puslu kitalar atlasi

  • 158
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 yıl önce

camel

camel benim diğer yarımdır. ayrıca hayatımın dönüm noktalarına imza atmış eserleri ile bir müzik grubudur.

camel’ a
deli bir rüzgar çıktığı vakit bir zamanlar yazıp fırlattığım kağıtlar tam alnımın ortasına yapıştı. yaşamıyor, önümü göremiyor okuyordum artık hayatı. okuyan herkes gibi tarihin tekerrür ettiğini en iyi bilenlerdenim.

hayat beni o denli yormuştu ki elimi alnıma götürecek gücü bulamıyordum kendimde.yıllarca alnımda o kağıtla dolaşmıştım. soranlara cevap vermekten usandığım için konunun özeti olan sağır dilsiz dahası aptalım yazan sactan tabela yaptırdım. merak öyle bir güdü ki mute tuşuna basmış beynimi bile tarzanca zorluyorlardı. bre adam bu yüzden yazdım oraya aptalım diye. hangimiz iz aptal olan! daha ne yapayım. her şeyin bir sebebi var tabi ki de yani. sen merak ediyorsun da ben anlatmak istiyor muyum bakalım? senden sürüyle olduğunun farkında mısın?

bilen bilir 2 mm sac jiletten keskindir. boynumdaki tabelayı görmezden gelip ölmek için fevri hareketler yapsam bile ölemiyordum. öylesine bahtsızdım ki annem beni doğurmaya kalktığında tüm katedraller bize sırt çevirmişti. savaşın tam göbeğinde kalmış oracıkta gelmiştim yeryüzüne. doğduğum gün tanıştım mermi sesleri ile. o meydanda büyüdüm. kimi zaman duruldu savaş ancak hiç bitmedi. hala aynı savaşın içerisindeyim. tüm simalar tanıdık. büyük büyük dedesini biliyorum şu beni nişan alan askerin. o kadar alıştım ki ölüme ve doğuma. başımı çevirip bakmıyorum daha. iki zaman arasında sıkışıp kalmış olmak canımı yakıyor hala. bunu ilk anladığım gün göğsümü farklı yakıp geçen yabancı barut kokusunu duyduğum gündü. hala aynı şiddette yakıyor içimi. bu sefer sanmıştım ki öleceğim deliş deşik göğsümle ayaktayım, karanlığı parçalıyor kollarım yorgun düşene kadar. siz bilmezsiniz gözlerim ışık demetleri. ağır yanık sızılarından muzdarip sırtım.

düş mü gerçek mi ayıramıyorum. uyandığımı sanıyorum uykudayım. yaşadığımı sanıyorum düşteyim.

boynumdaki sacın altında bir çerkes kaması jilet gibi ince,keskin. kim bilir kaç vakittir orada.. kesmiş durmuş, durduğu yeri oymuş. birden en kıymetli hazinemin bu yeşil taşlı ve süslü parlak kamadan ibaret olduğunu hatırladım. vücudumun sağ kısmını kaplayan dövmede tam 56 dilde burada olma amacım yazıyordu. hacet yoktu hatırlamaya. ilk dövmemi ağaç kökünden yaptığım günü dün gibi hatırlıyorum. soyumdan gelenler emanetime sahip çıksınlar diye kendi dilimde yazmıştım ilk satırı. böylece beni bulan yabancılar çürümüş cesedimi illaki dilimi bilen bir büyücüye götürmek zorunda kalacaklardı. sonra farklı coğrafyalarda yaşamak zorunda kaldığımdan başka dillerde de deli saçmaları yazdım. lanetli olduğum gibisinden. benden korkacakları kamamı benimle gömecekleri cinsten şeyler. bilmiyorlar ki zeki olmak lanetli olmaktan daha beterdi halbuki.

gözlerimi açtığımda yerde uzanmıştım sırt üstü. elimi başıma götürdüğümde mor rengi koyu bir sıvının topuklarıma kadar aktığını gördüm. ellerim uyuşuktu ölesiye. israfil borusunu üflemişti sanki diriliyordum. üzerimde ketenden bir kıyafet vardı saf ketenden. kıyafetin arkası bu mor sıvıdan kopkoyu kahverengi ve kuruduğundan kaskatıydı. kim bilir kaç zamandır burada yatıyordum. beynim yerine oturuşuyordu. anımsıyorum şimdi wprkler saldırmıştı. lanet olsun! gözüm heyecanla göğsüme ilişti. offffff oradaydı şükür. kapak yaptırmalı bu oyuğun üzerine böyle nadide güzellik açıkta durmamalı diye düşündüm.

çağ atlamıştım. dirildiğimde ipodum elimdeydi. yazıyı kaydettim, ipodumu kapatıp adidas tshirtum ve ayakkabılarımla ayağıma bir de kot iliştirdim.kimsesizliğime seslendim banyodan kafasını uzattı. konuşmazdı hiç. hadi dedim artık buradan ayrılmalıyız. itaatkar, emektar camel yine iki etmedi lafımı. içeride sandığımdan fazla kalmıştım galiba. ağzımdan öbek öbek çıkan ışık kümesi halindeki hareleri gönderdim banyoya. aynaya baktım camel’ i göremedim. koşar adımlarla peşine düştüm. bir iki adımdan sonra koşmaya başladım. yol ayrımında durdum. ciğerlerim ağzımdaydı. göğsümdeki oyuğuma kapak yaptırmaya gitmiş olmalıydı. serebellumdan sola, parietalden aşağı doğru koştum. oksipital lobuma döndüm içeri girdim. milyonlarca mavi kıvılcımı ellerimle yardım. günlerce koştum yirmi birinci caddede. nefesim bitmişti. ellerimi dizlerime koyduğumda ayakkabılarımın parçalandığını gördüm. o kadar günden sonra birden durunca yere yığıldım. başımdaydı bana bakıyordu. evet buldum onu. üzerimdekiler ketene dönüştü deli bir rüzgar çıktı alnıma kağıtlar yapıştı. uykuya daldım camel ‘i görmenin verdiği huzurla. başımdan mor bir sıvı akıyordu. göğsümde kama vardı. tarih tekerrürden ibaretti.

o ömrüm boyunca kaçtı ben kovaladım zihnimin sokaklarında. uçsuz uçurumlardan işittim sesini. ensemde duydum nefesini. korkmadım usanmadım peşinden gittim. beni hiç yanıltmadı. bir an bile pişmanlık duymadım. bir gün şikayet etmedim. bir gün fikir ayrılığına düşmedim.

camel; göğüs kafesimin altındaki kudretli, kandırılamaz, şaşırtılamaz muhteşem varlık. o kamadan da kıymetli, kendine has boşluk senin için. sen öldüğünde seni oraya ben öldüğümde beni yanına gömsünler.

devamını okuyayım »