pimp of pleasure

  • 1363
  • 22
  • 14
  • 1
  • bugün

tromsö

soğuğu, sessizliği ve kutuplara açılan o engin derinliği iliklerinize kadar hissedebildiğiniz güzeller güzeli norveç şehri.

mayıs ayının 21'inde zibidi gibi havaalanına indikten sonra 7 derece soğukla karşılaşınca dünya üzerindeki yeri hakkında az buçuk fikir sahibi oluyor insan. hava alanından şehir merkezine 27 kron (yaklaşık 9 tl.) gibi bir fiyatla 20'li yaşlarda, otobüsün içinde bangır bangır mayhem dinleyen 20'li yaşlarda şoför ile gidince iyice salaklaşıyor, "lan ben nereye geldim?" diyorsun.

şehir sessizliği, küçüklüğü ve yapıların şekilleri ile film setinden fırlamış gibi. otobüsler 13.42, 14.24, 17.51 gibi saatlerde dakikası dakikasına geldiği için o ambiyans ile aynı the truman show daki gibi hissediyor kendini.

her şey düzenli, her şey sessiz, her şey kararında..

soğuk vücutta her bulduğu boşluktan sızarken o rengarenk ahşap evleri, sessiz sokakları dolaşmak dünya üzerindeki her türlü terapiden daha faydalı orası kesin. insan çevreye baktıkça sürekli kendine bu adamların ne iş yaptığını, ne ile meşgul olduğunu soruyor. aslında çok da düşünmeye gerek yok, orada olmak bile yeter..

tromso üniversitesi'nin yanı başında botanik bahçesi* bulunuyor. öyle park gibi elini kolunu sallayarak giriyorsun. bahçede çeşit çeşit soğuk iklim bitkileri sergileniyor, ortasında küçük bir gölet var. bizde olsa hemen etrafını çitle çevirir, dünya para alırlardı. botanik bahçesinin içinden üniversiteye patika bir yol var. insan sırf o yoldan gitmek için kalkıp okula gider.

şehir üç kısımdan oluşuyor. birbirine köprü ve tüneller ile bağlı. kvaløya'ya bağlı storelva tam kafa dinlemelik, sayfiye yeri. güneş o mevsimde batmadığı için 20 nisan - 20 haziran arası "midnight sun" enstantanesi var ve ünlü arctic katedralde gece 23.30 - 00.30 saatleri arası midnight sun konserleri düzenleniyor. saat 1'e gelirken konserden çıkıyorsun, güpegündüz, iyice ne olduğunu şaşırıyorsun. zaten ilk olarak otele 17.00 gibi yerleştikten sonra biraz kestirip sonra çıkmak niyetiyle hayvan gibi uyuyup gece 23.00'da gözüne gelen güneş ile uyanmak derbeder ettiydi..işin eğlenceli tarafı insanlar gece olmamasına rağmen gece havasına giriyorlar. arabalar farlarını yakıyor, evler ışıl ışıl, sokak lambaları yanıyor vs.

insanlar gayet sıcak, sevecen ve yardımsever..işini gücünü bırakıp size yardımcı olmaya çalışıyor. sadece birkaç tane olan evsiz veya dilenciler bile adam gibi..yanınıza gelip rahatsız etmiyor, istiyorsa rica ediyor. ben adamın dilenci olduğunu bile anlamamıştım, öyle takılıyor bankta..

marinanın orada harika balık lokantaları var fakat bir tabak balık 320 kron (yaklaşık 95 tl) civarı olduğu için sadece dıştan çok güzel görünüyor* fiyat demişken ülkenin hayvan gibi pahalı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. ülkenin pahalı olduğunu biliyorduk bilmesine ama biz gitmeden önce araştırma yaptığımızda kimse fiyatlar ile ilgili kıyaslama yapmamıştı. ben ince bir kıyaslama yapayım..kron değerinin 3'te 1'i yaklaşık bizim 1 tl'ye denk geliyor. 0,5 litre küçük şişe su indirimli hali ile 13 kron. enteresan şekilde coca cola sudan daha ucuz. çikolataların en küçüğü ortalama 20 kron, otobüs bileti 28 kron, en kıytırık kafede nescafe 27 kron, ortadoğu kökenli kişilerin seyyar araçlarda sattıkları kebap dürümler indirimli hali ile 75 kron, burger king'de whopper menü 95 kron* yani iki kişi 2 whopper menü bir adet 8'li soğan halkasına yaklaşık 70 tl. bayılınca aşkını ve ızdırabını sorguluyorsunuz ama dışarı çıkınca hemen geçiyor:) bu yüzden süpermarketlerde sürekli indirimleri kovalamaya başlıyorsunuz. yani öyle "olmazsa soğan ekmek yerim hacı" diyemiyorsunuz çünkü soğan ekmek bile 15 - 20 tl'ye geliyor. ülkede ucuz hiçbir şey yok, ucuza yemenin yolu yok. bu yüzden sürekli tilbud* yazılarını algıda seçiyor, "supertilbud"larla şen şakrak oluyorsunuz. az daha supertilbud olduğu için hijyenik ped alıyordum o derece..

marinanın hemen arkasında birbiri üzerine devrilmiş kartonlar gibi bir yapıda olan polaria bulunuyor. burada dünyanın en kuzeyindeki şehri ve bir doğa harikası olan svalbard'ın panoramik belgeselini, foklarla yapılan gösterileri, kuzey ışıklarının canlandırmasını izleyebiliyor, hediyelik eşya alışverişi yapabiliyorsunuz. kesinlikle gidilmeli..

arctic katedralin hemen ilerisinde teleferik* ile storsteinen'e tırmanılıyor. tüm şehre hakim harika bir manzara var. o mevsimde bile tepede kar fırtınası var ve resmen insanın götü donuyor. tepede bulunan cafe tarzı mekanda şömine sıcağında gitar çalıp şarkı söyleyen insanlardan oluşan ortam tüm soğuğu uzaklaştırıyor.

tüm şehri yürüyerek dolaşmak, sabaha karşı 03.30'da apaydınlık bir havada açık mekan kovalamak, hayvan gibi pahalı olmasından mütevellit marketlerde indirimleri kovalayan emekliler gibi olmak, o net, sade, derin kuzey soğunu silje nergaard'ın fısıltısıyla iliklerinize kadar hissetmektir tromso*..

devamını okuyayım »
03.02.2012 14:42