmuştu. mezarlığa baktım, aklım yerine geldi. içimden biraz daha ağladım. tabağa kaşığımı salladım. bir lokma ben yedim, bir lokma da kedi.

devamını okuyayım »
22.10.2012 13:15