ramsestyler

  • 325
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

aşk

anlatayım.

ilk günüdür dersanenin. sadece taşa çizilmiş gölge gibi görürsün onu. bir figürden ibarettir. yürüyordur saçları açık. yanında uzun boylu biri. saçlarının rengine vurulmak için güneşin batışını beklemene gerek yoktur. kırmızı da turuncu da ordadır zaten.

"az" diye anlatabilirsin onu. elleri azalır elinde kaybolduğu azıcık zamanda. ne kadar görürsen gör az gelecektir zaman. ah izafiyet. hakkında hiçbirşey öğrenecek yeterlilikte değilsindir zaten ama aşık olursun işte, kadermis gibi sanki. hatta az seviyordur belki seni.

sıcak dersin sen. o soğuk. camı açmalı mı açmamalı mı? şimdi bile anlatırken çocuktum diyeceğin zamanlar.

öyle ulu bir büyünün altına girersin ki. komutları kesin ve uygulaması zorunludur. her ayrıntısına aşık olacak, gözlerinin siyahında derin karanlıklar, teninin renginde beyaz kumlu çöller, saçlarının kokusundan binbir türlü baharat kokusu alacaksın. hiçbir isyana gerek duymadan uyacaksın tüm bunlara. aşık olmak için sebebin yokken aşık olursun ya o yüzden kolaydır tüm bu esaret.

kar yağar birgün. yollar kapanır. muhabbetiniz fon müziği yapar yanyana oturan iki genç sevgili portresine. 100 yıl geçse bile unutmazsın göbeğine dokunulduğunda huylandığını. anneannen, yeni ördüğü atkını onun boynuna dolarken görse seni belki kızmazdı eve sadece şapka ile gelince. gerçi kızsa kaç yazardı.

"ben korkarım aslında ve de çok çekinirim böyle şeyleri söylemeye." der "ama galiba senden hoşlanıyorum ben." kafası önüne eğilir sonra. kızıl saçlar dökülür omuzlarına. şakaklarından aşağıya akan iki kızıl şelâle. sen onun utancını örtecek şekilde "senin hoşlandığın çocuk var ya" dersin "sana aşık" deme gücünü bulursun. sonrası sessizlik. uzun sessizlikler. o zaman geliştirirsin "en iyi sevgili, beraber sıkılabilen sevgilidir" teorini.

"ayrılalım" dersin. durduk yere. oyun gibi. ayrılırsınız. barışalım dersin sonra. "yok" der. "bitti bu iş." zaten anlamıyorsun ya hiçbirşeyi o zamanlar. tuz biber olur bu işte.

çok yanlışlar yaparsın çok. çocuk gibi kırarsın herşeyi. sonra o içindeki vitrinleri sallarken her yere düşen parçaya bakıp hayıflanırsın. haketmiştim belki. ama bir insana da bu kadar acı verilmez ki.

gelir birgün. girer hayatına. yıkar geçer ne varsa ayakta duran. sonra yine gider. çok kızarsın. yoktur arabeskte bu kadar nefret yüklü bir şarkı.

bir kez daha olur bu. yeter diyecek gücü bulunca bir daha olur. ikili delilik zamanları.

sonra büyürsün. o kadar çok aşık olamayacağını öğrendiğin zamanlarda uğrar hayatına. ama kalın kafalı bir kalbi büyülemek kolay olmaz artık. acı çekersin ama eskisi gibi değil. o zaman anlarsın onun da suçu olmadığını. kızıl saçlı bir çocuktur belki. iki çocuk eğlencesi değildi yaşananlar ama bir çocuğu fena halde büyüttüler. ölürken bile sorsalar söylersin kızıl saçlı kızın hayatını değiştirdiğini. en çok aşık olduğum, en çok nefret ettiğim, en çok arzuladığım, en "az" kişi.

hiç görüşülmemiş üç yıldan sonra bile sadece bir telefonla 10 sayfa mektup yazacak kadar düşündürür seni.

başkalarını da seversin. onla başlamış herşeyin üstüne kurarsın büyük aşkları. onun açtığı yaralardan akan su ile büyüyen güllerden koparıp verirsin sevgililerine. saçlarından yansıyan ışık altında öpersin. kalbinin kağıdını bulan odur. sen mektuplar yazarken nasıl ona teşekkür etmeyesin?

öldürdüğü adamın fotoğrafını koynunda taşıyan bir adam gibi onun yarattığı duyguyu çerçeveletirsin. aşkı ilk o koydu hayatına. her aşktan telif düşer artık kızıl saçlarına.

şimdi uzakta olsada, birilerinin onu aldatmasına izin versede, tutmaması gereken ellerin soğuğunda üşüsede kızamazsın.

hatırlamak istemesen bile...

unutamazsın.

devamını okuyayım »
12.06.2009 10:15