planet of the others

  • 132
  • 5
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

sibel ünli

yazacağım entrynin sibel'in anısına saygısızlık etmek maksadı taşımadığını baştan belirteyim. sibel'in twitter hesabına buradaki çoğu meraklı insan gibi dakikalarca göz attım. twitter'da engellediğim 1200+ anonim hesaba çok benziyor ilk bakışta. ancak onlara nazaran daha duyarlı, hayata ve mikro ölçekte de olsa çevresiyle ilgili ve kaçınılmaz olarak etkileşime muhtaç biri içten içe. entryi yazarken daha iyi bir referans olsun diye hesabına bakacaktım ama kapatılmış, başlayayım. uzun bir deneme olacak.

sibel'in durumunu formel satırlarla teşhis ve tahkik edecek yetkinlikte değilim. böyle bir zorunluluğum da olmamakla birlikte objektif açıdan buna gerek de yok. yalnız beni rahatsız eden birkaç husus olması sebebiyle onun hakkındaki ilk ve son düşüncelerimi yazıyorum.

aktif ötenazi

who verilerine göre intihar oranları son 45 yılda %60 arttı. yani küresel ölçekte bir tür genç werther sendromu dalgası var. mesele her zaman öngörülebilir biçimde werther-depresif nöbet gibi olmuyor muhakkak, tamamıyla geçim sıkıntısı veya bütünüyle aşk acısı/yakın kaybı ile tetiklenmiş vakalar da vardır. nedenlerini, ayrıntılarını merak ediyorsanız yerli-yabancı birkaç kaynak da koyacağım yazının sonuna.

bana kalırsa biri intihar etmek istiyorsa, bu klinik açıdan incelenmeli. dünyada her 40 saniyede bir intihar eden herkesi böyle bir organizasyona dahil etmek lojistik vb. açılardan çok karmaşık gibi görünebilir ama imkansız değil. jeff bezos'un birkaç aylık maaşıyla tam kapasite bir proje geliştirilip pilot bölgeler bile açılabilir. hayali projenin devamında sağlanacak medikal ve rutin yardım/ihtiyaçlar da "hayırseverler" vasıtasıyla çözülebilir.

dsm-5 gibi kısır el kitaplarından bağımsız, içeriği özgün ve yer yer deneysel şekilde; halihazırda öncü sayılabilecek hekim-psikologlardan oluşan bir ekiple bu insanların (belki buna ben de dahil olabilirim) mental incelenmesi sağlanabilir. klasik şekilde; aile öyküleri, çocuklukları, toplumda işgal ettikleri yerler, sosyokültürel davranış kalıpları, hayatı kavrayış noktaları ve buna bağlı geliştirdikleri potansiyel noktalar...bunlar psikoloji formasyonum olmamasıyla beraber ilk aklıma gelen parametre ve inceleme konuları. akabinde kişinin maddi varlığını idame ettirebilmesi için basit bir kâr-zarar listesi çıkarılabilir. herhangi bomba patlasa ve gerçek bir acı yaşansa yalnızca üstünde pijamasıyla "off...bu dünya ne zaman yok olacak" gibi duygusal, rasyonalite dışı, popüler ve aptal hezeyanlarda bulunan yığınlar üzülecek, sorumlu hissedecek diye hayatta olmak istemeyen; astrofiziğin şu anki tahminlerine göre 5.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 yıl daha içinden kaçamayacağımız evrenden ayrılmak isteyen birini geleneksel yöntemlerle burada tutmaya mecbur etmek daha kötü olabilir. fazla uzatmamak adına olası mizansenleri es geçiyorum, kısaca hayatta kalması için çok basit şeyler gereken insanlar da olabilir. bunlar için imkanlar dahilinde ne gerekiyorsa yapılabilir. hiçbir şekilde "normatif" bir yaşama sahip olamayacağı aşikâr bireyler ise istedikleri buysa, steril ve huzurlu bir ortamda son anlarını yaşayabilirler.

ölüme tek başına üzülmek intihar düşüncesinden daha patolojik olabilir. yeryüzünde her nanosaniyede binlerce canlı ölüyor. sırf kültürel evrim bizi bu noktaya getirdi; göbeklitepe'yi inşa ettik, fransa mağaralarına resimler çizdik, kemikten flütle müzik yaptık, sevdik, seviştik, neokorteksimizde hatıralar biriktirdik diye türümüzden birinin ölümü bilimsel açıdan bir zebra'nın ölümünden daha fazla anlam, kutsaliyet taşımıyor.

muhalif olmanın şartları

buraya romantik, genç birinin vefatı üzerine entryler girmiş insanları tenzih etmekle birlikte türkiye'deki akp karşıtları bu tip anlarda akp'nin kendisinden bile daha çok midemi bulandırıyor. daha özelde ise solculardan tiksiniyorum böyle durumlarda.

bir sinek damar bulduğunda nasıl ellerini ovuşturuyorsa, bu solcu kanaat önderleri-kadrolar da sibel ünli gibi ölümlerin ardından aynısını yapıyor.

eğer buraya kadar yazdıklarımı mekanik, acımasız, öğrenilmiş falan bulduysanız lütfen size en yakın bir sosyalist-marksist partiyle kontak kurun ve birkaç hafta geçirin. bu insanlar net bir şekilde halkı düşünmüyor. muazzam bir yanılgı, delüzyon içerisindeler. karşıdan karşıya geçmek istemeyen teyzeyi zorla kolundan tutup karşıya geçirmeye çalışmak durumunu da aştı bu.

birey olamamış, saf, otonom düşünsel faaliyetlerden münezzeh, heyecanlı genç devrimciler(!) için elbette daha yakıcı, üzücüdür. ama twitter'da popüler ne kadar gönderi varsa; yani bu gençlerin abileri-ablaları, sadece kaosu derinleştirmeye çalışıyor. bu benim için sıkıntı değil. sadece merak ettiğim için, türkiye'nin de dahil olduğu bir dünya savaşı ilgimi çekiyor. akp'nin ve üyelerinin sonunu da merak ediyor ve istiyorum. ancak bu yöntem o kadar çiğ, eğreti, mide bulandırıcı ve gerzekçe ki...

"sibel aç olduğu için intihar etti" ile "berkin ekmek almaya giderken öldü" aynı düzeyde aptalca. beyanın ve sloganın kendisi yeterince salakça değilmiş gibi hitap ettikleri hangi kesimse onları da alenen aptal yerine koyuyor. "berkin ekmek almaya giderken öldü he, peki ağam" deyip örgütlenmenizi bekliyorlar. kendi minik adacıklarını, sistemce yaşayıp sisteme karşıymış gibi takılmanın vicdani hazzını sizin de paylaşmanızı istiyorlar. hepsi bu kadar. biz de inadına şunu diyeceğiz: "sibel depresyonda olduğu için intihar etti" - "berkin gezi eylemlerine katıldığı için öldü". tüm yeni düşüncelerine ipotek koymuş, tek derdi mastürbatif politika olan solcu planktonlar için bunlar asla söylenmemesi gereken şeyler. fakat hastalığı teşhis etmeden tedavi üretemezsiniz.

hep birlikte sibel'in neden intihar ettiğini çok yönlü şekilde irdeleyelim desen olmaz. çünkü o kesinlikle yemek kartında bir lira olduğu için öldü. engelli bir anne ve kardeşe sahip olmanın, dış görünüşe göre yargılamaların had safhaya ulaştığı bir dönemde sosyalleşme mücadelesinde bulunmanın konuyla hiçbir alakası yok. değil mi? aynı şekilde berkin, demokratik hakkı olan bir sokak protestosuna katıldığı ve iş bilmemesinden ötürü katil olan bir polisin hedef almasıyla ölmedi değil mi? sadece ekmek almaya gidiyordu, kafasına gaz fişeği geldi.

daha kötüsü ve bu bölüme dair son fikrim, bu insanlar sahiden düşük zekalı oldukları için bilinçsiz bir manipülasyon, infial otuzbirciliği yapmıyor. bile isteye, kendi "cennet" ütopyalarını yaygınlaştırmak için bir araç olarak görüyor her şeyi.

cennet diye bir yer yok

din karşıtlığı yapmayacağım ama bir cennetin olabileceğini düşünüyorsanız netflix'teki the good place adlı komedi dizisini öneririm. buradaki konu; marksist, sosyalist, komünist, solcu, devrimci, ne derseniz deyin onların hayali cenneti. eğer onların 2.000 üyeli partileri başa geçerse veya %70'i sağcı olan bir toplumu "halk iktidarı" adı altında teknokrasiyi, bilgiyi, donanımı göz ardı eden bir tavırla başa geçirirse olacaklarını iddia ettikleri şeyler. onların fizibilitesi hakkında hiçbir fikirlerinin olmadığı çocuksu vaatleri sıralamadan intihardan bahsedelim. "sibel işsizlik kaygısından, parasızlıktan öldü" diyenlerin yönettiği ülkede hiç intihar olmayacak, he mi? bakalım.

yine dünya sağlık örgütü'nün yürüttüğü istatistik çalışmasında bir yıl boyunca 100.000 kişi başına intiharlar adlı bir çalışma var. 2015'te yapılmış ve 183 ülke var. inceleyelim.

pakistan...anası bellenmiş, herkesin kendisinden düşük gördüğü bir ülke. kişi başına düşen ulusal gelir yerlerde. intihar oranı yüksektir değil mi?

pakistan, 183 ülke arasında 177. sırada.

suriye, venezuella. biri bitmeyen kabus, iç savaş bunalımında, diğeri ekmek almaya üç tane bond çanta dolusu parayla gidiyor.

suriye 165.

venezuella 167.

gelelim türkiye'ye. 112. sıradayız.

işlerine gelince "gerçek komünizm bu değil hüloğ", işlerine gelmeyince "sağlık hizmeti beleş, hayat çok renkli moruk" dedikleri küba'ya bakalım. hani bilboardlarında "bugün hiçbir kübalı çocuk sokakta uyumayacak" yazan ada ülkesi.

küba 84. sırada. baş düşmanı, emperyalist katil ama aynı zamanda yaşam kalitesinin yüksek olduğu, her şeyin ucuz olduğu memleket abd'de durum nasıl? 48. sırada.

yetmedi mi? dünya pazarına dağıttıkları ürünlerle tanınan güney kore ve japonya'ya bakalım son olarak.

japonya 26, güney kore 10. sırada.

akademik bir metin olmadığı için sonuç kısmı yazma gerekliliği hissetmiyorum. buraya kadar okuyan biri varsa zaten yapbozu bitirmiştir.

bonus mahiyetinde, sovyetler birliği'ne bakalım. sanata ulaşımın kolay olduğu, herkesin refah içinde olduğu bir hayal ülkesi. sonra gorbaçov'un her şeyi berbat ettiği hani.

sovyetler birliği'ndeki intihar oranı (yine 100.000 kişi başına) 1965'te 17,1 iken 1984'te 29,6'ya yükselmiş. ufak bir eşitleme yapıp sscb'nin hala devam ettiğini varsayarsak ilk 10'a çok rahat girerdi. rusya şu an tek başına 17. zaten.

sonuç yerine; hiçbir intihar tekil bir nedene indirgenemez.

solcu muhaliflerin kurnaz yaklaşımları ve insanları üzen olaylardan bok kurdu gibi nemalanmaya çalışmaları mide bulandırıcı.

gerçek cennet yok.

sibel umarım son anlarında bir pişmanlık duymadan göçmüştür. rahat uyusun.

intihar artışı
türkiye intihar istatistikleri-2017
hindistan'da intihar
intihar oranına göre ülkeler
who intihar verileri
sovyetler'de intihar
küba'da intihar

edit: linkler eklendi.

devamını okuyayım »