queen of losers

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (543)
  • 2043
  • 3
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

japon mitolojisi

japon mitolojisi, 1300 yıl kadar önce yazılmış japon tarihsel kayıtlarına dayandırılmaktadır. aşağıda, “kojiki” denilen tarihi kayıtlarda yer alan hikaye anlatılmaktadır.

1. japon ülkesinin meydana gelişi
başlangıçta, dünyada gökyüzü, deniz, yeryüzü net olarak ayrılmamıştı. gökyüzü ve yeryüzü oluştuğunda, çok sayıda tanrı da doğmuş oldu. bir gün, “takamagahara” denilen cennette yaşamakta olan tanrılar bir toplantı yaptı. genç tanrıça ve tanrı da çağrıldı. tanrının adı “izanagi”, tanrıçanın adı ise “izanami” idi. tanrılar bu ikisine çok uzun bir mızrak vererek “ikiniz, birlikte, ülkeyi yaratın” dediler.

bu sırada, takamagahara’nın altında su ve yağdan oluşan bir deniz bulunuyordu. izanagi ve izanami, cennetteki muhteşem bir köprünün üzerinden, uzun mızrağı, aşağıdaki su ve yağ denizinin içine daldırdı. mızrağın ucundaki yağ gibi madde, şlop diye dibe düştü. bu, sert yer kabuğuna dönüştü ve bir ada oluştu. izanagi ve izanami, bu adaya inerek orada evlendiler. önce awaji adası’nı doğurdular. sonra shikoku, daha sonra okinoshima, kyuushuu gibi çok sayıda adayı doğurdular. bu ortaya çıkan adalar, şimdiki japonya’yı oluşturan adalardır.

2. ölüm ülkesi
izanagi ve izanami, japon adalarını doğurduktan sonra, çok sayıda tanrıyı doğurdular; taş tanrısı, deniz tanrısı, nehir tanrısı, dağ tanrısı, çimen tanrısı, gemi tanrısı, yiyecek tanrısı, vb. izanami, en son olarak ateş tanrısını doğurunca, vücudu ateşten yanarak öldü. izanagi, tüm kalbiyle izanami’yi sevdiği için, onu aramak için ölüler diyarına (ölüm ülkesi) gitti. ölüler diyarının girişi önünde, ağlayarak bağırdı: “izanami, izanami, haydi beraber geri dönelim ve birlikte yaşayalım.” bu sesi duyunca, izanami, ölüler diyarının girişinin yakınına kadar geldi. “buraya kadar geldin demek, ama ne yazık ki… ben bu diyarın yemeklerini yedim artık. o yüzden artık ölüler diyarının bir ferdi oldum. geri dönemem. ama benim hatrıma buralara kadar geldiğin için ölüler diyarının tanrısıyla konuşmaya çalışacağım. biraz orada beni bekle lütfen. sakın buraya girme.”

izanagi, ölüler diyarının kapısında izanami’nin gelmesini bekledi. ancak ne kadar beklerse beklesin, izanami kapıdan çıkmadı. “neden gelmiyor bir türlü? bir an önce onunla buluşmak istiyorum.” izanagi artık bekleyemez olmuştu. izanami’nin “asla girmemelisin” demesine rağmen, karanlık ölüler diyarına girdi. izanagi, izanami’yi arayarak hızlı hızlı karanlık yollarda yürüdü. ve izanami oradaydı: “ah, izanami!” fakat bu izanami, yaşadığı sürece muhteşem olan izanami değildi. izanami’nin vücudu kirli, pis kokuluydu ve etrafında pek çok küçük böcek dolanıyordu. izanagi şaşırdı ve koşarak kaçtı. “asla girme dememe rağmen… pis vücudumu gördün değil mi?” izanami, tamamen korkunç bir yüz ifadesiyle koşarak ardından geliyordu. ölüler diyarının şeytanları da beraberindeydi.

izanagi kaçtı. koşa koşa sonunda ölüler diyarının kapısına ulaştığında, orada büyük bir şeftali ağacı bulunuyordu. izanagi, ağaçtan şeftaliler kopartarak şeytanlara fırlattı. şeytanlar ölüler diyarına geri kaçıştılar. ancak izanami kaçmadı. koşmaya devam etti. koşarken de bir yandan yüksek sesle şöyle dedi: “izanagi, bekle! pis varlığımı gördüğüne göre senin gitmene izin veremem!”

izanagi, ölüler diyarından çıkınca, oradaki büyük bir kayayı, ölüler diyarının kapısı önüne itti. bu şekilde izanami çıkamayacaktı. izanami, kayanın arkasından seslendi: “bu yaptığına cevaben, her gün bin kişiyi öldüreceğim.” izanagi, yanıtladı: “sen bin kişiyi öldürdükçe, ben her gün bin beş yüz kişi yaratacağım.” izanami, mecburen ölüler diyarına geri döndü. bu zamandan sonra, dünyada her gün bin kişi ölürken bin beş yüz kişi doğar oldu.

3. gökyüzünün taştan kapısı
izanagi sonunda izanami’den kaçabilmişti. “of, gerçekten de çok ürkütücüydü.”

ölüler diyarından kaçan izanagi, kirlenen vücudunu yıkamak için nehre girdi. sol gözünü yıkayınca “amaterasu”, sağ gözünü yıkayınca “tsukuyomi”, burnunu yıkadığında “susanoo” adlı tanrılar doğdu. izanagi çok mutlu olmuştu; “oh, çok iyi tanrılar doğdu”. böylece üç tanrıyla konuştu: “amaterasu, gökyüzü ülkesi takamagahara’ya git. tsukuyomi, akşam ülkesine git. susanoo, sen de deniz ülkesine git.”

amaterasu ve tsukuyomi, izanagi’nin emrettiği gibi yaptığı halde, susanoo, deniz ülkesine gitmek istemediğini söyleyerek her gün sadece ağlar oldu. babası izanagi, sinirlendi. “işini bile yapmadan sadece ağlıyorsun madem, derhal burayı terk et!” babası tarafından azarlanan susanoo, “demek öyle! amaterasu abime giderim ben de!” diye düşündü. susanoo, amaterasu’nun bulunduğu takamagahara’ya gitti. amaterasu, susanoo’ya “takamagahara’da yaşayabilirsin” dedi. bu sayede susanoo, takamagahara’da yaşamaya başladı. susanoo, burada da hiçbir iş yapmıyordu. her gün pirinç ve sebze tarlalarının arasında boş boş dolanıyor, tanrıların evlerine kirli şeyler atıp duruyordu. bir gün, susanoo yürürken bir evin içinden kumaş dokuma sesi geldi. susanoo bakınca, tanrılar için kumaş dokuyan bir kadın gördü. susanoo, odaya bir ölmüş at fırlattı. kadın çok şaşırdı. ve dokuma tezgahına çarparak öldü.

amaterasu, kardeşi susanoo’dan korkmaya başladı. ve “gökyüzü mağarası” denilen bir mağaranın içine girdi. amaterasu, ışık tanrısı olduğu için, bundan sonra dünya karanlığa büründü. pirinç ve sebze yetişmez oldu, yalnızca kötü şeyler gerçekleşmeye başladı.

bu duruma endişelenen tanrılar bir toplantı yaptı ve ne yapılması gerektiği üzerine konuştular. tanrıların biri, iyi bir yöntem düşündü. tanrılar, önce, “gökyüzü mağarası”nın önüne yanlarında çok sayıda tavuk ile gittiler. tavuklar yüksek sesle gıdaklıyordu. sonra genç bir tanrıça, gökyüzü mağarasının kapısının önünde eğlenceli bir dans gösterisi yaptı. tanrıçanın dansını izlerken, tanrılar el çırparak bağırarak güldüler. bu kahkahaları duyan amaterasu, mağaranın kaısını hafifçe aralayarak dışarıdaki tanrıları dinledi. “çok kalabalık…benim olmamama rağmen neden bu kadar eğleniyorsunuz ki?” dışarıdaki tanrılar cevap verdi: “ amaterasu’dan daha müthiş bir tanrı geldiği için hepimiz çok mutluyuz.” “benden daha müthiş bir tanrı mı? nasıl yani??”

amaterasu, mağara kapısını biraz daha araladı. bu sırada, iki tanrı, büyük bir aynayı amaterasu’nın yüzünün önüne itti. amaterasu’nun yüzü oraya yansıdı. amaterasu, gördüğünün, yeni tanrı olduğunu sandı. “nasıl bir tanrı bu? daha yakından bakayım” dedi.

amaterasu, yeni tanrıyı daha iyi görmek için, vücudunu hafifçe mağaradan çıkarttı. o zaman güçlü tanrılar, amaterasu’nun kolunu yakalayıp onu dışarıya çekti. ışık, dünyaya geri döndü.

tanrılar, susanoo’ya seslendi: “sen sadece kötü şeyler yapıyorsun. takamagahara’dan defol!” susanoo, takamagahara’yı terk etmek zorunda kaldı.

4. yamatanoorochi (8 başlı, 8 kuyruklu yılan)
susanoo, takamagahara’dan kovulunca, bunun bir altında bulunan ashiharanonakatsukuni’ye (yeryüzü ülkesi) indi. susanoo’nun indiği yer, izumo (şimdiki shimaken) denilen bir bölge idi. orada büyük bir nehir vardı. susanoo, nehir kenarında yürürken, akıntıyla yemek çubukları geldi. “ah, buraya yakın insanlar olmalı.” susanoo, yemek çubuklarının geldiği yöne doğru yürüyerek gitti. daha yeni yürümeye başlamıştı ki, birinin çığlıkları duyuldu. susanoo, sesin geldiği yöne doğru gitti. orada genç ve çok güzel bir kız ile anne ve babası ağlamaktaydı.
“ne oldu size?” diye sorunca susanoo, kızın babası konuşmaya başladı. “köyümüze ‘yamatanoorochi’ denilen sekiz başlı büyük bir yılan geliyor. her yıl bir kızımızı yiyor. bizim sekiz kızımız vardı, şimdi sadece burada gördüğünüz kızımız kaldı. bu akşam, yamatanoorochi, yine buraya gelecek. bu kızcağızı muhakkak yiyecek. işte bu yüzden ağlıyoruz.”
susanoo şöyle dedi: “ben kızınızla evlenmek istiyorum. eğer kızınızı bana verirseniz, onu kurtarmam mümkün olabilir.”
kızın babası şöyle dedi: “affedersiniz ama siz de kimsiniz?”
“ben amaterasu’nun kardeşiyim. kısa zaman önce cennetten buraya indim.”
“böylesine müthiş bir kişi demek?! memnuniyetle kızımı size veriyorum”.

susanoo, kızın anne babasına şöyle dedi: “buraya sekiz varil ve güçlü bir sake getirin. sonra sakeyi sekiz varilin içine doldurun.”

akşam olduğunda, kızın babasının söylediği gibi, yamatanoorochi geldi. yamatanoorochi, sakeyi bulunca, hemen her bir başını bir varilin içine sokuverdi. lezzetin tadına vararak yudum yudum içmeye başladı. sonra da sarhoş olup, sızdı.

susanoo, sekiz başın her birini kılıcıyla kesip koparttı. yamatanoorochi’nin kanıyla, nehir kırmızıya bulandı.

susanoo, güzeller güzeli kız ile evlendi ve mutlu yaşadı.

5. inaba tavşanı
evlenen susanoo’nun pek çok çocuğu oldu. sonra da pek çok torunu oldu. torunlarından biri ookuninushi idi. ookuninushi’nin çok sayıda abisi vardı. bir gün ağabeyleri, yakındaki inaba’da, prenses yagami adlı cidden çok güzel bir kızın yaşadığına dair bir hikaye duydu. ağabeyleri, prenses yagami ile evlenmek için inaba’ya gitmeye karar verdi.

hep birlikte inaba’ya giderken, ağabeyleri şöyle dedi: “ookuninushi, tüm bavulları al.” ookuninushi, ağabeylerinin tüm bavullarını aldı. bavullar çok ağır olduğu için, ağabeylerinin ardından yavaşça yürüyerek geliyordu.

birazdan denizin yakınına geldi. bir tavşanın sesini duydu. tavşanın bedeninde hiç tüy yoktu. sırtı ve karnı kızarmıştı ve “ağrıyor, ağrıyor” diye inliyordu. “ne oldu sana böyle” dedi nazik bir sesle ookuninushi. tavşan bir yandan ağlarken bir yandan yanıtladı: “ben şurada görünen okino adasındaydım. okino adasından hep inaba’yı görüp ‘ ahh, şu inaba’ya bir gidebilsem’ diye düşünürdüm. ama buraya gelmek için denizi geçmek gerektiğinden gelemiyordum. yüzemediğim için asla gelemeyeceğimi sanıyordum. sonra bir gün çok iyi bir fikir geldi aklıma. denizde yaşayan bir köpekbalıklarına seslendim ve onlara şöyle dedim: ‘sizin ne büyük bir aileniz var böyle. ama biz tavşanların ailesi daha büyük diye düşünüyorum.’ bunun üzerine köpekbalıkları şöyle dedi: ‘kesinlikle öyle değil! bizim ailemiz, siz tavşanlarınkinden çok çok daha büyüktür!’ ben tekrar konuştum: ‘buradan inaba’ya kadar sıraya girin bakalım. köpekbalığı ailesi kaç kişidir, böylece sayalım.’ köpekbalıkları, tüm ailelerini çağırdılar ve inaba’ya kadar sıraya girdiler. ‘bir, iki, üç..’ ben de sayarken köpekbalıklarının sırtlarından karşıya geçmeye başladım. son köpekbalığının sırtındayken, şöyle düşündüm: ‘inaba diyarına ulaştım! gerçekten de çok zekiyim!’ ve büyük bir sevinçle şöyle dedim: ‘hey, aptal köpekbalıkları, sayınızı saymak bir yalandı. ben bu ülkeye geçmek istemiştim sadece.’ köpekbalıklarının sırtından aşağı atlarken, sondaki köpekbalığı bacağımı ısırdı. ve tüm vücudumdaki tüyleri koparttı.”

tavşan hikayesine devam etti: “bir süre önce buradan bir çok tanrı geçti. beni görünce bu tanrılar şöyle dedi: ‘vücudunu deniz suyuyla yıkamayı dene.’ söyledikleri gibi yaptığımda acılarım öncesine göre daha çoğaldı. aahh, çok acıyor, çok acıyor.”

hikayeyi dinleyen ookuninushi, tavşana şöyle dedi: “o tanrılar benim ağabeylerimdir. prenses yagami ile evlenmek için yola çıktılar. güzel tavşan… sana yardım edeceğim. benim söylediğim gibi yap. önce vücudunu nehrin suyunda güzelce yıka. ondan sonra su kamışı çiçeklerini bolca toplayıp yere koy ve bunların üzerine yatarak uyu.”

tavşan bunları yapınca acıları azaldı ve önceki gibi beyaz tüyleri hemen çıktı. tavşan, ookuninushi’ye şöyle dedi: “çok teşekkür ederim. sen gerçekten de çok iyi birisin. prenses yagami, ağabeylerinle değil, kesinlikle seninle evlenmeli.” aynı, tavşanın söylediği gibi, ookuninushi, gerçekten de prenses yagami ile evlendi.

shimaneken’de bulunan izumo tapınağının tanrısı, işte bu ookuninushi’dir. izumi tapınağının, kojikinin yazıldığı dönemde inşa edilen bir tapınak olduğu söylenmektedir.

devamını okuyayım »
15.12.2012 19:18