pozzecco

  • 1151
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 ay önce

işsizlik psikolojisi

sürekli olarak herhangi bir iş ile ilgili, "şu an şunları yapıyor olabilirdim" denilen; denilenlerin sürekli lafta kalması yüzünden, insanın kendini etkisiz eleman gibi hissetmesini sağlayan durum.

işsizlik şu bakımdan gerçekten tuhaftır; hayatınızın ilk yıllarını agu gugu falan diyerek geçirirsiniz ve olan bitenden pek bir haberiniz olmaz. kreşte tek beklentiniz ise arkadaşınızın elinizden aldığı oyuncağı geri alıp onun kafasına fırlatmak ve anne-babanızın sizi almaya gelmesidir. ilkokulda, yeni ünite dergilerinin dağıtılmasını, yeni bir kokulu silgi almayı, eve dönünce ninja kaplumbağaları ve genki' yi izlemeyi (buradan yaşı ele verdiğim kanısındayım) beklersiniz. ortaokulda hoşunuza giden bir kıza açılmaya çalışırsınız (yıllar geçer ve bir halt diyemezsiniz ayrı; daha sonra kız liseli bir hödükle çıkmaya başlar.) , okuldan eve dönerken atari salonu kaçamağı yaparsınız. lisede işler değişir ve insanlar "ben büyüdüm" moduna girer. sigara içmeye özenenler olur, tesbihle gezenler olur, tarz olsun diye gufi pabucu ile okula gelenler olur.. üniversiteye hazırlanır, dersaneye gidersiniz; hayatınız elektromagnetizma, izotonlar, özdeşlikler olur. üniversite sınavında salak bir biyoloji sorusunu kaydıracağınızı düşünmeden geçer hayat. soruyu kaydırırsınız ve hayatınızın kaderi değişir; mühendis olacak adam gider "puanım tutuyor" diye işletme falan okur (en azından bende öyle oldu) ya da bir puanla uçak mühendisi olacağınız yerde jeolojiye falan girersiniz (yerin dibine girmek bu olsa gerek.). bir şekilde üniversiteyi okursunuz; liseli arkadaşlarınıza "vize, final, proje" dersiniz, "o da neymiş" derler. ki aslında bir halt da değildir, sadece sınav isimleri değişiktir. hele ki kötü bir üniversitede okuyorsanız, liseden tek fark sınav isimlerinin değişmiş olmasıdır. abuk subuk klüplere üye olursunuz. ben dağcılığa falan gitmiştim, uyku tulumuna sığamadım. neyse, kimin umrunda.. erkekseniz okul bitince evinize kağıt gelir ve askerlik için geri sayım başlar. kendi sürecimden bahsettiğim için ondan devam edeyim; kağıt gelir ve aynı günler içinde master' a kabul edilirsiniz, kağıt gidip 2 yıl sonra tekrar gelecektir. sevmediğiniz, kendinizi ait hissetmediğiniz bölümde bir de master yaparsınız. bu kez biraz benimsersiniz olayı, okulda derece falan yaparsınız, sınavlarda dereceleriniz sergei bubka nın rekorlarına benzemektedir; herkes 15-65 arası bişey alır, siz 95 alırsınız. yıllar geçer ve master biter, bu kez doktoraya başlarsınız, kağıt yine geri gider. master yıllarında aldığınız gazla başladığınız doktoradan, "ben sosyalbilimci değil, doğa bilimciyim" deyip ayrılırsınız. bu kez gelen kağıtla beraber siz gidersiniz askere. eğitiminizi soranlara "doktora terk" olduğunuzu anlatmaya çalışırken, doktor olduğunuzu sananlar çıkıp, koğuşta herkes, "şuram ağrıyor ne yapayım" gibi sorular sormaya başlar.. zor bir askerlik yaparsınız ve biter..

..
..
..
biten şey, "iş" sahibi olduğunuz dönemlerdir. bu dönemlerde bir amacınız, beklentiniz, umutlarınız vardır. hep gösterilen hedefe doğru yürürsünüz ve hedeflere ulaşırsınız. aslında hedef her zaman iş yaşamıyla ilgilidir, yani küçüklüğünüzden beri herkes "büyüyünce ne olacaksın" diye sormaktadır ki, bence küçük bir çocuğun bile iş yaşamına şartlanması bu dönemde başlar. yahu kime ne ki çocuğun ne olacağı; bırak oyuncağıyla oynayıp çizgifilmini falan izlesin.. hangi işe gireceğini de zamanı geldiğinde düşünsün..
..
"zamanı geldiğinde" !!!

yani şimdi..

başa dönüyorum, " sürekli olarak herhangi bir iş ile ilgili, "şu an şunları yapıyor olabilirdim" denilen... "
..
işte zaman bu zaman. hep beklediğiniz, hep bir şeyleri ona dayandırdığınız zaman; hep topu taca attığınız yer. iş arama sürecinin sonunda elinizde koca bir hiçin olduğunu gördüğünüzde ya da kısa süre çalışılan, size uygun olmayan bir işten ayrıldıktan sonra başınıza gelen şey. çocukluk hayallerinin kusursuzluğunu, korkunç ve sonu gelmez bir perdeyle örten karanlık.

belki de en kötüsü, iş beğenmemek ve iş bulamamak değil, geleceğe dair umutlarınızı kaybetmek. yapılacak işin olmaması, yapılacak işlerde çalışan patronların size büyüklük taslaması, oluşan umutsuzluk sonucunda, hayattan bir beklentinin kalmaması; boktan üniversite dönemlerinde giyilen koyu yeşil depresyon hırkasının bulunup üste geçirilmesi..

evde oturup "bizim evin halleri" nin ya da cnbc-e dizilerinin tüm bölümlerini baştan sona izlersiniz, hiçbir spor karşılaşmasını kaçırmazsınız, dilediğiniz kadar uyursunuz. "iş aranmadan geçen her gün, hayatından çaldığın bir gündür" diye düşünür diğerleri. sizse iş aramayı bırakın, hayattan umudunuzu kesmişsinizdir. hayal kurmazsınız artık, takım kurarsınız. bunu ciddi söylüyorum; internetteki futbol forumlarına girip takım kurarsınız tüm gün. millet evlenir, çoluk çocuğa karışır, siz olimpiyatın tek bir anını bile kaçırmadığınızı söylersiniz. düşünmeniz için yeterince fırsatınız vardır bu dönemde..

yazımı buraya kadar okuyanlar muhtemelen bir sonuca varmamı da bekliyor olmalılar. sonuç yok; gerçekten neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. phelps' in tüm rekorları kırışını canlı izlemiş olmakla ne kadar övünebilir ki bir insan.. öte yanda da sürekli dayatılan bir "meslek sahibi" olma kaygısı ama hayatın gerçekleri; işlerin hiç sanıldığı gibi olmaması, iş ortamındaki herkesin kendi çıkarını düşünmesi, mantığa ve ilahi adalete olan inancın; umudun kaybolup sönükleşmesi...

böyle bir psikolojidir işsizlik psikolojisi. düşünüp durursunuz sürekli. (bu "devrik cümle kurma" durumunu da içinde bulunduğum ruh haline vermeliyim.) örneğin bu yazdıklarım; benim yalnızca bikaç dakika içinde düşündüğüm şeyleri yansıtıyor ve bu psikolojide insan başka şey düşünmüyor. herkes hayatın bir safhasını yaşıyor ve siz sanki onlara başka bir yerden bakıyorsunuz; yalnızca düşünebildiğiniz bir ortam bu; müdahil olamıyorsunuz ve bir şeyleri değiştiremiyorsunuz..

not: south park' ın tekrarı başlıyor, entry' mi sonlandırmak durumundayım..

devamını okuyayım »