ponticello ve tasto

  • 107
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 yıl önce

greyfurt

8-10 yıldır ne zaman görsem alırım bir kilo kadar; "ulan geçen sefer herhalde bana daha olgunlaşmamışını falan sattılar; bu sefer bir alayım bari tadını..." diye. yoksa hangi kar amacı güden adam bunun ticaretine girer ki abi; varsa tarlan bahçen, portakal falan, başka bir şey yetiştir.

şimdi "acı" deyip geçmek olmaz; o, asıl tadı alacak kadar sabredemeyenlerin genel kanısı. ama yine de tuhaf bir meyve bu. kabuğundan kurtulunması zaten zor; o beyaz, ekmekli kısmını dikkatle ayıklaman gerek. dilimi ağzına atarken bir parçası bile alınmamış halde kalırsa, bütün tadını mahfeder, ağzını burar. portakal gibi de yenmiyor, dilimin etrafındaki zarı da soymazsan yine tat alamıyorsun; acı tat geliyor. şao lin tapınağı gibi meyve lan; karakterim şekillendi bunu soyarken: "sabır çekirge, zafere giden yol, acı yok çekirge..."

hani bir ara japon zenginler ile ilgili bir geyik vardı; lezzetinden ziyade, zahmeti ya da az bulunurluğu için yedikleri yemeklere dünya para ödüyorlarmış. mutfaktakilerin pişirirken sağlığını riske atan çorbalar, nesli tükenme tehlikesi olan hayvanlardan yahniler, temin edilmesi yasadışı olan malzemelerden salatalar falan. adamlar sırf bu tür sapıklıklardan zevk aldıkları için servet ödüyorlarmış bunları yedikleri gizli toplantılarda. gözü tamamen kapalı'daki tarikat gibi maskeleri falan da var mı, bilmiyorum. tom keriz bunlara da üye midir ki? neyse işte, bunlara "afrika'da ailelerinden 4 ila 10 yaşlarındayken kaçırdığımız çocuk işçilere greyfurt soyduruyoruz!" diye gizli reklam kampanyası başlatsan, memlekete akın akın japon turist gelir.

bütün o zahmetten sonra geriye kalan cücük gibi dilim acı değil ama, pek bir numarası da yok. ağzına attıktan sonra "değdi mi lan şimdi?!" diye söylenirken buluyorsun kendini, masturbasyon sonrası gelen suçluluk duygusu benzeri bir ruh hali çöküyor.

yiyen var; daha önce belirtilmiş, baba meyvesidir bu. ama elma, üzüm gibi eve düzenli greyfurt alan tanıdığım aile de yok.

bu kadar trip yapan, afra-tafralı meyve olunca; bu sefer de diyorsun ki "doğa dengesi abi, lezzetli olanlar nasıl zararlıysa; bu da tam tersi şifa kaynağı herhalde." ama sözlükten karaciğere yaptıklarını öğrendikten sonra, bunca yıl greyfurt yiye yiye yine iyi hayatta kalmışız dedim. ulan sen şu kıçıkırık narenciye halinle, ilacın çözülmesini engelleyecek genetiği ne ara geliştirdin?! hep sessiz sakin kenarda durduğu için bir numarası var zannedilen boş beleş adamlar gibi. o-haa?! farkında olmadan kendimi yazdım; silmiyorum, ibret olsun...

akıllı tasarım fikrine inanmak, greyfurtu tanıdıktan sonra daha zor. üstün bir irade geldi, her gezegeni olması gereken mükemmel konuma yerleştirdi, her canlıya bir işlev düşündü, tek bir ögeyi çeksen bile komple domino taşı gibi birbiri ardına düşecek bir sistem oluşturdu diyorsun; ama greyfurt? o seninki bu greyfurtu ya kafası güzelken yaptı, ya da portakalın müsvettesiydi, unuttu...

meyve misin, sınav mısın ulan?!

edit: demin yedim yine, yok lan; candır greyfurt...

devamını okuyayım »