polly jean

  • 2864
  • 13
  • 3
  • 0
  • dün

ekşi sözlük

sözlüğe yazmaya başlayalı 14 sene olmuş. okumaya başlayalı da 20 seneye yaklaşmıştır herhalde. şahane, tuhaf, farklı insanlar okurdum o zamanlar. nazmiye demirel'inden cheja'sına, clairvoyant'ından kaknem'ine, komik, sınırların dışında, en çok da beyninin sınırlarının dışına çıkan insanlar... bilgi mi, evet tabii, bilgi namına da çok şey öğrendim, ama en çok da eğlendiğim için severdim sözlüğü.

o zamanlar çok daha az “alert” haldeydim sözlüğü okurken. çünkü bu insanların vatan millet sakarya edebiyatının ötesinde söyleyebilecek şeyleri vardı. şimdi kendini entelektüel sanmayı bırak, bir de üstüne “kural yıkıcı” seviyede olduğunu zannedenlerin bile kafalarında saçma sapan ünitarist, ulusalcı kalıplar var sorgulamayı bile başaramadıkları. sağcısı solcusuyla devletetaparlar, militaristler, farklılıktan öcü gibi korkanlar, kafayı birine takıp her üç entry'sinden birinde ille de o kişiye laf sokan takıntılı ruh hastaları bir yanda; üç entry'sinin üçünde de “kadınların yanlış erkek tercihi, red pill, feminaziler” diye bozuk plak gibi tekrarlayanlar öbür yanda. sinirlenmeden, eğlenerek arka arkaya üç entry okuyabilmem mümkün değil artık. sadece badi entry'leri okusam bile mümkün değil. çünkü doğal olarak badi'lerim de bu tarz saçmalayan insanlara karşı bir tepki belirten entry'ler girmiş oluyorlar, ben de onlarla birlikte saçmalıklara kızıyorum (ve onlar da beni okurken aynı şeylere kızıyorlar tabii.) yani bir duygudaşlık var yine ama, artık yelpazenin çeşitli yerlerine dağılmış değil genelde çok belirgin yönde. sözlüğün tektipleşmesi, fark ettim ki ister istemez bizi de tektipleştiriyor artık. savaştığım şeye dönüşmekten çok korkarım oldum olası. ama onlara seviyesizlik anlamında benzemesek bile, ses çıkaranlara destek olmak, belki başkalarına “herkesin böyle içi habis, yobaz, takıntılı” olmadığı göstermek, yalnız olmadığımızı hissetmek ve hissettirmek için, içimizden geldiği gibi yazarken bile, ne yazık ki böyle bir yöne kayarken bulduk kendimizi belki de.

bu söylediklerimin şu başımıza sardığınız deli saçması alt-right'çı “sjw'ler eğlenmeyi imkansız hale getirdi” palavralarıyla alakası yok elbette. biri günlük hayatın içindeki olayların komik yanını bulup tamamen zararsız, saçma ama samimi bir komiklikle geyler, kadınlar, erkekler, doktorlar, öğretmenler, balkan göçmenleri veya kürtlerle (aklınıza geldiği gibi uzatabilirsiniz listeyi) ilgili bir espri yaptığında “alert” olmazdık eskiden, çünkü böyle takıntılı tipler değillerdi eskiden yazanların çoğu. coupling'de kadınlarla ilgili bir espri görmek gibi düşünün, batar mı, batmaz, aksine deli gibi gülersin, çünkü beş dakika sonra bir benzeri başka bir grup hakkında yapılacaktır bilirsin. birinin bir kez bir hususta espri yapmasıyla ömrü boyunca -trollüğüne veya değil- hedef seçtiği bir x grubuna sürekli nefret püskürür şekilde entry girmesi dağlar kadar farklı bir şey ama. eskiden böyle bir ruh hastalığı yoktu veya varsa da bu levela gelmemişti. binlerce kişi arasında bir iki deliyi görmemek mümkündü, şimdiki gibi yazanların çoğunluğunu oluşturmuyorlardı. sae'nin her entry'si çok mu politically correct'ti de tepki çekmiyordu? hayır, sadece adamın yazdıklarındaki espriler, takıntılı ve kötüniyeti irin gibi akan birinden kolayca ayırt edilebiliyordu. aranılan aslında bu seviyede bir iyiniyet, dürüstlük ve samimiyetti sadece.

ama bir zamanlar çok övüldüğü için şimdi tepemize kadar gelen trollük, komik ve sıradışı bir şey olmaktan çıkıp kötü ötesi taklit ve sıradan bir şeye dönüşeli çok oldu. deli saçması kıvamında her şey “trolldür yeaaa” diye normalleştirilse de bir zamanlar, sonra bunun “sıradan insanların sıradan fikirleri” olduğu anlaşılır oldu en azından. evet, troll falan değil, ciddi ciddi nefret dolu, muhteşem “anadolu irfanı” incilerinden yeni nesil nefret tohumlarına, her türlü pisliği daha çok görür olduk. çünkü bunların yüzmesine bir ara hiç olmadığı kadar izin verildi sözlük semalarında. ve bu da sözlüğün “tonu”nu tamamen ve uzun süreli şekilde değiştirdi. bunun bir sonucu olarak, normalde takılmayacağım cümleleri bile incelerken bulmaya başladım kendimi. (eminim başkaları da buluyordur.) birinin entry'sini okurken alert olsam bile, başka neler yazmış bakmaya ihtiyaç duyuyorum ona haksızlık yapmayayım diye. ne yazık ki, keşke haksızlık yapmış olsam diyeceğim kadar berbat, birbirinin aynısı tiplerle karşılaşıyorum çoğu zaman. bazen haksızlık ettiğim de oluyor, on tane deli saçması mesajdan sonra okuduğum on birinciyi belki kötü yanından alarak okuyorum. veya birbirinden aptalca on entry okuduktan sonra biri benim yazdığım bir şeyi artık olumsuz algılayarak okuyor, attığı mesajdan anlıyorum. normalde çok farklı yerlerde durmadığımız insanlara bile bu alert olma hali yüzünden haksızlık yapabiliyoruz. neden? çünkü sözlük bizi son yıllarda böyle olmaya itti de ondan. fark ettikçe “dur, önyargılı olma, bir bak hele” diyorum kendime. ama sürekli böyle bir yaklaşımda olduğunuz zaman da çok efor gerektiren, yorucu, zevksiz bir şeye dönüşüyor sözlük.

hayır bunun “sözlüğe çok suser aldılar, bozdu” falanla alakası yok. sözlüğün neye yöneltildiğiyle alakası var, eskisi gibi ipler sıkı tutulsa, “tık geliyor” mantığıyla davranılmasa yine de böyle olmayabilirdi. bu bir. ikinci olarak elbette bunun insanların neye dönüştüğüyle de çok alakası var. yani, gerçek hayatta birinin yüzüne söyleyemeyeceği şeyi mesajla “kusan”, kendi aile sorunlarını, kendi sevgili edinememe sorunlarını, kendi tutunamama sorunlarını bir yetişkinin yapması gerektiği gibi sorumlulukla ele alarak çözmek yerine, bir alev topuna çevirip püskürtmeyi artık normal bulanlarla alakası var. ben gerçekten türkiye denen tuhaf yerle bağımı sözlük sayesinde kurduğumu fark etmiştim büyük oranda. yani sonuçta facebook'ta farklı görüşten birilerini eklesem bile herhalde burada örneklerini gördüğümüz magandalarla ekleşmiyorum. (ekleşsem ve beni mesajla taciz etse hemen bahaneniz hazır olurdu di mi, sizi gidi hınzırlar!) keza instagram'da da veya başka sosyal mecralarda da ruh hastalarını takip etmek için bir gerekçem yok. işin özü, burada takip etmene gerek yok, onlar düşüyorlar önüne! güya “alternatif”, güya solcu, güya entelektüel, güya eğitimli, güya kültürlü, güya genç, güya bilmem ne birçok insanın konu devlete tapma, militarizm, hayvanlar, azınlıklar, kadınlar veya lgbti olduğunda -başka birçok konuda gayet normal bir insan görünümü çizerken- ne kadar hasta ruhlu olabileceğini bana hatırlatan en birinci yerdir sözlük. ne tuhaf ki, eskiden olduğundan çok farklı bir sebeple, bu sebeple kıymetli benim için uzun süredir. zira petri kabı gibi, gözle gözleyebildiğince. normal hayatta içinde bastırdıklarını buraya döken (ve hayır hiç de troll falan da olmayan) nice insanı görmenizi sağlıyor.

“peki bu tespit kıymetine rağmen, kendi deneyimimde, sözlüğü benim için giderek zevksiz ve önemsiz hale getiren ne?” diye düşünmeye başladım geçenlerde. ben sözlükte, normalde birine söyleyeceğim laftan daha azını söylüyorum, burada nasılsa beni tanıyanlar da olduğu için bunu rahat rahat ifade edebilirim, gerçek hayatta karşımda olsa apıştırıp bırakacağım insanlara karşı daha toleranslı bile oluyorum burada. öyle sözlükte kaplan kesilip normalde kuzu olanlardan değilim yani, ama biliyorum ki buradaki çoğu insan öyle. ve bu acayip tat kaçırıcı. normal hayatta bastırdığı sesini buraya dökmek bazıları için kesin rahatlatıcıdır, ama benim kastettiğim bu hakkını masumane şekilde kullananlar değil, takıntılı ve kötü niyetli insanlık, çeşitlilik, özgürlük, farklılık düşmanları, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan mob, korkunç yığınlar... ben hayatım boyunca bilmediğim konularda ahkam kesmedim. fikir yürütmüş olabilirim, yürüttüğüm her fikir de doğru olmayabilir (ki zaten kimin her akıl yürütmesi doğru olabilir ki?), ama her zaman önce okudum, sordum, dinledim, baktım ve fikir yürüteceksem de öyle yürüttüm. “ağzı olan konuşuyor” andavallığına düşmemek için her zaman dikkat ettim ve buna sözlük de dahildi. çünkü benim gerçek ismimle varolduğum ortamlardakinden farklı bir sözlük personam hiç olmadı. normal hayatımda da, sözlükte de zerre bilgisi olmadan ve/veya aklını beş dakika çalıştırmadan konuşan kimseye lafımı esirgemedim, aynısını ben yaparsam da kimsenin bana müsamaha göstermesini beklemedim. üç satır bile okumaya tenezzül etmeyenlerin, dünyanın her yerinde her zaman her konuda her şeyi en iyi bilmelerinden bıktığım doğrudur ama. aptalca olduğuna inandığım için hayatımda hiçbir zaman bir grubun tamamını genellemedim, her zaman kimi kastettiğimi açıkça ifade ettim. örneğin “ırkçılık yapanlar” veya “kadınları aşağılayanlar” gibi. buna rağmen, en küçük bir eleştiride, en klasik yafta olarak “erkek düşmanı, türk düşmanı, din düşmanı” gibi gibi basmakalıp yaftaları tabii ki bol bol yedim. bu bir yerden sonra komik oluyor hatta, zira aynı anda hem radikal feminist, hem liberal feminist, hem liboş, hem pis komünist, hem yetmez ama evetçi, hem chp'li falan oldum. (gerçekten hepsinin aynı anda bana mesajlarla yöneltildiği entry'lerim olmuştu ahahah, inanılmaz!) bu tarz insanların düşünme kıtlığı bana hep acınası geldi. hayatında değil silah almak, silaha dokunmamış bir insan olarak bana terörist, terör destekçisi yakıştırması yapılması beni hep güldürmüştür. o yüzden bana vatan haini, törörö, devled milled düşmanı diyenlere gülmek hiç sorun olmadı benim açımdan. zaten artık hadi herkes “terörist”, herkes “vatan haini”. eskiden kendisiyle aynı fikirde olmayan herkese bunları savuran ve “ne olursa olsun ben devletime laf söyletmem”ci dinozorlar bugün akp'yi eleştirdiği anda bu yaftayı yiye yiye onlar da bu kelimeleri dalga geçerek sahiplenmeye başladılar hatta. (biraz geriden geliyorsunuz ama neyse!)

ama sorun şu ki, ben artık sürekli acınası şeyler görür oldum. aynı acınası genellemeler, aynı insana ait olduğunu gayet iyi bildiğim çoklu hesaplardan yazılmış basmakalıp entry'ler, aynı zavallılıklar... ülkem için güzel bir gelecek istediğim için bir eleştiri sunarsam “defol git beğenmiyorsan”. beni kovana benim pasaportumu versem uçarak gidecek, ben avrupa'da yaşama, çalışma hakkım olduğu halde buraya dönmüşüm, çünkü bence bu ülke onu bunu kafasına göre kovanlardan çok burada yaşamak isteyenlerin hakkıdır, ama gidecekmişim, yok ya? birçok entry'mde ne kadar sorumluluk sahibi ve şefkatli bir baba ve dedelerle büyüdüğümü, aynı şekilde harika bir adamla eş olduğumu, bence birçok erkeğin böyle olabileceğini, ama bu sistemin yanlış olduğunu, erkeğe askerlik, ev geçindirme gibi angaryalar yüklediğini, duygularını bastırmak zorunda kaldıklarını, bu “aşırı erkeklik” beklentisinin erkeklere haksızlık olduğunu yazmışım, fakat sonuç ne “pis erkek düşmanı, feminazi!”. hayatım boyunca çalışmışım, paramı kazanmışım, üniversiteyi, masterı, doktorayı çalışarak okumuşum, değil eşimin, annemin babamın bile parasını yemememişim ama “sus golddigger feminazi”. şiddet ortamında büyüyen çocukların ne yazık ki şiddeti normalleştirmeye başladığını söylersin “yaşı küçük diye oğlanı suçsuz mu gösteriyorsun, kızın da eli armut toplamasaymış, ataerkil bir aileden geldin galiba sen :s :s” wtf?! yani bakın hakikaten ben bu internete para veriyorum arkadaşlar! aptallığın da gerçekten sınırı olmalı. *

bu aptallıklar mesajla, entry'lerle üstünüze yağıyor ve aynı entry'leri yazar gibi hisseder hale geliyorsunuz bir süre sonra. normal, çünkü hep aynı başlıkları görüyorsunuz aslında. eh, ülke hep aynı krizlerle boğuşurken bu tuhaf değil elbette. “zamanın ruhu” denen şey gerçek, çok gerçek. ama zamanın ruhu her zaman doğal bir akışla mı değişiyor derseniz hayır tabii ki, sözlük'te görüldüğü üzere gayet güzel manipüle ediliyor. ünlü iktisatçı mottosu gibi, “kötü para iyi parayı kovuyor”.

e tüm bunlar nerden çıktı, niye böyle bir entry yazıyorum?

çünkü eskiden yazdıklarımı okuyorum bir süredir. (ne çok typo yapmışım ya, gördükçe de düzeltiyorum manyak gibi lşdlfşşf) eskiden partilere giderken yakamıza nickimizi yazıp eğlendiğimiz günler acayip derecede samimi ve gerçek olamayacak kadar naif geliyor. (bugün olsa hayatta yapmam! sözlüğün ne kadar manyak dolu olduğunu gördük!) düz nostalji değil bu inanın, yemişim nostaljiyi. ama eskiden böyle nefret dolu, gerçekten habis, gerçekten takıntılı insanlara az rastlardık. mesela artık nadiren fikrimi ya da tepkimi belirtmek, fikir teatisi yapmak için mesaj atıyorum ben, çünkü insan gibi fikir teatisi yapılabilecek bir insana pek denk geldiğimi düşünmüyorum. kendimi de eleştiriden azade tutmayayım, olumsuz tecrübelerden sonra artık benim de öyle bir sabrımın kaldığını sanmıyorum. beğendiklerime destek olmak için mesaj atıyorum daha çok. çünkü öbürü artık anlamsız geliyor. şartlandım belki, bilmiyorum. eskiden tanıdığım ve görüşmek istediğim insanlara son yıllarda yenisini pek eklemedim o yüzden. hem gerek yok zaten. kalan bir avuç insan olarak, yalnız olmadığımızı hissettiren entry'ler gördüğümüzde mutlu olup bir mesaj atıyoruz bazen tanımadığımız insanlara, “umut var, meydan sadece bunlara kalmadı” dercesine, hepsi bu. sözlükte bilmediğim biriyle muhabbet bile etmiyorum uzun uzun. çünkü o eski “hava” yok motive eden. öyle debe listesinin algoritmasını değiştirmekle olacak iş değil çünkü bu artık. hayır eskisi gibi olmasını da beklemiyorum, zamanın ruhu dedik ya, elbette her şey o ruhun içinde uyumluydu ve her şey zamanla başka bir şeye dönüşecek. sözlük de yine, yine, yine dönüşecek. buradan nereye dönüşür bilmiyorum, ama umarım en azından bundan daha iyi bir şeye dönüşür.

böyleyken böyle işte... 14 yılda hiç yazmadığım kadar sözlük üstüne yazmam da bugüne kısmetmiş.

not: sevgili eski ben, gözlerinden öperim. tutarlı kızsın.

devamını okuyayım »